Kapıdan içeri girdim, dükkanın küçük çanı ince bir sesle yankılandı,
İçeriye adım atar atmaz, çiçeklerin kokusu sarıldı etrafıma.
Rengarenk yapraklar, canlı yeşillikler arasında gözüm hep bir gülü aradı,
Elim, istemsizce bir kırmızı güle uzandı.
“Merhaba,” dedi çiçekçi,
Gözlerinde sıcak bir parıltı, ellerinde çiçekler gibi yumuşak bir dokunuş.
“Sevgilin için mi?” diye sordu, göz ucuyla güllere bakarken.
Başımı hafifçe eğdim, bir gülümseme denedim dudaklarımda, ama o kadar zordu ki.
“Evet,” dedim, boğazımdaki düğümü saklayarak, “Ona en güzel güllerden istiyorum.”
Kadın bir gül seçti, sanki yılların tecrübesiyle
Hangi gülün en çok sevileceğini biliyor gibi.
“Elindeki gül,” dedi, “Tam da sevgiye yakışır,
Güller hep en güzel hediyedir, bilirsin.”
Ellerim terliyordu, avuçlarımda hissettim gülün dikenlerini.
“Evet,” diye mırıldandım, gözlerim uzaklara takılı,
“O da çok severdi gülleri…”
Çiçekçi, derin bir nefes aldı,
“Güller öyle bir şeydir ki,” dedi,
“Onları verince karşındakine,
Sana sımsıkı sarılır, içten içe bir bağ kurar.”
Bir an için kalbimde bir çarpma hissettim,
O sarılışın artık imkansız olduğunu bilmenin ağırlığıyla.
Gözlerim buğulandı, ama yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim.
Bunu söyleyemezdim.
Onun artık olmadığını, o güle bir daha dokunamayacağını,
Bunu sadece kendim bilebilirdim.
“Evet,” dedim, sesim fısıltı kadar hafif,
“Sana sarılacağından eminim…”
Ama içimde bir boşluk büyüyordu,
Çiçekçinin samimi bakışları, içimdeki acıyı anlamamıştı.
O gülü aldım, ellerim titreyerek,
Avucumda bir dünya gibi ağır,
Ve yine de ona götürecektim,
Son defa, sonsuzluğun kıyısına.
Adımlarım ağırdı, dükkanın kapısı bir kez daha çaldı,
Ama o sesi, o kokuyu, ve çiçekçinin umut dolu sözlerini,
Onun gidişiyle birleştirip içimde taşıdım.
Sevgilime bir gül daha verdim,
Sessiz bir veda, söylenmeyen bir son.
Sokaklar sessizdi,
Akşamın serinliği, içimdeki ağırlığı daha da büyütüyordu.
Gül elimde, yaprakları kırmızı,
Ama o kadar hafifti ki,
Sanki her adımda biraz daha soluyordu.
Yürürken hatıralar dalga dalga geliyordu.
Bir zamanlar, bu sokaklardan birlikte yürüdüğümüz günler,
Gözlerinde hayatın neşesi, dudaklarında o tanıdık tebessüm…
Güller de o zamanlar nasıl güzel kokardı.
Oysa şimdi, bu gül sadece bir semboldü;
Sonsuz bir ayrılığın soğuk tanığı.
Mezarlığa yaklaştıkça, kalbimdeki düğüm daha da sıkılaştı.
Ayaklarım sanki ağır bir yükle dolmuştu,
Ama geri dönemezdim.
Elimdeki gülü, ona götürmek zorundaydım.
Bir söz verdim kendime:
Her seferinde bir gül, her seferinde bir veda.
Mezarın başına vardığımda,
Rüzgar hafifçe esti, güllerin yaprakları hışırdadı,
Sessiz bir konuşma gibi.
Gözlerim taşa takıldı, o kazınmış isme,
Ne kadar gerçek olursa olsun, kabullenmek o kadar zordu.
Gülü yavaşça toprağa bıraktım,
Ellerim titriyordu, kalbimse neredeyse durmuş gibi ağır.
“İşte geldim,” diye fısıldadım,
“Sana bir gül daha getirdim.”
Ama bu defa, çiçekçinin söylediği gibi bir sarılma yoktu.
Sadece sessizlik,
Sonsuz bir boşluk.
Bir süre öylece kaldım, toprağın soğukluğunu hissederek,
İçimdeki boşlukla yüzleşerek.
Beni hiç anlamayacak olan çiçekçinin sözleri yankılandı zihnimde.
“Güller bir bağ kurar…”
Ama bu bağ artık sadece anılarda kaldı,
Ve ben bu anıları taşırken her seferinde,
Bir parça daha eksiliyordum.
Sonunda ayağa kalktım,
Gözlerimde yaşlar, ama yüzümde bir gülümseme.
Çünkü biliyordum,
Her getirdiğim gül,
Onunla bir kez daha vedalaşmama izin veriyordu.
Adımlarım ağır ağır geri döndü,
Gül kokusu hala burnumda, ama içimde bambaşka bir acı.
Bir daha o çiçekçiye gider miyim?
Belki.
Ama bir daha o gülü kime vereceğimi asla söyleyemem.
Evime dönerken, sokaklar daha da kararmıştı,
Ay ışığı, yolları yavaşça aydınlatıyordu.
Her adımda, çiçekçi kadının sözleri kulaklarımda yankılanıyordu,
Ve her bir sözcük, içimde bir yara açıyordu.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde, evdeki sessizlik bana daha da derin bir yalnızlık hissettirdi.
Gül, hafifçe solmuş gibi görünüyordu;
Bir zamanlar canlı renkleri, şimdi solgun ve hüzünlüydü.
Gülün yanına oturdum, onun karşısında oturur gibi,
Ve derin bir nefes aldım.
Sahip olduğum tek şey, anılar ve bir gül…
Sana getirdiğim her gül, artık birer anı gibi;
Her biri, senin bana bıraktığın son hatıraları taşıyor.
Evin her köşesi, seninle geçen zamanın sessiz tanığıydı;
Şimdi her köşe, senin eksikliğinle dolu.
O gülün yapraklarına dokundum,
Sanki senin elinmiş gibi.
Gözlerim, her seferinde düşündüğüm o son anları hatırlatıyor,
Ve her düşüncede, senin gülümsemen,
Bir yara daha açıyor kalbimde.
Gülün üzerine elimi koydum,
Ve sessizce konuşmaya başladım,
Sanki orada, önümde, bir cevap bekliyormuşsun gibi.
“Güzelce dinlen,” dedim,
“Seninle bu gülün her bir parçası,
Bir zamanlar yaşadığımız her anı hatırlatıyor bana.”
Gece boyunca, o gülü izledim,
Ve her bir gölge, bana seni hatırlatıyordu.
Kapalı pencereden ay ışığı sızıyor,
Ve her bir ışık hüzmesi,
Sanki seni yeniden görmek istiyormuşum gibi,
Ancak bunu asla yapamayacağımın acısıyla doluydu.
Sabah oldu, ve ışık, o solmuş gülü daha da solgun gösterdi.
Gülün üstündeki sabah çiğleri,
Bir zamanlar senin gözyaşlarını,
Şimdi ise bu gülün gözyaşlarını taşıyor gibiydi.
Her seferinde, bir başka gülden,
Bir başka veda.
Bir gün, bu güllerin de solacağını,
Ve anılarımızın tamamen silineceğini biliyorum.
Ama o zamana kadar,
Sana getirdiğim her gül,
Sonsuz bir sevgiyi,
Ve seni sonsuza kadar hatırlama sözümü taşır.
Ve böylece,
Her gül, her veda,
Sonsuz bir şekilde kalbimde yaşar,
Sımsıkı sarılır anılarıma kırmızı güllerin seni andıran kokular