Koca bir yılı daha geride bırakıyoruz. Yeni yıl, yeni umutların yeşertildiği, geleceğe umutla bakıldığı günleri müjdeliyor. Ülke olarak son günlerini yaşadığı bu yılı çok ağır ekonomik ve sosyal sıkıntılarla geçirdik. Yıl içinde yazdığımız yazılarda yaşadığımız sıkıntıları ve gireceğimiz yıla ilişkin beklentilerimizi sıklıkla dile getirmeye çalıştık.
Ülkemiz, bulunduğu coğrafya itibariyle sıkıntılı bir bölgede bulunuyor. Etrafımızı saran ateş çemberi, çevrimizde yaşanan savaşlarda çok şükür ki, fiziksel bir yara almadık ama, manevi olarak oldukça büyük sıkıntılara düştük.
İran, Irak, Suriye, Suriye’nin hemen altında yer alan İsrail’in ve onun kanlı lideri Netanyahu’nun, Filistin ve Lübnan’da kadın, çocuk, genç yaşlı demeden 50 binden fazla insanı katletmesi, Yunanistan ile yaşanan gerginlikler tümü bu yılın yaşanan acı gerçeklerindendi. Suriye’de, Esat döneminin sona ermesi ve yeni rejimin, yeni bir yapılanmaya gidiyor olması, yine bu yıla damgasını vuran önemli dış gelişmeler içinde yer aldı.
ABD seçimleri de bu yılın içinde yapıldı. Donald Trump’ ın tekrar başkan seçilmesi yine bu yıla damgasını vurdu. Kimilerine göre seçim sonuçları sürprizdi. Kimileri ise Trump’ın tekrar seçilmesini olağan karşıladı. Ülkemiz için, seçim sonuçlarının Türk-ABD ilişkilerinin nasıl gelişmelere evrileceği açısından önem taşıyor.
Ülkemizde, enflasyon ve yoksulluk 2024’e damgasını vurdu. Emeklisi, asgari ücretlisi, memuru, dar ve sabit gelirlisi ile günü birlik yaşayanlar tam anlamıyla, tam bir yoksulluk yaşamaya devam ettiler. Çizilen tüm pembe tablolara karşın, yaşanan derin yoksulluk yaşadığımız olaylarla adeta yüreğimizi dağladı. Gelecek yılda bu olumsuz tablo değişecek mi diye soracak olursanız ne yazık ki, sizlere umut verecek bir ışıktan bahsedemiyoruz. Bu sadece bizim görüşümüz değil. Ülkeyi yöneten kadrolarda, iyi günlerin ancak 2026’dan sonra geleceğine dikkat çekiyorlar.
Aslında; bu yılın son yazısında, sizlerle pırıl pırıl gelecek vaat eden, vatandaşlarının çıkma sebze ve meyveye muhtaç olmadığı, çocuklarının karnı aç okula gönderilmediği, günlerce hastane kapılarında bekletilmediği bir ülkeden bahsetmek isterdik, ama yaşadıklarımıza baktığımızda, böylesi güzel günler için, daha uzunca bir süre bekleyeceğimiz gerçeğinden kopamıyoruz.
Bu ülke için umutlarımızı hiçbir zaman kaybetmedik. Her zaman bu ülkenin çok zengin kaynaklara sahip olduğunu, pırıl pırıl yetişmiş bir insan varlığının değerlendirilmesi halinde dünyanın gelişmiş on ülkesinden biri olacağına inandık. Ancak, ne ekonomik kaynaklarımızı ne de bu değerli insan varlığımızı yeterince değerlendirilemediğini gördük. Ne yazı ki, yapılan hatalardan vazgeçilmediği gibi, aksine hatalara devam edildiğini, bunun doğal bir sonucu olarak değerli genç varlığımızı yitirdiğimizi içimiz kan ağlaya ağlaya izledik.
Gelin sizlerle bu yılın son yazısında, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” şiirini köşemize alalım. Bakın ne diyor şairimiz Tarancı;
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Katılmamak mümkün mü bu sözlere. İşte özlediğimiz, çağdaş, büyük Türkiye tablosu böyle olmalı. İnanın ki, böyle bir ülke olmak hiçte zor değil. Yeter ki; bu ülke, kadınıyla, ereğiyle, genciyle yaşlısıyla kuruluş tarihindeki fabrika ayarlarına dönsün, bu beceriyi göstersin. İnanın her şey çok daha kolay olacaktır.
Okuyucularıma, gelecek yılın sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum. Dilerim, 2024 yaşadığımız acıların sona erdiği bir yıl olur.