SUİÇMEZ: KAZDAĞLARI DÜNYA MİRASI OLARAK TİTİZLİKLE KORUNMALIDIR

0
108

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMO) Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, Kazdağları’nın santraller ve ekoturizm gibi nedenlerden dolayı yaşadığı sıkıntılar ile ilgili açıklama yaptı.

TMMO Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, termik santraller ve ekoturizm gibi nedenlerden dolayı bazı sorunlar ile karşı karşıya kalan Kazdağları ve bunun ile ilgili çözüm önerileri hakkında açıklamalarda bulundu. Suiçmez: “Kazdağları Yöresi, birbirini tamamlayan önemli bir karasal ekosistemler bütünü, Türkiye`de ve Dünya`da bütünlüğü korunan önemli bir orman alanı, yaban hayatı için değerli bir yaşam alanı, tarımsal üretime doğrudan ya da dolaylı katkıları yanında, özellikle Biga Yarımadası için olmazsa olmaz su kaynağıdır. Bölge, coğrafik konumuyla çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır. Dünyanın ve de ülkemizin çok özel bir bölgesi, gelecek nesillere dünya mirası olarak bırakılması gereken bu yöre titizlikle korunmalıdır.”

‘DÜNYA MİRASI İÇİN ÖNEMLİ’

Kazdağları’nın hem doğal koşulları hem de jeopolitik yapısı açısından önemli bir bölge olduğunu vurgulayan Suiçmez sözlerine şöyle devam etti; “Adını mitolojik İda Dağı`ndan alan Kazdağları Yöresi, birbirini tamamlayan önemli bir karasal ekosistemler bütünü, Türkiye`de ve Dünya`da bütünlüğü korunan önemli bir orman alanı, yaban hayatı için değerli bir yaşam alanı, tarımsal üretime doğrudan ya da dolaylı katkıları yanında, özellikle Biga Yarımadası için olmazsa olmaz su kaynağıdır. Çanakkale`de Merkez, Lapseki, Biga, Çan, Yenice, Ezine, Ayvacık ilçeleri ile Balıkesir`in bir kısmını içine alan Kazdağları`nın yaklaşık %80`i Çanakkale sınırları içerisinde, %20`si ise Balıkesir sınırlarında kalmaktadır. Önemli doğa alanlarına, milli parklara, tarihsel, kültürel ve binlerce yıllık mitolojik değerlere, antik kentlere sahip zenginliklerinin yanında, Avrupa-Sibirya-Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasında kalan bölge, coğrafik konumuyla çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır. Çanakkale ile Balıkesir birlikte değerlendirildiğinde yörede tarım %43`lük bir paya sahip olup yaşayan nüfusun %30`unun geçim kaynağı tarımdır. Çanakkale, tarımsal çeşitliliği en zengin illerimizden biridir ve ilin tarımdaki ekonomik hacmi yılda 10 milyar doları aşmaktadır. İldeki bazı tarımsal ürünleri dünyaca tanınan coğrafi işaret tesciline sahip olmasına karşın, örneğin, coğrafi işaretli ürünlerden olan Ezine peynirinin üretildiği alan içerisinde, bugünlerde çok tartışılan Kirazlı Balaban Altın İşletmesi Ruhsat Alanı da yer almaktadır. Dünyanın ve de ülkemizin çok özel bir bölgesi, gelecek nesillere dünya mirası olarak bırakılması gereken bu yöre titizlikle korunmalıdır. Maalesef, korumak bir yana, bir yandan kömürlü termik santrallerin, diğer yandan madenciliğin yarattığı sorunlar ile son günlerde bölge bir de sözde ekoturizm tehdidi altındadır.”

Kazdağları’nda Kömürlü Termik Santrallerden kaynaklı yaşanan sorunları dile getiren Suiçmez şunları aktardı; “Yörede yaşayanlarca önceleri ciddi ve temiz yatırım sanılarak desteklenen, iş-aş-ekmek kapısı görülen ilk termik santralden bu yana, işin özü anlaşılana kadar neredeyse 20 yıl geçti. Dünya kömürden enerji üretmekten aşama aşama vazgeçerek karbonsuz bir ekonomiye doğru yürürken, ülkemiz Kyoto Protokolu’nu 12 yıl gecikmeyle onaylamış, Protokolün onaylandığı yıl ‘Kömür Yılı’ ilan edilerek, kömürlü santrallere hız verilmiştir. Bugün Biga Yarımadası’nda kirli enerji üretimi yapan 5 termik santralde 3 bin 600 Mw enerji üretilmektedir. Yöre için planlanan termik santral hacmi toplam 18-20 bin Mw’a varmaktadır. Çanakkale`nin anlık enerji ihtiyacı ise 300 Mw dolayındadır ve ihtiyaç yenilenebilir, rüzgar-güneş-jeotermal kaynaklardan üretilebilmektedir. Bugünkü haliyle üretilen 3 bin 600 Mw enerjiyi sanayi bölgelerine nakletmek için yüksek gerilim hatları döşenmektedir ve neredeyse üstünden yüksek gerilim hattı geçmeyen orman alanı ve tarım alanı kalmamıştır. Termik santrallerin kısa vadedeki görünür zararları; baca gazları, partiküler maddeler, asit yağmurları, ürün deseninde bozulmalar, yerel tarım ürünlerinde ve hayvancılıkta verim düşüklüğü, köylerin boşalması biçiminde kendini göstermektedir. Planlanan santrallerin tamamı kurulur ise olumsuz boyutları ve yöre için maliyeti çok daha yüksek olacaktır. Bölgede yaşanan kötü durumun toplumsal maliyetleri henüz hesaplanmamıştır. Asıl toplumsal maliyetin insan sağlığı üzerinde yoğunlaşacağı, yörede yaşayanların solunum yolları rahatsızlıkları başta olmak üzere yakalanacakları amansız hastalıkları şimdilerde yaşamaları ile anlaşılmıştır. Talebimiz, kömürlü termik santrallerin kapatılması ve çevreye olan zararlarının önlenmesidir.”

MADENCİLİK SORUNUNA DEĞİNDİ

Kazdağları bölgesinde yapılan kirli madencilik çalışmalarının bölgenin hem doğal alanlarını hem de insan formlarını olumsuz yönde etkilediğini belirten Suiçmez şunları kaydetti; “Ülkemizde son 20 yıl içerisinde mevcut Maden Yasası`nda maden şirketlerinin lehine 20`den fazla değişiklik yapılmıştır. Sağlanan imtiyazlar, teşvikler, destekler ve kolaylıklarla ülkenin her yeri ruhsat alanları ile doldurulmuştur. Kazdağları ekosistemi de bu gelişmelerden payına düşeni fazlasıyla almıştır. Özellikle 2000`li yılların başında metalik madenciler yani kirli madencilik yapanlar, orman katliamı yapanlar, patlatma yaparak tozunmaya neden olanlar, çevreyi kirletenler ve doğayı yok edenler, yani çoğunluğu yabancı olmak üzere ‘yatırımcılar’ ülkemize gelmeye başlayınca, ilk tepkiler Bergama-Ovacık`tan yükselmişti. Ülkemizde de metalik madenciliğin ilk girişimcileri yabancılar olmuştur. Bu dönemde adı geçen yerli şirketler, yabancı şirketlerin yasa gereği ülke içerisinde kurdurmak zorunda oldukları taşeron şirketlerdir.”

Bu soruna müdahale etmek için birçok faaliyette bulunduklarını ifade eden Suiçmez şunları söyledi; “Kazdağları`ndaki altın, gümüş madenlerinde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Belgesi alma işlemleri, 2008`li yıllarda yoğunlaşsa da, halen devam etmektedir. Başlangıçta 9 adet altın, gümüş şirketi küçük ölçekli ÇED başvurularında bulundular. Şirketlere karşı yörede Ziraat Mühendisleri Odası`nın öncülüğünde çok yoğun mücadele başladı. Bu aşamada Çanakkale Çevre Platformu kuruldu ve Şube Başkanımız Hicri Nalbant, 10 yılı aşkın bir süre platformun sözcülüğünü de yürüttü. Anayasa`nın 56. maddesindeki ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.’ hükümlerinin vatandaşlara yüklediği ödev gereği, 2019 yılında Çanakkale Kent Konseyi çatısı altında ‘Su ve Vicdan Nöbeti Hareketi’ başlatıldı. Şube Başkanlığımız ile birlikte tüm ZMO Örgütlülüğü bu mücadelenin tarafı oldu. TMMOB 45. Dönem 4. Danışma Kurulu, Kazdağları`nda ve ülkemizin dört bir yanında yürütülen sömürge madenciliğine karşı mücadelenin güçlendirileceği vurgusuyla 28 Eylül 2019 tarihinde Çanakkale`de toplandı. Tüm Türkiye`ye yayılan ve dünyanın her yerinden ses getiren ve 150 binden fazla yurttaşımızın katıldığı ve Fazıl Say`ın da konser ile destek verdiği gönüllü çevre hareketi, pandemi koşullarında zorluklara rağmen, bugün de başarı ile sürdürülmekte, tüm doğa ve çevre dostlarıyla Kazdağları`nı korumak için etkin mücadelesine devam etmektedir.”

Bu problemlerin çözümü için gerekli yasal süreçlere de başvurulduğuna vurgu yapan Suiçmez; “Süreç içerisinde yaşanan doğa katliamı konusunda, ilgili termik santraller de dahil olmak üzere, 50’den fazla dava açılmış, Çanakkale Şubemiz tüm davalarda yerini almış, üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Başlangıçta açılan tüm davalarda yürütmeyi durdurma ve iptal kararları alınmış, daha sonra şirketler hemen bütün davalara itiraz ederek ve kapasite artışına giderek yeni ÇED`ler almaya başlamışlardır. Daha önce kazandığımız davaların bir bölümü yargıdan dönmeye başlamıştır. Kirazlı-Balaban İşletmesi için açılan dava da, önce Danıştay`dan lehimize sonuçlanmış, daha sonra ise maalesef kaybedilmiştir.” ifadelerini kullandı.

VERİLEN RUHSATLARA DİKKAT ÇEKTİ

Şirketlere verilen ruhsatların doğaya zarar verdiğini ve bunların iptal edilmesi gerektiğini savunan Suiçmez şunları ifade etti; “Mücadele sürecinde maden şirketinin ruhsat süresi dolmuş, ancak uzatma sağlanmamıştır. Yani şu an şirket, işletme alanında ekipmanları ile birlikte işgalci konumundadır. Tarım ve Orman Bakanlığı işletme alanı olarak tahrip edilen alanı rehabilite edeceğini açıklarken, Enerji Bakanlığı ve şirket yetkilileri işlemlerin sürdüğünü belirtmişlerdir. Kamu yönetimindeki belirsizlik devam etmekte olup, bir an önce konu netleştirilmeli, süre uzatıma gidilmemelidir. Söz konusu işletmenin eski ÇED Raporu`nda, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereği zeminden sıyrılan yüzey toprağının uygun bir yerde muhafaza edileceği, işletme süresi bittikten sonra rehabilite işlemleri sırasında bu toprağın kullanılacağı belirtilmektedir. Ancak işletme alanında ve yakın çevresinde hiçbir şekilde yüzey toprağı biriktirilmemiştir.”

Bölgede yer alan vatandaşların da bu konuda bir mücadele içinde olduklarını dile getiren Suiçmez şunları söyledi; “ Çanakkale Kirazlı`ya 2009 yılında ruhsat devri ile gelen Kanadalı bir şirket ve taşeronu, 10 yıldan uzun süredir bölgededir. Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt olmak üzere üç ruhsat alanına sahiptir. 2013 yılında işletmeye başlayacağını duyuran şirket, bölgedeki direniş yüzünden halen işletmeye geçememiştir. Talebimiz; doğaya zarar veren bu ruhsatların da derhal iptal edilmesidir.”

EKOTURİZM SORUNU

Son yıllarda bölgede başlayan ekoturizm faaliyetlerinden kaynaklı zararları değerlendiren Suiçmez; “Son yıllarda, doğal alanları, tarım alanlarını, ormanlık alanları da kapsayan ve hızla çoğalan bir ekoturizm patlamasına, yeni bir yapılaşma türü olarak tanık oluyoruz. Ülkemizin batısında Çanakkale`de Kazdağları yöresinin içinde olduğu bölgede de örneklerini görmeye başladığımız ekoturizm, Uluslararası Doğa Koruma Birliği`nin tanımıyla, ‘doğayı ve kültürel kaynakları korumayı destekleyen, ziyaretçi etkisi düşük ve yerel halka sosyo-ekonomik fayda sağlayan, bozulmamış doğal alanlara, çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyarettir.’ Türkiye’de ekoturizmin henüz mevzuatlarda geçerli tanımı yapılmamışken, 100 binde 1’lik Çevre Düzeni Planlarında konuya yer verilmesi yeni bir doğa zararının kapılarını aralamıştır. Ekoturizm konusu, tanımının dışında rant kapısı olarak görülmeye başlanmış, bu durumdan da en çok tarım alanları ve ormanlar zarar görmeye başlamıştır. Yörede kömürlü santraller ve kirli madencilik gibi sorunlar had safhadayken, ekoturizm yeni bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır. Talebimiz, kamu yönetiminin ekoturizm adı altında rant odaklı yeni doğa zararlarına izin vermemesidir. Bilinmelidir ki; Kazdağları`nı yok etme girişimlerine karşı, üst birliğimiz TMMOB ve Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şubemiz başta olmak üzere tüm ZMO Örgütümüzce gerekli hukuki ve toplumsal mücadeleye devam edilecek, süreç titizlikle takip edilecektir.” şeklinde konuştu.