Nobel ödüllü ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu Türkiye ziyareti sırasında Fatih Altaylı’nın Teke Tek Bilim adlı Youtube kanalına konuk oldu ve birçok konuda görüş beyan etti.
Bu beyan ettiği görüşler arasında sosyal medyada en çok tartışılan ve tepki çeken sözleri ise şunlar:
Atatürk, politik sistemi açmak yerine gücü elinde merkezîleştirmeye çalıştı.
Atatürk gücü eline geçirmeden önce Osmanlı'da daha çoğulcu bir sistem vardı.
Türkiye'nin problemi sivil toplum zayıflatılırken, gücün de tek elde toplanmasıdır.
Şimdi bu sözleri kahve sohbeti sırasında biri sarf etse ya da nutuk atan popülist bir politikacı dile getirse elbette çok da önemli olmazdı.
Amma ve lakin yakın zamanda Nobel ödülü almış, 2023 yılında Kılıçdaroğlu tarafından birlikte çalışacağı ekonomi kurmayları arasında gösterilen biri bu sözleri dile getirdiği zaman ciddiye almak ve yanıtlamak mutlak bir gerekliliktir.
Öncelikle ben bir bilim insanının herhangi bir konuda görüş ya da yorum üretirken kişisel duygu ve aidiyetlerinden ari olması gerektiğini savunurum ve ne yazık ki Daron Acemoğlu’nun bu sözlerinin bilimsel olmaktan ziyade kişisel duygu ve aidiyetleri doğrultusunda sarf edildiğini düşünüyorum.
Bu seviyedeki bir kişinin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini bilmemesi elbette pek mümkün değildir. Bu dönemleri bilen bir kişinin ise ortaya Osmanlı'da daha çoğulcu bir sistem vardı diye bir iddia koyması mantıklı ve bilimsel değil olsa olsa duygusal ve tepkisel bir yaklaşımdır ki böyle bir yaklaşım henüz yeni bilimin en önemli ödüllerinden biri olan Nobel almış Daron Acemoğlu’na hiç mi hiç yakışmamıştır.
Bakın Osmanlı tarihin görüp gördüğü en merkeziyetçi yönetimlerinden biridir. Osmanlı sisteminde hem dünyevi ve hem de uhrevi güç sadece ve sadece tek bir kişinin elinde toplanmıştır!
Osmanlı sistemi teokratik mutlaki monarşidir! Osmanlı padişahları halife-i ruy-i zemin sıfatını kullanırdı, bu sıfat günümüz Türkçesi ile yeryüzünün halifesi, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi anlamına gelirdi.
Daron Acemoğlu “çoğulcu bir sistem vardı” derken ne kastetti tam açmamış ama şöyle düşünün nüfusun yarısını oluşturan kadınların bu sistemde adı bile yoktu nerede kalmış çoğulculuk?
Acemoğlu muhtemelen İmparatorlukta etnik ve dini kimliklerin çeşitliliğinden bahsetmek istemiş olabilir. Doğrudur tüm imparatorluklar gibi Osmanlı İmparatorluğu da çok etnisiteli, çok dilli ve çok dinli bir imparatorluktu amma ve lakin bu çoğulculuk anlamına gelmez ki…
Bir toplumbilim terimi olan çoğulculuk (pluralism) iki temel anlam içerir:
Toplumsal yaşamda her türlü düşüncenin, eğilimin, gerçekliğin var olmasını, eşitliği ve özgürlüğü savunan görüş.
Her türlü eğilimin, düşüncenin örgütlenmesini ve siyasal yaşamda, ülke yönetiminde söz sahibi olmasını kabul eden siyasal düzen.
Osmanlı sisteminde halk padişahın kulu ya da kölesidir ve yönetimde söz sahibi falan da değildir.
Bu topraklarda yaşayan halkın egemenlik hak ve özgürlüklerine kavuşması ancak Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı ve yapılan Türk devrimleri ile olmuştur.
Eğer Daron Acemoğlu 1876 tarihinde ilan edilen Kânûn-ı Esâsî uyarınca kurulan Meclis-i Umûmî’nin etnik ve dini yapısına bakarak böyle bir iddiada bulunuyorsa feci şekilde yanılıyor demektir.
Malum Meclis-i Umûmî seçilmiş parlamenterlerden oluşan Meclis-i Mebûsan ve padişah tarafından atanan üst kamara üyelerinden oluşan Meclis-i Âyan heyetleri tarafından oluşturulurdu.
Kânûn-ı Esâsî, 119 maddeden oluşmaktadır, ilk 7 maddesini aşağıda sunuyorum sadece bu ilk 7 maddeyi okuyanın bile Daron Acemoğlu’nun “çoğulcu bir sistem vardı” iddialarına kahkaha ile güleceğini düşünüyorum:
Memaliki Devleti Osmaniye
Madde 1 – Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyâlatı mümtazeyl muhtevi ve yek vücudolmağla hiçbir zamanda hiçbir sebeble tefrik kabul etmez.
Madde 2 – Devleti Osmaniyenin payitahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair bilâdı Osmaniyeden ayru olarak bir güne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.
Madde 3 – Saltanatı seniyei Osmaniye hilâfeti kübrayı islâmiyeyi haiz olarak sülalei âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir.
Madde 4 – Zatı hazireti padişahi hasbel hilâfe dini islâmın hamisi ve bilcümle tebeai Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır.
Madde 5 – Zatı hazireti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.
Madde 6 – Sülalei âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve madâmelhayat tahsisatı mâliyeleri tekafûlü umumi tahdındadır.
Madde 7 – Vükelanın azil ve nasbi ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişan itası ve eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyaziyelerine tevfikan icrayı tevcihatı ve meskûkat darbı ve hutbelerde namının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kanuniyenin icrası ve devairi idarenin muamelatına müteallik nizamnamelerin tanzimi ve mücazaatı kanuniyenin tahfifi veya affı ve meclisi umuminin akt ve tatili ve ledel iktiza heyeti mebusanın azası yeniden intihap olunmâk şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.
Haaa şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim; Osmanlı Padişahları ne bu Anayasaya ve ne de meclise tahammül edememişlerdir.