Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Vakfı (TFRM) ile Europa Donna Türkiye iş birliğiyle kamuoyunda ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis ile ilgili İstanbul’da farkındalık etkinliği düzenledi.
“Yok Sayamazsın” sloganıyla düzenlenen “Endometriozis: Tanı, Tedavi ve Yaşam Kalitesi” etkinliğinde TFRM Başkanı Prof. Dr. Gürkan Bozdağ, TFRM Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sezcan Mümüşoğlu ve FRM Üreme Endokrinolojisi Özel İlgi Grubu Koordinatörü Prof. Dr. Kübra Boynukalın çikolata kistine dair bilgilendirmede bulundu.

TFRM Başkanı Bozdağ: “Bu Hastalığı Yaşayan Kadınlar Her Hafta Ortalama 10 Saatten Fazla İş Gücü Kaybı Yaşar”
Çikolata kistinin yalnızca kadınlara özgü bir hastalık olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan TFRM Başkanı Prof. Dr. Gürkan Bozdağ, bu durumun görünmeyen ancak oldukça yüksek maliyetlere yol açan önemli bir toplumsal sorun olduğuna dikkat çekti.
Kadınların yaşadığı iş gücü kaybına da değinen Bozdağ, “Bu hastalığı yaşayan kadınlar her hafta ortalama 10 saatten fazla iş gücü kaybı yaşar. Bu da yılda yaklaşık 2 aya yakın üretkenlik kaybı anlamına gelir. Üstelik sorun sadece işe gidememek değil, çoğu zaman kadınlar işte olsalar bile ağrı nedeniyle verimleri ciddi şekilde düşer. Araştırmalar, kişi başına yıllık ekonomik kaybın yaklaşık 6.000–10.000 dolar düzeyine ulaşabildiğini ve sadece ABD’de toplam yükün yılda 45 milyar doları aştığını gösteriyor. Kısacası endometriozis, sadece bireysel bir sağlık sorunu değil. Fark edilmediğinde hem yaşam kalitesini hem de ekonomiyi sessizce tüketen büyük bir yük” diye konuştu.
“İnfertilite Nedeniyle Başvuran Kadınlarda Endometriozis Görülme Sıklığı Yüzde 50’lerde”
Prof. Dr. Kübra Boynukalın ise çikolata kistinin üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda görüldüğünü belirterek, bunun toplumda sık rastlanan ancak çoğu zaman geç tanı alan kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Boynukalın, “İnfertilite nedeniyle başvuran kadınlarda endometriozis görülme sıklığı yüzde 30-50’lere kadar yükselmekte. Bu durum iki tablo arasındaki güçlü ilişkiyi açıkça ortaya koyuyor” dedi.
İnfertilite tedavisine ilişkin bilgi veren Boynukalın, şunları kaydetti: “Günümüzde infertilite tedavisi için başvuran çiftlerin önemli bir kısmı yardımcı üreme tekniklerine yöneliyor. In vitro fertilizasyon (IVF) en yaygın ve etkili yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Yardımcı üreme tekniklerine (IVF/ICSI) başvuru giderek artmakta olup, Avrupa genelinde yılda yaklaşık 1 milyonun üzerinde yardımcı üreme tedavi siklusu gerçekleşiyor. Bu alanda oldukça yüksek uygulama hacmine sahip olan Türkiye, Avrupa’daki tüm tedavi sikluslarının yaklaşık yüzde 8’ini oluşturan payla ilk sıralarda yer alıyor. Endometriozis ve infertilite birlikteliğinde ise kişiye özel planlanan yaklaşımlarla yardımcı üreme teknikleri (IVF/ICSI) sayesinde oldukça etkili tedavi seçenekleri mevcut. Bizlere düşen, toplumda yardımcı üreme tekniklerine ulaşımı kolaylaştırmak, hastalara doğru ve erken tanı konulmasını sağlayarak hem hastalığın ilerlemesini önlemek hem de gebelik şansını artırmaktır.”

Sezcan Mümüşoğlu: “Emzirme ve Gebelik Endometriozis Riskini Azaltıyor”
Prof. Dr. Sezcan Mümüşoğlu ise, çikolata kisti hastalığının önemini giderek artıran bir kadın sağlığı sorunu haline geldiğini ifade etti. Güncel çalışmalarda öne çıkan başlıca risk faktörleri arasında aile öyküsü, erken menarş, düşük beden kitle indeksi, kısa menstrual siklus, uzamış veya yoğun menstrual kanama, nulliparite ya da düşük parite ve bazı serilerde düşük doğum ağırlığının yer aldığını anlatan Mümüşoğlu, sigara kullanımının hastalığı tetiklediğini vurguladı.
Bazı doğal süreçlerin endometriozise karşı koruyucu etkisi olduğunun açıkça görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mümüşoğlu, “Özellikle gebelik ve emzirme dönemleri, adet döngüsü sayısını azalttığı için bu hastalığın ortaya çıkma riskini düşürür. Örneğin, hayatı boyunca toplamda 36 ay veya daha uzun süre emziren kadınlarda, endometriozis riski hiç emzirmeyenlere göre yaklaşık yüzde 40 daha daha düşüktür. Ayrıca her doğumdan sonra yapılan fazladan 3 aylık emzirme, riski yaklaşık yüzde 8 azaltırken; sadece anne sütüyle besleme süresinin artması bu oranı yüzde 14’e kadar çıkarabilmektedir. Doğumdan sonra adetlerin gecikmesi (amenore süresinin uzaması) de benzer şekilde koruyucu bir etki sağlamaktadır” dedi.





