Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Çankaya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Nedret Akşit, Sonsöz Gazetesi ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi.
Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Akşit, söyleşide Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Atatürkçü düşüncenin neden hâlâ en güçlü yol haritası olduğunu, ADD’nin tarihsel misyonunu, güncel tehditleri ve geleceğe dair stratejik hedeflerini ayrıntılı biçimde anlattı.
“ADD, TARİHİN DEĞİL GELECEĞİN ÖRGÜTÜ OLARAK TANIMLANDI”
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 19 Mayıs 1989’da Prof. Dr. Muammer Aksoy ve arkadaşları tarafından kurulduğu bilgisini aktaran Akşit, derneğin kuruluş felsefesini şu sözlerle ifade etti: “ADD sıradan bir sivil toplum kuruluşu olmadı. Atatürk Devrimi’ni bir müze objesi olmaktan çıkarıp yaşayan, üreten ve Türkiye’nin her sorununa çözüm üreten bir ideolojik rehber haline getirme iradesiyle yola çıkıldı.”
Gelinen noktada ADD’nin, halkın sığındığı en güvenli entelektüel liman haline geldiğini vurgulayan Akşit, Genel Başkan Hüsnü Bozkurt’un liderliğinde derneğin “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti” vizyonuyla siyasal ve toplumsal bir çıkış yolu sunduğunu dile getirdi.
TEHDİTLER DEĞİŞTİ, MÜCADELE DAHA DA BÜYÜDÜ
1989 yılında Atatürkçü düşünceye yönelik tehditlerin faili meçhul cinayetlerle somutlaştığını anımsatan Akşit, bugün gelinen aşamada çok daha sinsi ve kurumsal bir kuşatma ile karşı karşıya kalındığını belirtti: “O yıllarda tehdit doğrudan ve fizikseldi. Bugün ise tehdit; eğitim müfredatında, tarikatların devlete sızmasında, anayasal kurumların içinin boşaltılmasında ve milli bayramların itibarsızlaştırılmasında kendini gösterdi. Bu nedenle artık yalnızca koruma değil, açık bir geri kazanma mücadelesi verildi.” Bu tablo karşısında ADD’nin varlık gerekçesinin her zamankinden daha hayati bir nitelik kazandığını özellikle vurguladı.

BEKÇİLİK: STATÜKOCULUK DEĞİL, DEVRİMCİ ÖNCÜLÜK OLARAK TANIMLANDI
ADD’nin üstlendiği “Atatürk ilke ve devrimlerine bekçilik” sorumluluğunun sıkça yanlış anlaşıldığını dile getiren Akşit, bu kavramın pasif bir korumacılık anlamına gelmediğini ifade etti: “Bizler hiçbir zaman büst bekçisi olmadık. Laik eğitimin, kadın haklarının, ekonomik bağımsızlığın ve tam bağımsız Türkiye idealinin bekçiliğini yaptık. Bekçilik, Kemalist devrimciliği hayatın her alanında savunmak anlamına geldi.” Bu mücadelenin zaman zaman meydanlarda, zaman zaman mahkeme salonlarında, zaman zaman da kalemle verildiğini söyledi.
KAMU YARARI STATÜSÜ TARİHSEL BİR VEBAL OLARAK GÖRÜLDÜ
ADD’nin ‘kamu yararına çalışan dernek’ statüsünün büyük bir tarihsel sorumluluk yüklediğini ifade eden Akşit, bu statünün anlamını şu sözlerle açıkladı: “Bu statü, ADD’nin faaliyetlerinin Cumhuriyetin bekasıyla eş değer görüldüğünün resmî bir tescili olarak kabul edildi. Bizler siyasi partilerin dar kalıplarına sıkışmadan toplumun tamamını kucaklama sorumluluğu üstlendik.” Bu yönüyle ADD’nin, devletin kuruluş felsefesinin sivil toplumdaki sigortası haline geldiğini dile getirdi.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.




