Günümüz dünyasında iletişim araçları artık elektronik postalar ve cep telefonları olarak hayatımızın odak noktasına kalıcı misafir oldular.

Tek bir tuş ile istediğiniz anda dünyanın bir ucundan diğerine paylaşım yapabiliyorsunuz.

Ormanlarda yaşamlarını sürdüren ağaçlar tabi bu durumdan çok memnun görünüyor.Çünkü kağıt yapımı için ağaçlar kesilmiyor.

Ama bir başka tehlike ise elektronik paylaşımlar ve bu paylaşımları bizlere ulaştıran baz istasyonlarının yaydığı radyasyon,yaşam süremizi maalesef kısaltıyor.

Yaşam kalitemizin günden güne eriyip yok olmasına neden oluyor.

İnsanlar ayakta kalmak,hastalıklarla mücadele etmek için ilaçlar,özellikle vitaminler ve antibiyotiklerle hayata tutunmaya çalışıyor.

Doğal ürünlere ulaşmak artık çok zor.Sebze ve meyvelerin raf ömürleri uzun olsun diye kimyasallarla  destekler alırken, olan tüm canlılara oluyor.

Parklarda zaman zaman sizlerde ölmüş kuşlar görmüş ve şahit olmuşsunuzdur.Bizim insanımız kuşları beslemek için ekmek kırıntıları sepet sepet yesinler diye önlerine döktükleri için,kuşlarda insanlar gibi unun içinde bulunan glutenden dolayı ya obez oluyorlar yada bağırsak düzenleri bozulup patır patır parklarda tutundukları ağaçlardan düşüp ölüyorlar.

Çağımız kendine yer bulmakta zorlanırken,doğal kaynaklar yok olmakta,canlı türlerin nesli hızla tükenmekte.

İnsanoğlu hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığı için,günden güne yok oluşunun farkında değil,yada bu durumu düşünmek işimize gelmiyor.

Konu nerden nereye geldi.Mektup yazmak diye başlık attım ve iş başka yola girerek devam etti.

Yıllar önce mahallemizde okuma yazma bilmeyen birçok büyüğümüz,bizim yaşlarda yada büyüklerimizden mektup yazmamızı ve gelen mektuplarını okumamızı isterlerdi.

Hele hele yeni okumayı sökmüş çocukların büyüklerine mektup okuması tam bir komediye dönüşürdü.Heceleyerek okunan mektuplar hem okuyanı hemde mektup sahibini çok yorardı.

*Doğrusu bu güzel duyguları nice zamandır toplum olarak yitirdik, artık mektubun yerini teknoloji aldı, birini mi merak ediyorsun basarsın tuşlara pat aradığın karşında, yada canlıda görüşebilirsin, iyi mi kötü mü bilemem belki iyi yönleri de var ama doğrusu o renk renk mürekkeplerle ve renkli kâğıtlara yazılan mektupların tadını hiçbir şeyi veremez. Hele, sevgili ise yazan ve varsa bebeleri, ellerini koyar kağıdın üstüne özenle çizer çocuğunun ellerini ve yanı başında kocaman bir kalp, içi sevda yüklü sevgi dolu bir kalp ki okuyan dokunmuş olur sevdiğinin yüreğine.

Asker mektupları bir başka olurdu, bol selamlı, hane halkı teker teker yaş sırasına göre adıyla yazılır hal hatır sorulur ve her seferinde kendini çok iyi olduğu belirtildikten sonra sıra aynı köyde bulunan diğer akrabalarına gelirdi, onlarında tamamı unutmadan sırayla adları yazılır amca veya dayı gibi unvanlarıyla selam faslı ki okumakla bitmezdi*.

Günümüz de  artık kağıdı, kalemi öksüz bırakıp bir kenara ittik,her türlü yazışma bilgisayarlar,cep telefonları ile devam ediyor.

Kalemin,kağıdın kokusu tarihe karışmak üzere.Yinede kırtasiyelerde o rengarenk güzelim,kalem,kağıtlar,silgileri görmek çok hoş

 

SON MEKTUP(Sabahattin Ali)

Yar, bu mektubu aldığın demde
Kara topraklara verdim kendimi...
Her şey bana engel oldu alemde,
Bir çoşkun nehirdim, yıktım bendimi.

 

Benim gönlüm doğusundan deliydi;
Başka dünyaların şaşkın seliydi...
Bunun böyle olacağı belliydi...
Her şey biter sel yerine döndü mü…

 

Dünya durmaz, bahar olur, kış olur,
Belki senin gözün yaş olur,
Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,
Sevdiklerim ayda yılda andı mı…

 

Yıldız olur sana ışık tutarım,
Bülbül olur pencerende öterim.
Yer altında belki rahat yatarım
Yer üstünde çektiklerim dindi mi...

Şimdi yaşamayı tatlı bulursun,
Koşarsın, gülersin, tez yorulursun,
Bir gün olur yine bana gelirsin
Deli gönlün yaşamağa kandı mı…

*alıntı.