İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu partisinin grup toplantısında konuştu. 2026 yılının bu ilk günlerinde, Dünyanın “tehlikeli bir eşiğe” itildiğini, Türkiye de bundan münezzeh olmadığını, artık, tüm dünyada; kuralların, konuşulmadığı, Hukukun, caydırmadığı, diplomasinin ikna etmediği, gücün, salt gücün hakimiyet kurduğu, bir dönem yaşandığını ifade etti.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD tarafından yatağından alınrak kaçırılmasını eleştiren Dervişoğlu “Maduro'yu meşru görerek yapılan, Trump eleştirisi ile, Trump'ı meşru görerek yapılan, Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de ilkesiz, yaşanan hadiseyi kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren, şark kurnazlığını kokan beyanlardır.” dedi

“ALLAH YARDIMCISI OLSUN”

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, bölgemizdeki her gelişmede; “Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi?” sorusunun cevabını aradıklarını belirterek “Cevap vermesi gereken iktidar ise; Her seferinde aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla, Günü kurtarma refleksiyle, Devlet aklını zayıflatan, Milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı.

Kaddafi, Esad, Madura; Hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem “kardeşim” dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi “Diktatör” olarak anılan devrik liderler.

Şimdi soruyorum: Sizce de bu işte bir terslik yok mu?

Biri idam edildi, Biri kaçak, Biri devrildi, biri kaçırıldı. Ne hikmetse bunlara da hep “dostum” dediği, ABD başkanları vesile oldu.

“Ortak” alır, terörist çıkar; “Dostum” der, işgalci çıkar; “Kardeşim” der, derdest edilir.
Allah, Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun!

“BU BARBARLIKTIR”

Elbette, “Ya dediklerimizi yaparsın, ya da işini bitiririz” doktrini, sadece barbarlıktır. Bir devlet başkanı, yozlaşmış ve otoriter de olsa, Böylesi bir hoyratlık meşrulaşamaz. Meşrulaşmamalıdır. Tıpkı, “ya beni seçersiniz ya da sizi mahvederim” siyasetinin de bir hoyratlık, bir barbarlık olduğu gibi.

Maduro'yu meşru görerek yapılan, Trump eleştirisi ile, Trump'ı meşru görerek yapılan, Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de ilkesiz, yaşanan hadiseyi kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren, şark kurnazlığını kokan beyanlardır.

Mesele doğru okunmalıdır. Bu hadisenin özeti, şudur: Bir rejimin istikrarı, “ben kazandım, oldu” denilen seçimlerle ölçülmez. Bir devletin gücü, kurumlarının ve kurallarının gücünden bağımsız değildir. Bir ülkenin en hayati savunma sistemi ise, partizanlığa değil, toplumsal rızaya dayalı siyaset üretilmesidir.

Milletin ortak rızasına boyun eğen bir iktidarın, başka hiçbir güce boyun eğmesine de gerek yoktur.
Biz, dış emelleri de, onun iç aparatlarını da, bu haddin, cüretin nereye varabileceğini de
şüphesiz 15 Temmuz’da gördük. Devlet, içeriden kemirilerek muazzam bir zafiyete maruz bırakıldı.
Kurumlar ve kurallar çökertildi.” dedi

Ankara’da Su Tartışması Alevlendi: Baykoç’tan Mansur Yavaş’a Sert Sözler
Ankara’da Su Tartışması Alevlendi: Baykoç’tan Mansur Yavaş’a Sert Sözler
İçeriği Görüntüle

“İKTİDARIN SAHTE BAHARI BUZ KESİYOR”

İktidarın sahte baharının buz kesiğini, porsiyonlar küçüldüğünü, borçun borçla çevrildiğini, barınma krizi patladığını, şirket iflaslarının arttığını, emeklilerimizin İkinci baharları kara kışa döndüğünü ileri sürdü.

Dervişoğlu şunları söyledi:

Ekmeğini; emeği, namusu ve şerefiyle kazananlar nefes alamaz hâle geldi Sefalet, sebep değil, sonuçtur. İktidarlarının sonucudur.

Diyorlar ki, “Ekonomi dengeleniyor.” Biz de diyoruz ki: Ekonomi, dengelenmiyor,
Milletimiz tüketiliyor. Rakamlar sıralıyor, grafikler gösteriyor, Makyajlı istatistiklerle yalan söylüyorlar.
Ama o rakamlar ne mutfağa giriyor, Ne pazardaki yangını söndürüyor, Ne de ay sonunu getiremeyen milyonların derdine derman oluyor.

İktidarın sahte baharı, emekçinin gerçeği karşısında “buz kesiyor”. Bu iktidar, enflasyonun belini kırmıyor, kıramıyor. Belini kırdıkları şey; Geçinemeyen babanın umudu, hayal kuramayan gencin geleceğidir. 2025 yılı milletimiz için bir “sabır testi” değil, Bir hayatta kalma savaşı olmuştur.

Porsiyonlar küçüldü. Borç borçla çevrildi. Barınma krizi patladı. Şirket iflasları, icralar, hacizler arttı.
Ekmeğini; emeği, namusu ve şerefiyle kazananlar nefes alamaz hâle geldi.

Ve şimdi 2026’ya girdik. Kurdukları yalan düzeninde ilk değişenlere bakın. 1 Ocak’ın ilk dakikalarında da hiç vakit kaybetmediler; Vergiler arttı. Harçlar cezalar katlandı.

Asgari ücrette ise ellerini korkak alıştırdılar. Yapa yapa 22 bin 75 lira yaptılar. Bu asgari ücretle, iki pazar, bir market ancak yapılır. Belki bir depoda benzin alınır.

Açlık sınırı, 30 bin lirayı aşmışken, Asgari ücreti, 28 bin lira olarak belirlemek, Vatandaşı, açlığa mahkum etmektir. Bu açlık, sürünme sertifikasıdır, Açlık karnesidir. Büyükşehirlerde kiraların
20 bin liradan başladığı bir ülkede bu parayla kim karnını nasıl doyuracak?
Kim çocuğuna ayakkabı alabilecek?Kim hayata nasıl tutunabilecek?

Peki ya emeklilerimiz İşin adını koyalım; İkinci baharları kara kışa döndü.

Enflasyon oranındaki artışla, En düşük emekli aylığı, 19 bin lira oldu. Gelin, bir hayatta kalma matematiği yapalım: Ankara’da ortalama kira, 20 bin lira. İstanbul’da ortalama kira, 25 bin lira.
En düşük emekli aylığı, 19 bin lira.

Soruyorum Emeklilerimiz, otel köşelerinde ya daTerminal banklarında mı yaşayacak? 25–30 yıl çalışmış, prim ödemiş, Alın teri dökmüş insanlara, reva gördüğünüz hayat, bu mudur?

Siz, emekliyi sadece açlığa mahkûm etmediniz. Siz, emekliyi kendi ülkesinde istenmeyen insan hâline getirdiniz.

Türkiye’de en düşük emekli maaşı alanların sayısı, 5 buçuk milyon civarında. 11 milyon 500 bin kişi de asgari ücretle çalışıyor. Bu ne demek? Cumhur koalisyonu, bu asgari ücretle ve bu emekli aylığıyla,
Aileleriyle birlikte, 30 milyona yakın vatandaşımızı sefalete mahkum etti, demek.

Bu seviye, Türkiye’de açlık da değil, "yokluk sınırıdır." Buradan o sıcak koltuklarında oturanlara sesleniyorum: Siz hiç, pazarın dağılma saatinde, artık toplayan o teyzenin yüzüne baktınız mı?
Siz hiç, ev sahibi aramasın diye, Telefonunu açmayan o amcanın, çaresizliğine şahit oldunuz mu?
Siz Pazar yerlerinde insanlarımızın çaresizliğini, gördünüz mü?

Türkiye’nin önündeki en büyük sorunlardan biri, Barınma krizidir. Bu iktidar, orta sınıfı yok etmiştir.
Orta direk çökmüştür. Bu bir ekonomik tercih değil, bir toplumsal tasfiyedir.”

Muhabir: Abbas Satır