24 Ocak 1993 sabahı Ankara Karlı Sokak’ta evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu Uğur Mumcu hayatını kaybetti. Bu suikast yalnızca bir gazeteciyi değil, kamuoyunun gerçeği öğrenme hakkını da hedef aldı. O günden bu yana Mumcu’nun ölümü, Türkiye’nin en karanlık siyasi cinayetlerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Uğur Mumcu Kimdir?
1942 yılında Kırşehir’de doğan Uğur Mumcu; hukuk eğitimi aldı, gazeteciliğe genç yaşta başladı. Kaleme aldığı yazılar, kitaplar ve araştırmalarla devlet–siyaset–tarikat–mafya ilişkilerini cesurca ortaya koydu.
“Silah kaçakçılığı”, “terör örgütleri”, “derin devlet yapılanmaları” ve “yasadışı ilişkiler ağı” üzerine yaptığı çalışmalar, onu yalnızca bir köşe yazarı değil, araştırmacı gazeteciliğin öncülerinden biri haline getirdi. Mumcu, tehditlere rağmen geri adım atmayan tavrıyla geniş kitlelerin saygısını kazandı.
Cinayet Dosyasında Bitmeyen Belirsizlik
Uğur Mumcu suikastına ilişkin soruşturma yıllar içinde birçok kez genişletildi, farklı örgütler ve yapılar gündeme geldi. Açılan davalarda bazı isimler yargılansa da, kamuoyunu tatmin edecek net bir sonuca ulaşılamadı. Cinayetin azmettiricileri ve tüm bağlantıları hiçbir zaman tam anlamıyla ortaya çıkarılamadı.Dava Süreci Ne Aşamada?
Resmî kayıtlara göre dava zamanaşımı tartışmaları, delil yetersizlikleri ve çelişkili ifadeler nedeniyle sonuçsuz kaldı. Dosya teknik olarak kapanmış olsa da, hukuki ve vicdani anlamda soru işaretleri devam ediyor. Mumcu ailesi ve kamuoyu, cinayetin aydınlatılması için yıllardır “dosya kapandı” anlayışına karşı çıkıyor.

Aydınlatılamayan Cinayet, Bitmeyen Mücadele
Uğur Mumcu’nun ölümü, yalnızca geçmişte kalmış bir olay değil; basın özgürlüğü, demokrasi ve hukuk devleti tartışmalarının merkezinde yer alan bir sembol. Her yıl 24 Ocak yaklaşırken sorulan soru değişmiyor:
Gerçekler neden karanlıkta kaldı ve bu cinayet neden hâlâ çözülemedi?
İki gün sonra bir kez daha anılacak olan Uğur Mumcu, kalemiyle kurduğu cesur cümleler ve gerçeğin peşindeki ısrarıyla, aradan geçen yıllara rağmen Türkiye’nin vicdanında yaşamaya devam ediyor.




