Yazar, Meliha Yıldırım’ı, çok kıymetli arkadaşım, şair, yazar Ferda Balkaya Çetin
sayesinde tanıdım. Yıldırım ile ilk buluşmamızda; Şair Bâkî’nin hayatından bir kesit içeren,
“Remil” isimli kitabını adıma imzalayarak getirme inceliği göstermişti.
Meliha Yıldırım: Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni ve Anadolu
Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi’ni bitirdi. Yirmi dört yıl Vakıfbank’ta çalıştı,
şube müdürlüğünden emekli oldu.

Çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri, inceleme ve kitap tanıtım yazıları yayımlandı.
“Sarıkadı Çıkmazı” adlı öyküsü Altındağ Belediyesi’nde ikincilik (2016), “Batık Bir Kıl”
öyküsüyle Fakir Baykurt Mansiyon ödülünü (2017) aldı. Kasım 2019 yılında h2o Kitap’tan
Zaman O Zaman Değil adlı ilk öykü kitabı, Ekim 2022 yılında Alakarga Yayınları’ndan
Remil adlı ilk romanı yayımlandı. Romanın Mart 2024’te 2.baskı ve Ocak 2026 yılında da
h2o Kitap’tan 3.baskısı yayımlandı. Ankaralı yazardır.
Bugünden on beşinci yüz yılı yazmak ‘bana göre’ hem bilgi birikim işi hem de cesaret işi.
İlgiyle ve merakla okudum. Okuduktan sonra da “iyi ki okudum” dedim.
Dikkat çekmek istediğim, altını çizdiğim yerlerin hepsini yazmam mümkün değildi. Bu
haliyle de fazla olduğunun farkındayım ama edebiyat adına öyle çarpıcı cümleler, imgeler,
betimlemeler vardı ki bir kaçını siz okuyanlarımla paylaşmadan edemedim.
“Yanlış anahtarla zorlanan kapıya, doğru anahtarın takılması gibi açıldı tıkanan sözcükler.
Şiirin tamamını son haliyle yeniden okusa da Zatî, sadece eksik olan ikici Beyit’i duydu.

Hızla uzandı, aldı elinden. İçinden tekrar okudu.”
“Yanlış anahtar doğru kapı” sözü ilk bakışta tanıdık gelse de “tıkanan sözcükleri açmada”
kullanmak bana harika bir duygu sağanağı yaşattı.
“Her bir kelimede dura dura. Bahçenin kıdemli kuşlarının, yapraklarını kışın dökmeyen
ağaçların, soğukta üşümeyen mahalle kedilerinin ıslık sesini, mırıltısını duyuyordu beyitlerin
arasında.”
Herkes kuşlardan, ağaçlardan, kedilerden bahseder ama “Kıdemli kuşlar” kalıcı, göç
etmeyen kuşlar cümleye başka bir imgesellik katmış.
“Eğer ikisinin kalbini çıkarıp avuçlarına koysalar, Mehmet Efendi’ninki zıplayıp düşerdi
yere.”
Hep duyarız; kalbim yerinden fırlayacaktı/fırladı. Kalbim, pır pır ediyor vb. Kalplerini
avuçlarına koysalar, Mehmet Efendi’ninki zıplayıp yere düşerdi. Mehmet Efendi daha
heyecanlıydı dese de olurdu ama böylesi anlamlı bir derinlik katmış.
“Ne kadar soğuksa üstü başı, odayı bile serinletmişti bir anda. Açık buğday teni ayazda
hepten solmuş, ıslanan ince telli saçları yüzüne yapışmaya yer aramıştı.”
Edebiyatta, Mübalağa tanımına “cuk oturmuş”
“Odunlar coşkuyla tutuşurken yeniden oturdu yerine. Karnının tok olduğu aklına
gelince vaktinin yazmaya kalışına sevindi. Sabah Nesime’nin hazırladığı çöreklerden yemişti
gelmeden. Fırından götürmüştü Zatî, giderken Nesime’ye. Yerine ikinci oturuşunda kalemi,
bu sefer ona ağırdan aldı. Ne zaman ara verse önce küser, işlemezdi.”
Yazma tutkusunu açlığa yeğlemesi! Ve mürekkebin kalemin ucunda kurumasını edebi
incelikle dile getirilmiş.
Saray ipliği dokuması yeni cüppesinin, sol iç cebine önceden koyduğu kâğıdı, özenle
çıkardı Bâkî. Onun tertibini memnun bir ifadeyle izleyen hocası, dikkatini daha fazla verdi.
Kelimeleri dökmek istemez gibi kâğıt katlarını nazikçe açışını gülümseyerek seyretti. Bir
eliyle yüzünü yıkar gibi sıvazladıktan sonra öteki elindeki kâğıdı uzattı.
Sadece şairde mi imge kullanılır! Meliha Yıldırım, öyle yerinde imge kullanmış ki kitabı
okuyan dostları mest edecek nitelikte.
Zaman zaman bu kaygımı dile getiririm. Yıldırım’ın kitabı için de aynı düşüncemi dile
getirmek istiyorum. Evet, her kitabı okuyacak kadar ömrümüz yok, seçici olmalıyız. Ama ya
ulaşamadığımız, haberimizin olmadığı kitaplar…
Benden haber vermesi. “REMİL”i, mutlaka okuyun derim.
Romanın konusu mu? Her dönem olduğu gibi! Horlanan, baskılanan ve başka insanda
“sevi/sevgi” arayan kadının ve fallarda geleceğe dair umut arayan insanın hikâyesi.