Bir zamanlar çocuklar, her sabah derse başlamadan önce aynı sözleri tekrar ederdi. Kendileri için, toplum için ve en önemlisi bu ülkenin geleceği için…
Bugün geriye dönüp bakınca, bunun ne kadar büyük bir lütuf olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Çünkü o metin, kuru bir metin değildi. Doğruluğu öğretip, çalışkanlığı hatırlatıyordu. Küçüğünü korumayı, büyüğüne saygı duymayı telkin ediyordu. Yani bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan temel değerleri, zihinlere her gün yeniden kazıyordu.
Bugün bu değerlerin eksikliğinden şikâyet ediyorsak, dönüp neyi kaybettiğimize bakmak zorundayız.
Yurdu ve milleti sevmek…
Bu ifade artık bazıları için tartışmalı olabilir. Ama açık konuşmak gerekir: Ortak aidiyet duygusu zayıflayan bir toplumun uzun süre sağlıklı kalması mümkün değil.
Ve Andımız’ın sonunda verilen söz…
Bu sözün, Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilmesi de ayrı bir anlam taşıyordu. Belki de rahatsızlığın bir kısmı da buradan kaynaklanıyordu.
Andımız’ın kaldırılması, basit bir düzenleme değildi. Bu, hangi değerlerin öncelikli olacağına dair açık bir tercihti.
Aslında mesele çok net: Bir çocuğa neyi her gün tekrar ettirirseniz, onu benimser.
Bugün okullarda artan şiddeti, çocukların birbirine yönelen öfkesini sadece “bireysel sorunlar” diye açıklamak kolaydır. Ama eksik bir açıklamadır. Çünkü bu tablo, daha derin bir değer aşınmasının sonucudur.
Bir toplum, çocuklarına her gün doğruluğu, saygıyı ve birlikte yaşamayı hatırlatmazsa; bunun bedelini bir süre sonra davranışlarla öder.
Ve o bedel, maalesef bugün tam karşımızdadır.