Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Tütün, kalp ve damar sağlığının önemine dikkat çekerek Sonsöz Gazetesi’ne önemli açıklamalarda bulundu.
Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Sorularımızı yanıtlayan Prof. Dr. Tütün, meslek hayatı boyunca tanıklık ettiği tıptaki büyük dönüşümü, kalp cerrahisinin tarihsel gelişimini ve günümüzde sıkça tartışılan “stent mi, ameliyat mı?” sorusuna bilimsel yanıtlarıyla açıklığa kavuşturdu.
AÇIK, KAPALI VE DAMAR İÇİ TÜM YÖNTEMLERDE AKTİF GÖREV
Eğitim sürecinde aldığı dersler ve katıldığı kurslar doğrultusunda; açık ve kapalı tüm kalp ve damar ameliyatlarında, küçük kesi ile yapılan cerrahilerde, damar yolu ile gerçekleştirilen kapalı girişimlerde ve her türlü atardamar ile toplardamar hastalıklarının tedavisinde aktif olarak görev aldığını belirten Prof. Dr. Tütün, bu alanlarda eğitim verdiğini ve halen hastalara hizmet sunmaya devam ettiğini söyledi.
KALP AMELİYATLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ
Kalp ameliyatlarının tarihçesinin oldukça uzun ve başlı başına bir ders niteliğinde olduğunu vurgulayan Tütün, 1959 yılında ilk kez kalp damarlarının görüntülenmesiyle birlikte hastalığın nasıl teşhis edileceği ve tedavi yolunun nasıl çizileceğinin anlaşılmaya başlandığını ifade etti. Konunun, kalbin en sık görülen ve en öldürücü hastalığı olan koroner arter hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Tütün, bu alandaki kafa karışıklıklarına dikkat çekti.
ANJİYOGRAFİ BİR TEDAVİ DEĞİL, TEŞHİS YÖNTEMİDİR
Bir hastalığın öncelikle doğru şekilde tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tütün, “Hastalığı doğru teşhis ederseniz, tedavi yolunu da bulmuş olursunuz.” dedi. Halk arasında anjiyografinin hâlen bir ameliyat gibi algılandığını belirten Tütün, anjiyo olan birçok hastanın tedavi olduğunu düşündüğünü, oysa anjiyografinin bir tedavi değil, teşhis yöntemi olduğunu özellikle vurguladı.
SONES’TEN STENTE UZANAN SÜREÇ
1959 yılında Sones isimli doktorun bu yöntemi bulmasıyla birlikte “Artık ne yapabiliyoruz?” sorusunun gündeme geldiğini anlatan Prof. Dr. Tütün, sürecin ameliyatlar ve by-pass cerrahileriyle devam ettiğini söyledi. İlk başarılı balonla koroner açma işleminin 1977 yılında Grüntzig tarafından gerçekleştirildiğini (PTCA – balonla koroner anjiyoplasti) belirten Tütün, zamanla bunun da yeterli olmadığının anlaşıldığını ifade etti. 1986 yılında stent uygulamalarının denenmeye başlandığını, ardından ilaçlı stentler ve ilaçlı balonların geliştirildiğini ve tedavide yerlerini aldığını kaydetti.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.