Yüzyıllar boyunca irfanın, Mesnevî’nin ve semânın sesi olan Ankara Mevlevîhanesi, uzun bir suskunluğun ardından yeniden hayat buluyor.
Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Altındağ Belediyesi’nin yürüttüğü ihya çalışmalarıyla Ankara’nın tarihî hafızasına yeniden kazandırılan Mevlevîhane, Mesnevî dersleri ve Mevlevî ayinleriyle dikkat çekiyor.
Ankara Mevlevîhanesi’nde düzenlenen son programın ardından Ankara Düşünce Merkezi temsilcilerinden Mesut Çaça, süreci ve mekânın taşıdığı anlamı Sonsöz Gazetesi’ne özel değerlendirerek, “Bu mekân sadece restore edilmedi, hafızasıyla birlikte ayağa kaldırıldı” ifadelerini kullandı.
“BAZI MEKÂNLAR HARİTADAN SİLİNSE DE HAFIZADAN SİLİNMEZ”
Ankara Mevlevîhanesi’nin sıradan bir tarihî yapı olmadığını vurgulayan Mesut Çaça, sözlerine mekânın şehir hafızasındaki yerine dikkat çekerek başladı: “Bazı mekânlar vardır; haritadan silinseler bile hafızadan silinmezler. Ankara Mevlevîhanesi de onlardan biridir. Çünkü bu yapı yalnızca taştan ve duvardan ibaret değildir. Yüzyıllar boyunca irfanla, Mesnevî ile, semâ ile yoğrulmuş bir gönül kapısıdır.”
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE BİR İRFAN OCAĞI
Mevlevîhane’nin tarihsel rolüne değinen Çaça, Ankara’nın tasavvufî hayatındaki yerinin altını çizdi: “16. yüzyıldan itibaren Ankara Mevlevîhanesi, Osmanlı şehir kültüründe önemli bir irfan merkeziydi. Burası sadece bir ibadet mekânı değildi; ahlakın, edebin ve düşüncenin birlikte şekillendiği bir mektepti. Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde buradan bahsetmesi, bu mekânın döneminin en canlı merkezlerinden biri olduğunu açıkça gösteriyor.”
1929’DA YIKIM, YILLARCA SÜREN SESSİZLİK
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan dönüşüm sürecinin Mevlevîhane’yi de etkilediğini belirten Çaça, 1929’daki yıkımı şu sözlerle anlattı: “1929 yılında Ankara Mevlevîhanesi yıkıldı. Bu sadece bir binanın yıkılması değildi; aynı zamanda bir hafızanın sessizliğe gömülmesiydi. Uzun yıllar boyunca bu mekânın adı bilindi ama ruhu hissedilemedi.”
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.