YALOVA DEPREMİ SONRASI GÖZLER MARMARA FAYLARINA ÇEVRİLDİ

10 Ekim 2026 tarihinde Marmara Denizi'nde Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 büyüklüğündeki deprem, İstanbul'un bazı bölgelerinde de hissedildi. Sarsıntının ardından Marmara Denizi'ndeki fayların durumu ve olası büyük İstanbul depremi yeniden tartışılmaya başlandı.

Depremin ardından değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, sarsıntının ana Marmara Fayı veya kamuoyunda Adalar Fayı olarak bilinen hat üzerinde meydana gelmediğini ileri sürdü. Üşümezsoy'a göre deprem, ikincil fay kollarındaki hareketlilikle ilişkiliydi.

Yer bilimcinin açıklamalarında öne çıkan nokta, Marmara Denizi'ndeki bütün sarsıntıların aynı fay sistemi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği yönündeki görüşü oldu.

Ancak bir depremin hangi fay üzerinde gerçekleştiğinin kesin olarak belirlenmesi için sismolojik verilerin, depremin merkez üssünün, derinliğinin ve fay mekanizmasının birlikte incelenmesi gerekiyor. Tek bir sarsıntıdan hareketle Marmara'daki bütün fayların durumu hakkında kesin sonuca ulaşmak mümkün değil.

ŞENER ÜŞÜMEZSOY ADALAR FAYI HAKKINDA NE DİYOR?

Şener Üşümezsoy'un Marmara Denizi'ndeki fay sistemlerine ilişkin açıklamalarında Adalar Fayı önemli bir yer tutuyor. Üşümezsoy, Adalar çevresindeki jeolojik yapının büyük deprem oluşturabilecek aktif ve bütünlüklü bir fay hattı olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor.

Yer bilimci, Adalar çevresindeki bazı yapıların geçmiş jeolojik dönemlerde oluştuğunu ve bunların günümüzdeki tektonik hareketlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca bölgede görülen bazı sarsıntıların doğrudan Adalar Fayı'na bağlanmasının doğru olmayabileceğini ifade ediyor.

Üşümezsoy'un bu yaklaşımı, Marmara'daki deprem tehlikesine ilişkin diğer bilim insanlarının değerlendirmelerinden farklılaşıyor. Dolayısıyla Adalar Fayı hakkındaki açıklamalarını bütün bilim dünyasının üzerinde uzlaştığı kesin bir sonuç olarak değerlendirmek doğru değil.

Bir fayın geçmişte nasıl oluştuğu, günümüzde hareket edip etmediği ve gelecekte ne ölçüde deprem üretebileceği farklı bilimsel sorular. Bu soruların yanıtlanabilmesi için jeolojik incelemeler, deniz tabanı araştırmaları ve sismolojik gözlemler gibi çeşitli verilerin birlikte ele alınması gerekiyor.

ANA MARMARA FAYI İLE İKİNCİL FAY KOLLARI ARASINDAKİ FARK NE?

Marmara Denizi'ndeki tektonik yapı, tek bir düz çizgiden oluşmuyor. Bölgede Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Marmara Denizi içerisindeki devamıyla bağlantılı çeşitli fay segmentleri ve ikincil fay kolları bulunuyor.

Ana fay segmentleri, bölgedeki büyük ölçekli tektonik hareketlerin değerlendirilmesinde önemli rol oynuyor. İkincil faylar ise ana sistemin çevresinde veya farklı yönelimlerde gelişebilen yapılar olarak inceleniyor.

Bir depremin ikincil bir fay kolunda meydana gelmesi, o sarsıntının ana fay üzerinde gerçekleşen bir kırılmayla aynı özellikleri taşımadığı anlamına gelebilir. Bununla birlikte ikincil fayların tamamının deprem üretme kapasitesinin düşük olduğu veya hiçbir risk taşımadığı sonucuna varılamaz.

Her fayın uzunluğu, geometrisi, hareket türü ve geçmişte oluşturduğu depremler ayrı ayrı değerlendirilmek zorunda. Bu nedenle yalnızca fayın ana hat üzerinde bulunup bulunmaması, deprem tehlikesini belirlemek için yeterli değil.

İSTANBUL'DA BÜYÜK DEPREM RİSKİ ORTADAN KALKTI MI?

İstanbul'da büyük deprem yaşanıp yaşanmayacağı, Marmara Denizi'ndeki fay sistemleri nedeniyle uzun süredir tartışılıyor. Şener Üşümezsoy'un Adalar Fayı hakkındaki açıklamaları, bu tartışmanın önemli başlıklarından birini oluşturuyor.

Ancak bir uzmanın belirli bir fay hakkındaki değerlendirmesi, İstanbul'un tamamındaki deprem tehlikesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. İstanbul'un deprem riski değerlendirilirken Marmara Denizi'ndeki farklı fay segmentlerinin yanı sıra kentin zemin koşulları, yapıların dayanıklılığı ve nüfus yoğunluğu da dikkate alınıyor.

Bir depremin kesin olarak hangi gün, saatte ve büyüklükte meydana geleceğini önceden belirlemek mümkün değil. Bilimsel çalışmalar, belirli bölgelerdeki deprem tehlikesini ve olasılıkları değerlendirmeye yardımcı oluyor ancak kesin tarih vermiyor.

Bu nedenle Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 büyüklüğündeki depremi yaklaşan büyük bir depremin kesin habercisi olarak yorumlamak da bu sarsıntı nedeniyle İstanbul için tehlikenin sona erdiğini düşünmek de doğru değil.

1999 GÖLCÜK DEPREMİ MARMARA'DAKİ FAYLARI NASIL ETKİLEDİ?

17 Ağustos 1999'da meydana gelen Kocaeli-Gölcük depremi, Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Marmara Bölgesi'ndeki davranışının anlaşılması açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Büyük can ve mal kayıplarına yol açan deprem, bölgedeki fayların birbirleriyle ilişkisi ve gelecekteki deprem tehlikesi üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmasına neden oldu.

Şener Üşümezsoy, Yalova açıklarındaki son sarsıntıyı değerlendirirken 1999 depreminden sonra çevredeki ikincil fay kollarında yaşanabilecek gerilme değişimlerine dikkat çekti. Bu tür faylarda küçük ölçekli kırılmalar meydana gelebileceğini savundu.

Ancak 1999 depreminden sonra Marmara'daki bütün gerilimin boşaldığını söylemek mümkün değil. Büyük depremlerin çevredeki faylarda oluşturduğu gerilme değişimleri karmaşık süreçlerdir. Bir fay üzerindeki etkinin ne yönde ve ne büyüklükte olduğu, bilimsel modeller ve ölçümler kullanılarak değerlendirilir.

Bu nedenle geçmişte yaşanan büyük bir deprem, çevredeki bütün fayların gelecekte deprem üretme ihtimalinin ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalı.

KÜÇÜK DEPREMLER BÜYÜK DEPREMİN HABERCİSİ Mİ?

Marmara Denizi'nde meydana gelen küçük depremler, vatandaşların büyük bir sarsıntının yaklaşıp yaklaşmadığını merak etmesine neden oluyor. Ancak küçük depremlerin tamamı büyük bir depremin öncüsü olarak kabul edilmiyor.

Bir sarsıntının öncü deprem olup olmadığı, çoğu durumda ancak daha büyük bir deprem meydana geldikten sonra geriye dönük olarak değerlendirilebiliyor. Bu nedenle tek başına 3,5 büyüklüğündeki bir depremin gelecekte yaşanacak daha büyük bir sarsıntıyı kesin olarak haber verdiğini söylemek mümkün değil.

Aynı şekilde küçük depremlerin meydana gelmesi, bölgede biriken gerilimin tamamen boşaldığını da göstermiyor. Deprem tehlikesi, tek bir sarsıntıdan ziyade bölgedeki fayların genel özellikleri ve uzun dönemli bilimsel veriler üzerinden değerlendiriliyor.


İSTANBUL'DA DEPREM HAZIRLIĞI NEDEN ÖNEMLİ?

Marmara'daki fay hatlarının özellikleri hakkında farklı görüşler bulunmasına rağmen İstanbul'da deprem hazırlığı yapılması gerektiği konusunda temel yaklaşım değişmiyor. Olası bir depremin yol açacağı hasarı belirleyen unsurlar arasında binaların dayanıklılığı, zemin koşulları ve acil durumlara hazırlık düzeyi bulunuyor.

Vatandaşların öncelikle yaşadıkları binanın durumunu yetkin uzmanlara değerlendirtmesi, ağır eşyaları sabitlemesi ve aileleriyle birlikte acil durum planı hazırlaması önem taşıyor. Deprem sonrasında ihtiyaç duyulabilecek su, gıda, ilaç ve diğer temel malzemelerin önceden hazırlanması da afet yönetiminin önemli parçaları arasında yer alıyor.

AFAD'ın yayımladığı bilgilendirmelerin takip edilmesi, ikamet edilen bölgedeki toplanma alanlarının öğrenilmesi ve deprem sırasında uygulanması gereken davranışların önceden bilinmesi de hazırlık sürecine katkı sağlıyor.

SONUÇ: ADALAR FAYI TARTIŞMASINDA HANGİ BİLGİLER ÖNEMLİ?

Şener Üşümezsoy'un Adalar Fayı ve ana Marmara Fayı hakkındaki açıklamaları, İstanbul'un deprem riski üzerine yürütülen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Üşümezsoy, Yalova açıklarındaki depremin ikincil fay kollarıyla ilişkili olduğunu savunurken, Adalar Fayı'nın büyük deprem üretme potansiyeline ilişkin yaygın değerlendirmelere de karşı çıkıyor.

Bununla birlikte bu görüşler, Marmara'daki deprem tehlikesinin sona erdiğini gösteren ortak bir bilimsel sonuç olarak değerlendirilmemeli. Fayların özellikleri ve gelecekteki deprem potansiyelleri konusunda farklı bilimsel değerlendirmeler bulunuyor.

İstanbul açısından en sağlıklı yaklaşım, dikkat çekici açıklamaları tek başına kesin sonuç olarak kabul etmek yerine bilimsel verileri, resmî kurumların değerlendirmelerini ve yapı güvenliğini birlikte ele almak. Büyük bir depremin ne zaman meydana geleceği kesin olarak bilinmese de hazırlıkların bugünden yapılması, olası can ve mal kayıplarını azaltmak açısından büyük önem taşıyor.

Yorumlar