Atamızın bize sunduğu çağdaş uygarlık yolunda yürümek, bağımsızlığı yaşamak mükemmel bir duygu.

Ankara’da yaşayıp Anıtkabir’e uğramamak olmaz tabi ki. Oturduğumuz mahallemiz Anıtkabir’e çok uzaktı.

İlkokul öğretmenlerimiz ve okul müdürümüz 10 kasım sabahı tüm okulu toplayıp Bağderesi tren durağına götürüp, trenle bizleri Atamızı ziyarete ilk götürdüğü gün, hiç aklımdan çıkmadı.

Öğretmenlerimiz ve okul müdürümüz gözetiminde biz çocukların trene bindirip uzun bir yolculuktan sonra Ankara tren garında indirerek topluca Anıtkabir’e gitmemiz harika bir duyguydu.

Yaklaşık yarım saatlik yolu ellerimizde bayraklarımızla gururla yollarda bize sevgiyle bakanların arasında geçip gitmek ve yol boyunca amcaların, teyzelerin dillerinden dökülen “geleceğimizin teminatı çocuklarımız, yaşayın varolun ”sözleri gurur verici anlar olarak hafızamda yer etmişti.

Hele o aslanlı yolda yürümek. Anıtkabir’in mimarları Emin Onat ve Orhan Arda. Bu yolu yaparken ne düşünmüşler acaba?

Rivayete göre Atatürk’ün huzuruna çıkarken saygıdan insanların başını eğmelerini sağlamak olarak bilinse de,o dönemlerde şantiye mimarlarından Nizam Eldem'in öğrencisi de bir başka sebebi gündeme getirmiştir.

”Zemini tam anlamıyla oturmadığı için dersiz döşemelerde çatlaklar oluşur ve kot farkları çok beli olur, bu yüzden asimetrik ve geniş derzli bir döşeme tercih edilmiş”

Kaldırım taşları asimetrik dizlimli ve geniş aralıklarla yola yerleştirilmiş. Bu nedenle bizlerde taşları ortalayarak yürüme gereği duyuyoruz.

Kurtuluş savaşı yaşamış bir ülke olarak Atamızı ve silah arkadaşlarına minnetle anmak, onların açtığı bağımsız bir ülke vatandaşı olmak kolay olmamıştır.

Anıtkabir’in geniş avlusunda Atamızın huzurunda olmak bu günlerimizi görmek gurur verici bir duygudur.

Minicik ayaklarımız ve bedenlerimizle ilkokul yıllarımda geldiğim Anıtkabir’e yıllar sonra opera sanatçısı olarak gelip Atamız için yazılmış bestelenmiş marşları ve türküleri söylemek her zaman büyük bir şans ve gurur olmuştur benim için.

Çocuklarıma da Atamızın sevgisini aşılamış ve yaşatmış bir baba olarak diyorum ki,

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”

*Her 10 Kasımda bu köşe yazımı tekrar paylaşmak istedim.