İngiltere’de iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin yeni lideri seçilen Dışişleri Bakanı Liz Truss, Kraliçe 2. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanınca aldı beni bir merak ve hemen “ hanımefendiler beyefendiler neler oluyor sizin oralarda diye? bizimkilere sordum. Zaten benim kıllanacağımı bildiğinden akademisyen dostum Tiflis New Vision Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Dr. Süreyya Yiğit etraflıca yazmış durumu
İngiltere’de iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin yeni lideri seçilen Dışişleri Bakanı Liz Truss, Kraliçe 2. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanınca aldı beni bir merak ve hemen “ hanımefendiler beyefendiler neler oluyor sizin oralarda diye? bizimkilere sordum. Zaten benim kıllanacağımı bildiğinden akademisyen dostum Tiflis New Vision Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Dr. Süreyya Yiğit etraflıca yazmış durumu: Lİz Truss’un Başbakan olması İngiliz siyasi sistemindeki ilginç bir geleneğe ışık tutuyor. Ama bu gelenek çok yeni. Nedir peki? Yeni bir başbakanın genel seçimle değil, kendi partisi tarafından önerilmesi. Yakın geçmişe bakarsak Tony Blair’in ayrılması ile Gordon Brown İşçi Parti’sinin lideri seçilip başbakan olmuştu. İki sene sonra genel seçimi kaybedip istifa etti. David Cameron Brexit Referandumunda dilediği sonucu alamayınca istifa etti ve Muhafazakâr Parti yerine yine AB’de kalma kampanyasına katılmış olan Theresa May’ı getirdi. May genel seçimde azınlık hükümetinin başbakanı olarak devam etse de AB’den ayrılma müzakerelerinin püf noktalarını bir türlü partisine kabul ettiremediğinden kendi milletvekillerinden güvenoyu alamayıp istifa etti. Muhafazakâr Parti bu sefer AB’den ayrılmanın adeta amigoluğunu yapan Boris Johnson’a bu görevi verdi. Kısa süre sonra baskın genel seçimi büyük bir çoğunlukla kazanan Johnson üç sene içinde yine kendi milletvekilleri tarafından siyasal linçe maruz kaldı. Sebebi sadece gerçeklerle bağdaşmayan beyanları değil gelecek seçimde parti için artı değerden çok sırtında küfe olmasıydı. Tüm bu seçimler arası başbakan değiştirme stratejisinin milletvekilleri için temel konu partiyi başarıya götürebilecek ve hali ile kendilerinin tekrar seçilmesini garanti edebilecek kişiyi belirlemesi oldu. Truss’un partide en güvendiği destekçileri bile kendisini 3.cü Elizabeth olarak görmüyorlar. Zor zamanlarda Dışişleri Bakanlığı yapmış ve parti kargaşası içinde en az hasarla sıyrılabilen aday olmaktan öte birisi değil Truss. Gerçek bir enkazı da devraldığı aşikâr: yükselen enflasyon, artan enerji faturaları, AB ile hala çözülemeyen hudut ve ticari anlaşmazlıklar, işsizlik, kamuoyunun siyasetçilere duyduğu güvensizlik, bütçe açığı varken vaat ettiği vergi indirimlerinin finansmanını nereden karşılayacağı bunlardan sadece birkaç tanesi. İki sene sonraki genel seçimlere Britanya’nın üçüncü kadın başbakanının yine Muhafazakâr Partiden olarak katılacağı da sosyal demokrat çizgide olan İşçi Partisi için de bir utanç unsuru olsa gerek. Öte yandan bizim Kadıköy Maarif Koleji’nin #MartıDemokratikDüşünceGrubu’nun Belçikalısı, Martı ötesi Şahin, Rüya Ersina Uygur her zaman ki dobra haliyle şu notu düştü “İngiltere’de çift haneli enflasyon var. Enerji sıkıntısı var, İrlanda’yla büyük gerilim var, AB ile büyük sorunlar önünde duruyor, İskoçya ayrılmak istiyor, en kötüsü de muhafazakâr partisi darmadağın. Liz Truss’ın baş danışmanı Duncan Ankara’nın dış politikasına hiç ama hiç sıcak bakmıyor. Erdoğan’a kaşılar. Tek amacı ülkesine kabul etmediği sığınmacıları Rwanda’nın yanı sıra Türkiye’ye de yollamak. Özetle de yeni bir demir Lady karşımızda. İki anlamlı konuşmuyor. Ne diyorsa o.” Başbakan olarak son konuşmasını Downing Street’teki Başbakanlık Konutu önünde yapan Boris Johnson ise sözlerine “Benden bu kadar millet” diyerek başladı. Hükümetinin başarılarını anlatan Johnson, yeni Muhafazakar Parti hükümetinin enerji krizi başta olmak üzere önündeki güçlükleri aşacağını belirtti ve Liz Truss’a tam destek verdi. Johnson partisine “Liz Truss’ın arkasında birleşme” çağrısı yaptı. İşte orada dursun biraz bu saatten sonra İngiliz sicimiyle asılacak halimiz yok…