UEFA Uluslar Ligi tarihinde ilk kez A Ligi arenasına adım atarken, çekilen kura çıtayı en üste koydu. A1 Grubu’nda karşımıza çıkan tablo; Fransa, İtalya, Belçika gibi Avrupa’nın güçlü ekipleri. Büyük turnuvalarda istikrarlı sonuçlar almış, kadro kalitesiyle öne çıkan bu üçlü, doğal olarak grubun ağır topları. Ancak futbol, tabelaya yazılan isimlerin toplamından ibaret bir oyun değil. ‘Bizim Çocuklar’ın böyle bir tabloda sürpriz kovalamayacağını düşünmek de haksızlık olur.

Önce sistemin fotoğrafını doğru çekmek lazım. A Ligi’nde ilk iki sırayı alanlar çeyrek finale yürüyor. Yani mesele yalnızca ayakta kalmak değil. Doğru planlama ve birkaç kritik galibiyetle yukarıya tutunmak mümkün. Üç devden ikisini geride bırakmak zor ama imkânsız değil. Son dönemde milli takımın özellikle büyük rakiplere karşı sergilediği direnç ve cesur oyun anlayışı, bu ihtimali küçümsememek gerektiğini gösteriyor.

Kâğıt üzerinde Fransa bir adım önde duruyor. Kadro derinliği ve bireysel kalite bakımından grubun doğal favorisi. İkincilik için İtalya ile Belçika arasında sert bir rekabet yaşanması muhtemel. İşte tam bu noktada, Ay Yıldızlıların iç sahada alacağı sonuçlar belirleyici olacak. Kendi seyircisi önünde kazanılacak puanlar, gruptaki bütün hesapları altüst edebilir.

Teknik direktörümüz Vincenzo Montella için de ayrı bir hikâye söz konusu. Kendi ülkesine karşı çıkacak olmak, ister istemez ekstra motivasyon yaratacaktır. Genç ve tempolu kadromuzun yoğun maç takviminde sağlayacağı dinamizm ise en önemli kozlarımızdan biri.

Gerçekçi bir tablo çizmek gerekirse, liderlik yarışında Fransa’nın bir adım önde olduğu söylenebilir. Ancak ikinci sıra için oluşacak denklemde Türkiye’nin şansı hiç de yabana atılacak gibi değil. Yüzdelik hesaplara sığdırmak gerekirse, başlangıçta orta seviyede görünen ihtimal, doğru oyun, doğru strateji ve cesaretle yukarı taşınabilir.

Sonuç olarak bu grup, hem zorlu bir sınav hem de kendimizi Avrupa’nın en üst katında ispatlama fırsatı. A Ligi’nde kalıcı olmak istiyorsak, bu tip meydan okumaları korku unsuru değil, gelişim basamağı olarak görmeliyiz. İçeride sağlam, dışarıda akıllı oynayabilirsek, bugün “Zor” dediğimiz tablo, yarın gururla anlatacağımız bir başarı öyküsüne dönüşebilir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben bu olasılığı öyle çok da uzak görmüyor ve ‘Bizim Çocuklar’ın bu işin üstesinden geleceğine inandığımı belirtiyorum.