Gönüllü çalışmalarımda ve “Dost Dili” köşesinde, inandığım için sürekli olarak savunduğum çok önemli bir görüşümü bir kez daha özetliyorum.
“Türkiye ve Dünya Evimiz, üstünde yaşayanlar ailemiz, içinde şiddet barındırmayan farklılıklar doğal zenginliğimizdir. Sevgi, dostluk ve barış için kadın, erkek birlikte dayanışma içinde hareket edilmelidir. Türkiye ve Dünya’da silah, uyuşturucu madde veya sağlığı tehdit eden ürünlerin üretilmesine, ticaretine ve kaçakçılığına, insana, hayvana ve doğaya yönelik tüm şiddet çeşitlerine, ancak annelerin önderliğinde son verilebilir. Sevgi ve dostluktan yana her kadın, çocuk dünyaya getirmese bile annedir, gönül annesidir. Anneler, köyden kente, önce ülkelerinde, sonrasında uluslararası alanda, babalar, gönül babaları ile birlikte, tüzel kişilikli yapılarda, örneğin derneklerde, federasyonlarda, konfederasyonlarda veya benzeri demokratik kitle örgütlerinde örgütlenmeli, aralarında, haklara dayalı iletişim kurmalı, iş birliği ve dayanışma içinde bulunmalıdır. Anneler, kadınlar olmadan asla.”
Kadın-erkek iş birliği ve dayanışma içinde hareket edilmesini savunan bir gazeteci ve toplum gönüllüsü olarak, kadın veya erkeklerin, yasalara uygun, haklara ve özgürlüklere yakışacak şekilde ayrı etkinlikler, ayrı eylemler ve ayrı toplantılar düzenlemesini de, erkek olarak doğmuş bir insan olarak her zaman saygı ile karşıladım, asla hiçbir kesimi eleştirmedim.
10 Ocak 2026 Cumartesi günü, Ankara’da düzenlenen “Kadın Mitingi” de benim için aynı şekilde saygı ile karşılandı. O gün, mitingi, bir erkek gazeteci ve Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı olarak, alanın dışında, güvenlik görevlilerinin de bulunduğu bir yerden izledim, konuşmaları dinledim.
Yaklaşık 3000 kadının katıldığı mitingin açılış konuşmasını yapan 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Av. Şenal Saruhan, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un etkin olarak uygulanmadığını, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin kadına yönelik şiddeti ve ölümleri artırdığını, kadının en temel hakkının yaşamak olduğunu, birlikte ve dayanışma içinde hareket edilmesi gerektiğini söyledi.
Mitingde, ortak açıklamayı, kısa adı KESK olan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Kadın Sekreteri Döne Gevher okudu.
Ortak açıklamada dile getirilen bazı görüşleri paylaşmak istiyorum.
“Bir krizin, bir yıkımın, bir eşitsizliğin ortasında susmayı reddettiğimiz için buradayız.
Kadınlara yönelik şiddeti normalleştirenlere, yoksulluğu kader diye sunanlara, eşitsizliği kalıcı kılmak isteyenlere karşı buradayız. Haklarımıza, emeğimize, bedenimize ve kimliğimize sahip çıkıyoruz. Kadınlar korunmuyor. Uzaklaştırma kararları uygulanmıyor. Şikayetlerimiz dikkate alınmıyor. Kadınların ve LGBTİ’lilerin hakları doğrudan saldırı altındadır.
İstanbul sözleşmesi yaşatır, uygulanmalıdır. Kadınlara yaşam borcunuz var. Şiddeti önlemediğiniz sürece sorumlu sizsiniz. Laiklik yok sayılıyor. Kadın yoksulluğu derinleşti. Ücretler düşük, güvencesiz ve sigortasız çalışan çok sayıda kadın bulunuyor. Kadınların hiçbir yerde can güvenliği yok. Evde, sokakta, okulda, üniversitede, iş yerinde.
Erişilebilir sığınak yok, erişilebilir adalet yok, erişilebilir yaşam yok. Kadınlar yalnız bırakılıyor. Barış içinde bir arada yaşama talebimizi yükseltmek için buradayız. Şiddete, nefrete ve yok saymaya boyun eğmeyeceğiz. Yaşamak istiyoruz. Bizlerden sessizlik, itaat ve kabulleniş beklenmemelidir. Savaş ,için değil; eşit, özgür ve güvenli bir yaşam için bütçe ve politikalar istiyoruz. Derelerin HES’lere, ormanların maden şirketlerine, kentlerin betona teslim edilmesine, doğanın talan edilmesine, hayvanların katledilmesine karşı çıkıyoruz. Çünkü, bedelini biz kadınlar ödüyoruz.”
Mitingle ilgili söylenebilecek çok söz olabilir. Ben, zor koşullar altında düzenlenen bu mitinge katılımın az olmadığından yanayım. Neden?
Bir iki kişinin bile çok şey yapabileceği bir ülkede ve hatta Dünya’da, iklim, ekonomi, iletişim, zaman ve ekleyebileceğimiz başka nedenlerle katılabilen yaklaşık üç bin kişi önemsenmelidir. Katılımcıları; Türkiye’nin her farklılığın temsil edildiği her yaştaki gençleri olarak algıladığımda şunları rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu topluluktan; Cumhurbaşkanları, Devlet Başkanları, Başbakanlar, Bakanlar, siyasal parti genel başkanları, belediye başkanları, genel müdürler, hukukçular, savcılar, yargıçlar, oda, baro, birlik başkanları, rektörler, dekanlar kesinlikle çıkar. Bu topluluğu oluşturan kadınlar, anneler, gönül anneleri, ülkemizde veya başka topraklarda insana, hayvana ve doğaya şiddet uygulayanları, akılları tutulanları ve vicdanları susanları kesinlikle durdurabilir, kesinlikle “iyi”leştirebilir.
Çok az konuşanı ve yazanı bulunsa bile tüm dilleri ve inançları zenginlik olarak algılayan bir insanım. Kulağıma ilk söylenen kelimeler Lazca. İlkokula başlayana değin Rize’nin Pazar Kazasının Apso köyündeki evimde, çevremde Lazca ve Türkçe konuşuldu.
Bugün Türkçe’yi çok iyi konuşan ve yazan bir insan olduğumu düşünüyorum. Bu niteliğimi, bu toprakların uzak ve yakın geçmişine bakarak söylüyorum, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, ancak bir kişi değil, çok kişi tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne borçluyum. Evet, mucize denebilecek ve Dünya’ya örnek olabilecek şekilde kurulan Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı, belki bugün çoğumuz doğmayacaktık.
Bu nedenle, mitingde, ortak bildirinin Türkçe, Arapça ve Kürtçe olarak okunmasının gerekçesi anlaşılamadı, çünkü anlatılamadı, çünkü anlatılabilecek gerekçeler ve nedenler, 10 Ocak’ta ve o meydanda yoktu. Nitekim, bazı demokratik kitle örgütleri, mitinge katılmama kararı aldı.
Ancak, 1980’li yılların başlarında, Diyarbakır’da, sporda demokrasi kahramanı arkadaşlarım, beni Ankara’ya uğurlayacakları dakikalarda, bir araçta Kürtçe şarkıları gizli olarak dinletirken ve ben hiç korkmadan, gerçekten zevkle dinlerken, nedenler ve gerekçeler vardı.
Mitingde, illerden gelenlerin temsilcilerine kısa süreliğine de olsa söz verilebilir, katılımcıların görüşleri ve onayları alınarak, kadın hakları, kadın-erkek birlikteliği, dayanışması için Türkiye ve Dünya geneline yönelik yol haritasının ana konuları belirlenebilirdi. Umarım ve inanırım, güzel yürekli kadınlar, anneler, Ankara’ya boşa gelmediler, evlerine boşa dönmediler.
Haydi, Türkiye’nin sevgi, dostluk ve barıştan yana kadınları, anneleri, gönül anneleri, erkeklerle, babalarla, gönül babaları ile birlikte, dayanışma içinde, yerin üstündeki gerçek cennet için, haydi…