Bir evde, sorunlu, unutkan, “Alzheimer, demans veya hareket etmeyi zorlaştıran hastalığı olan, engelli, ilerlemiş yaşı nedeniyle temel gereksinmelerini karşılayamayan, yalnız kalmaması gereken bir veya birden fazla insan varsa,  o insanlara bakan evlat, gelin, anne, baba çok iyi yürekli olsa bile, her zaman evimiz olarak kabul ettiğimiz Türkiye gibi bir ülkede, o evde, tasarlanmamış şiddet etkisi yaratan durumlar yaşanıyor demektir. Korkmak, üzülmek, yorulmak gibi.

Çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, huzurevleri için de, taraflar canla başla çaba gösterseler ve çok iyi niyetli olsalar bile şu veya bu düzeyde, yine tasarlanmamış şiddet mutlaka yaşanır.

İnsanın algı ve beden gücü sınırlıdır. Yüreği istese de, ilk iki bölümde dile getirdiğim durumlarda, sorunların ağırlığını, genç ve sağlıklı olan evdeki diğer insanların taşıması çok zor olabilir, bazı bireyler için ise taşınması olanaksızdır. Ancak, taşınması da gerekir. Böylesi yaşantılarda aile içinde paylaşmaya, insan gücüne ve uzman desteğine mutlaka gerek duyulur.

Yaşları ilerlemiş insanlar için sokak, ortak alanlar, toplu taşıma araçları da sorunludur. Hatta “özel halk otobüsleri” diye tanımlanan ulaşım araçlarının iyi yürekli sürücüleri dışındakilerin yüz ifadeleri, davranışları ve mırıldanmaları 65 ve üstü yaşlılar için psikolojik şiddettir.

Yaşlılar diye tanımlanan insanlar olmasaydı, çocuk ve genç dediğimiz insanlar da bulunmayacaktı.

Çok uzun yıllara dayalı deneyimlerime, gözlemlerime göre, ileri yaşlı kuşak ile çocuk, genç, evlat arasında gerçekten sorun veya sorunlar yaşanmaktadır. Dikkat ederseniz sürekli ileri yaşlılar diyorum, yaşlılar demiyorum. Yaşlı kelimesini, yaşı olan anlamında algılıyorum, öyle yorumluyorum. O zaman bebeğin de yaşı var, çocuğun da, yaşayan herkesin de. Algıma göre, yaşsız insan, yaşsız canlı veya cansız varlık yoktur. İnsanlar yaşlarına göre yorumlanırken, daha genç veya daha yaşlı şeklinde tanımlamayı yeğlerim.

Bugünkü yazımın ilk cümlesinde belirttiğim insanların yaşadığı evlerde, topluma açık veya kapalı alanlardaki sorunlardan örnekler verebilirim. Bu sorunları yaşlı dediğimiz insanlar mı, yoksa yakınlarındaki, yanlarındaki insanlar mı üretiyor, sorunlarla nasıl başa çıkılır, sorunlar nasıl anlayışla karşılanabilir, taraflara şiddet etkisi yaratmayacak ve birlikte yaşamayı sağlayacak kolaylaştırıcı yöntemler nasıl bulunur, özetle ileri yaşlılar, evlerinden, barındıkları kamu veya özel kuruluşların sağladıkları özel evlerden sokaklara, toplumsal alanlara güvenle, korkmadan, çekinmeden nasıl çıkar, bir süre sonra mutlu, umutlu ve pişmanlık duymadan yaşadıkları evlere nasıl döner, yaşadıklarını o evlerdeki insanlarla nasıl paylaşır, birer uzmanlık işidir, aynı zamanda güzel yüreklilikle ilgilidir.

 Çoğunu, insan soyunun, insan türünün ürettiği ağır koşullar, yaş ilerledikçe doğal olan güç kaybını ve hastalıkları yaşayan insanların bulunduğu evlerde, öğrenci çocukların, gençlerin, çalışan insanların veya zamanının büyük bölümünü evde geçirenlerin sağlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu konuda, ileri yaşlı, hasta veya engelli bireylerin özel eğitimleri elbette çok önemlidir. Ancak, böyle bireylerle iletişim ve ilişki kurması, destek vermesi gereken diğer aile bireylerinin, sorunlar, nedenleri ve çözüm yolları konusunda bilgi ve deneyimlerini artıracak özel eğitim programlarının hazırlanması, geliştirilmesi önceliklidir.

Böyle programların hazırlanması ve uygulanmasında ısrarlı ve kararlı olmak, ilgili kamu yönetimlerini, belediyeleri ve demokratik kitle örgütlerini yönlendirmek gerekir. Ayrıntıya girmeden belirtmek isterim ki, Cumhurbaşkanlığı Hükümet yapısında yer alan tüm bakanlıkların, görev alanları ne olursa olsun yazıda dile getirmeye çalıştığım konulara katkıları olmalıdır.

En başta da, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın. Başkent Ankara ve diğer illerdeki kamu kuruluşlarının ve belediyelerin yaptıklarını ivedi olarak gözden geçirmeleri, konuların aylık ve yıllık aralıklarla düzenlenecek çalıştay ve kurultaylarda değerlendirilmesi zorunludur. Örgün ve yaygın eğitim programları, evlerde, kapalı veya açık alanlarda, her yaştaki insanlar arasında sorun yaşanmaması için değiştirilmeli, geliştirilmeli, huzur üretecek kadar etkili hale getirilmelidir. Sadece insanlar arasında sorun yaşanmaması için mi? İnsan, hayvan, çevre ve doğa arasındaki şiddetsiz ilişki ve işletişim için de önceliklidir önerilerimiz.

Her yaştaki ve her nitelikteki insanı ile huzurlu, umutlu ve sağlıklı yaşanan bir toplum, ülke ve dünya içindir bu öneriler ve zorunluluklar.

Bu yazının yazılmasında neden olan, komşum ve dostum İbrahim Yılmaz ve eşi Nuriye Yılmaz’la evinde sohbet ederken, yazıda dile getirilen, ileri yaşlılık, hastalık ve engellilikle ilgili aile içi ve toplumsal sorunları konuşmaya başladık. Çok yakınımızdaki örnekleri yorumlarken, sohbet bilimsel bir açık oturuma, söyleşiye dönüştü, sadece ikimizin ve çok değerli eşi Nuriye Yılmaz’ın bulunduğu evlerinde.

“Peki, biz ne olacağız?” dedi İbrahim Yılmaz. Eşi Nuriye Yılmaz da aynı kaygıyı taşıdığını belirtti. Genç insanların bu kısa sorusunu yanıtlamak, durumu saptamak ve çözüm üretmek için bir yazı, bir makale, sanırım bir kitap yetmez.

Bu söz, bu soru, bu kaygı, yanlarında, yazıda konu edilen aile bireyleri bulunan daha genç ve sağlıklı insanların, hem yanlarındakiler, hem kendi gelecekleri için kaygılı ve endişeli olduklarını, korktuklarını somut olarak gösteriyor.

Sorunu çözecek ulusal bir girişim başlatılınca, dünyaya bile “İşte örnek” denince, aile ve toplum içinde sıkıntı yaşayanlar daha mutlu ve umutlu olacaklar, daha genç kuşaklar, aile büyüklerine daha güzel sarılacaklar, geleceklerine yönelik olarak “Peki, biz ne olacağız?” demeyecekler, yaşadıkları anlara ve geleceklerine güvenle bakacaklardır. Bu güzel gelişmeler, çocukları, torunları, sokakları, parkları, salonları, okulları, iş yerlerini, sanat ve spor alanlarını olumlu etkileyecektir.

Böylece, yazılarımda sıkça değindiğim gibi Dünya; toprağı, dağı, ormanı, çölü, buzulu, suyu, havası ile yerin üstündeki bir cennet, insanlar da yerin üstündeki melekler haline gelecektir. Ne mutlu böyle bir cennette, melekler gibi yaşayacaklara, diğer tüm canlıların da yaşamalarına katkı vereceklere.

Haydi, yerin üstündeki melekler!