Gazetecilik öğrenilerek mi kazanılır, yoksa insanın içine doğuştan yerleşmiş bir refleks midir? Sanırım, mesleğin eski ustalarından Şinasi Nahit Berker yıllar önce bu tartışmayı tek cümleyle özetlemişti: “Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur.”

Bu sözün izinde geçtiğimiz günlerde yaşan dışarıdan bakıldığında basit gibi görünen ancak ardında, üzerine çok derin sohbetlerin yapılabileceği bir konuya, yani okuduğunuz yazının gerekçesine gelelim…

EuroLeague’de Fenerbahçe Beko ile Zalgiris Kaunas maçının ardından yapılan basın toplantısına gidelim ve Sarı Lacivertli takımın koçu Jasikevicius’le bir muhabir arasında geçen kısa ama dikkat çekici diyaloga bakalım diyorum.
Söz konusu toplantıda bir muhabir arkadaşımız, hayli uzun bir soru soruyor. Ve de sorusunu telefondan okuyarak yöneltiyor. Dediğim gibi, uzun yapay ve doğallıktan uzak bir soru…

Jasikevicius’un tepkisi oldukça sert: “Bu soruyu telefondan okumak için mi gazetecilik okudun? Bu sence doğal bir durum mu?” Bu tepkinin üslubu doğru mu sizce? Elbette değil tabi ki…

Daha sakin ve daha uyarıcı bir yaklaşım mümkün olabilirdi. Ancak, burada durup biraz düşünmek gerekiyor.
Gazetecilik; hazır cümleleri okumak mıdır, yoksa anı yakalayıp doğru soru yapısını o anda yani, spontane kurabilmek mi?

Ayrıca, eğer bir soru, cevaptan uzunsa orada zaten somut bir yanlışlık vardır. Çünkü, iyi bir gazeteci sorusunu önce zihninde kurar, sadeleştirir ve en yalın haliyle ifade eder. Günümüzde, giderek sosyal medyaya doğru evrilen gazetecilikte, röportaj ve rutin metin aktarımının (haber kuşağı) dışında, herhangi bir yere bakılarak yapılan bir sunum görebiliyor muyuz? Her şey doğaçlama, her şey gelişine…

Kağıttan ya da ekrandan okunan sorular, planlı röportajlarda yer bulabilir. Ama basın toplantısı refleks, içgüdü ve akılcı soruların sorulduğu yerlerdir.

Ve tam da bu noktada “Gazeteci doğulur” sözü anlam kazanır.

Maalesef günümüzde mesleğin bu yönü giderek erozyona uğruyor.
Hazıra kaçan, ezbere dayanan bir anlayış, sadece sormak için sorulan, sorgulamaktan öte, rol çalan bir dil…
Altını tekrar çizelim; tepkinin üslubu tartışılır ancak, işaret ettiği gerçek doğru.
Buradaki mesele bir teknik adamın çıkışından ziyade, mikrofonun arkasındaki sorumluluğun ne kadar taşındığıdır.
Çünkü gazetecilik; soru sorma değil, doğru soruyu doğru anda, en yalın ve en alşılır biçimde sorabilme sanatıdır.
Ve o sanat ne bir telefon ekranına, ne de yazılı bir metne sığar efendim.
Kalın sağlıcakla…