Dirençli bir şehir hem şokları, hem de stresleri ele alarak, olumsuz olaylara daha iyi yanıt verebilir hale gelir ve genel olarak hem iyi, hem de kötü zamanlarda temel işlevleri tüm nüfusa daha iyi sunabilir.
Dirençli Şehirlerde Öne Çıkan Değerler
Dünyada olumsuzluklara karşı pozisyonlarını güçlendirmeyi başarmış birçok dirençli şehir ve şehirsel uygulamalar giderek yaygınlaşma eğilimindedir. Bu şehirlerde öne çıkan bazı uygulama merkezli hususların örnek alınması birçok şehrimiz için kolay olabilir.
Çevreyi ve insanları korumak üzere yaygınlaştırılmış bisiklet yolları ve bisiklet kullanımına teşvikler söz konusudur. Hızlı otobüs, tren, tramvay, metro gibi toplu taşıma sistemleri yaygınlaşmıştır. Şehirlerin içindeki ve çevresindeki araç yolları, yaya yolları ve geçitleri, otoparklar, yürüme ve koşu alanları yaygındır. Elektrikli ve hibrit araç kullanım teşvikleri ile bu araçların şarj ve bakımları için birçok nokta yaygınlaştırılmıştır. Binalarda ısı yönetimi, su kullanımı ve atık yönetimi ile ilgili disiplinlerin benimsenmesi, uygulanması son derece başarılıdır. Yağışı davet eden yeşil alanların yaygınlığı, geniş parklar ve yağışların emilmesine imkân sağlayan, betonlaşmadan uzak, yeterince toprak alanlar söz konusudur. Yerel olarak yetiştirilen gıdaların topluluk destekli tarımdan, çiftlik dükkânlarından, kapalı alanda tarım yapılan seralardan, çiftçiden doğrudan satış alanlarından elde edilmesi mümkündür. Bölgesel ve yerel ısıtma sistemleri olabildiğince yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmektedir. Dijital ağların her türlü riske karşı ayakta kalabilme sağlamlığı ile hizmetlerini sürdürebileceği garanti edilmektedir. Şehirlerdeki sağlamlığı, yapısal bütünlüğü ve kaynakları korumayı sağlamada sivil toplum rolleri geliştirilmiştir ve sivil topluma inisiyatif yaratma ve kullanma teşvikleri sunulmuştur.
Şehirsel Dayanıksızlıklarda Majör Etkenler
Şehirlerin dayanıksızlıklarında finansal ve ekonomik krizler, nüfus akışları, çevre ve iklim olayları, doğal ve insanların neden olduğu afetler, sosyal çatışmalar ve terörizm, şehirlerin yaşayabileceği zorluklardan sadece birkaçıdır. Dirençli bir şehir, insanların yaşamlarını korurken ve geliştirirken, herhangi bir şok veya stres sırasında hizmet ve işlevlerin sürekliliğini sürdürebilir. Doğal ve teknolojik tehlikeler özellikle yüksek kalıcılığa ve yoğunluğa sahiptir. Dünya çapında, riske açık alanlardaki kentleşme süreçleri, insanların ve varlıkların savunmasızlığını artırmaktadır. Hızlı kentleşme, göç, doğal afetler veya çatışmalar tarafından tetiklenen nüfus yer değiştirmesi gibi hususlar konut, altyapı, iş piyasası, kentsel çevre ve topluluk uyumu üzerinde baskı oluşturmaktadır. Büyük gayri resmi kentsel yerleşimler, potansiyel olarak şehirleri krizlere karşı daha savunmasız hale getiren sosyal kutuplaşmalarla şiddetlenmektedir. Dayanıksızlığı tetikleyen etkenlerden dünya çapında etkilenen ülkelerde hafifletici ve önleyici politikaların etkili bir şekilde benimsenmesine yönelik büyük ve önemli bir dönüşüme ihtiyaç vardır.
Dayanıksızlıkta Mali Krizler
Avrupa şehirlerinde olduğu gibi ülkemizde de belirginleşen mali ve ekonomik kriz sosyal eşitsizliklerin artmasına neden olmuştur. Özellikle dünyanın bazı bölgelerinde kentleşme süreçlerinin yoğunlaşması, büyüyen sosyo-ekonomik eşitsizlikler ve herkes için temel altyapı ve hizmetlere yönelik ihtiyaçlar, şehirleri yarının risklerine hazırlamak için yeni uyarlanabilir stratejiler gerektirmektedir. Ek olarak, iklim değişikliğiyle ilgili riskler ve belirsizlikler ile yeni teknolojilerin istenmeyen sonuçları dikkate alındığında, şehirler sistemik zorluklarla mücadeleye uyarlanabilirler ve böylece tanımlanacak zorluklarla esnek bir şekilde başa çıkabilirler.
Yaşamsal Rota Şehirleri Göstermektedir
Birçok nedenden dolayı insanlığın çoğu için gelecek, şehirlerde yaşamayı gerektirmektedir. Ancak bunu güvenli bir şekilde yapmak için, kentsel toplulukların karşı karşıya kaldıkları artan ve değişen şoklara karşı hazırlıklı ve dayanıklı olmaları gerekmektedir. Şehirler kırsal alanlardan insanları fırsat ve bağlantı arayışı içinde her zaman çekmiştir. Ancak şu anda dünyanın kentsel nüfusu her hafta yaklaşık 1,4 milyon kişi artış göstermektedir. Bu eğilim devam ederse, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun tahminen üçte ikisinin şehirlerde yaşayacağı tahmin edilmektedir. Bu hızlı kentsel büyüme doğru planlanmazsa, afetlere, hastalıklara, iklim değişikliğinin etkilerine ve diğer tehlikelere maruz kalan insan sayısı da artmaya devam edecektir. Genellikle en yüksek riskli bölgelerde yaşadıklarından ve kendilerini korumak için en az kaynağa sahip olduklarından, en çok acı çekecek olanlar en fakir insanlardır. Hızlı ve plansız kentleşmede kentsel alanlardaki afetlere hazırlanmak, müdahale etmek ve toplulukların afetlerden kurtulmasına yardımcı olmak söz konusu olduğunda; yetkililer ve insani yardım kuruluşları için yeni zorluklar da söz konusudur. Hükümetler, topluluklar, kalkınma aktörleri, özel sektör ve akademi ile birlikte çalışarak, kentsel geleceğimizde birlikte güvenle yaşayabilmemiz için sürdürülebilir, yeşil ve kapsayıcı kentsel gelişimin desteklenmesine; kırsal bölgelerde ise tarımı ve hayvancılığı referans alan yaşam ile üreticiliğin teşvik edilmesine, şehirlerden kırsal kesime geri dönülmesine yönelik cazip imkânlar oluşturulmalıdır.
(Bitti)
Şehirler Binalarının Toplamından Daha Fazlasıdır (2)
Sinan İbiş
Yorumlar
Trend Haberler
EMINE ÜLKER TARHAN CHP'YE DÖNDÜ
Akif Manaf’tan Dünyaya Barış Mesajı: Ödüllerle Taçlandı!
Organ naklinin geleceğini kökten değiştirebilecek çığır açıcı bir gelişme!
Ankara’da 19 Mart Eylemi!
Futbolcu cinayetinde Alaattin Kadayıfçıoğlu'nun ifadesi ortaya çıktı
Ayşe Tokyaz cinayeti davasının ikinci duruşması başladı