MasterChef Türkiye programının jüri üyesi Mehmet Yalçınkaya, yeni restoran projesi “Alaz”ı yerel basın temsilcilerine anlattı.
Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş ve Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Yerel basının önemine vurgu yapan Yalçınkaya, projelerinin çıkış noktasını ve konseptini detaylarıyla paylaştı.
Yerel basına özel bir önem verdiklerini belirten Yalçınkaya, “Ben yerel basına çok inanıyorum. Çünkü yerel basın demek şehri yaşayan demek. Aslında şehirdeki bütün etkileri, şehirde olan biteni en iyi onlar bilir” dedi. Ulusal basınla da sürekli temas halinde olduklarını ifade eden Yalçınkaya, “Tabii ki biz ulusal basına ya da ulusal mecralarda yayın yapan internet sitelerine haber her zaman götürüyoruz. Sizi de gönderiyoruz. Sizler de bizlere destek oluyorsunuz.” diye konuştu.
“ÖNCE MENÜSÜ YAPILIP SONRA MİMARİSİ TASARLANAN BİR RESTORAN”
“Alaz”ın kendileri için çok özel bir proje olduğunu dile getiren Yalçınkaya, “Alaz bizim çok özel bir projemiz. Belki de Alaz Türkiye’de ilk kez önce menüsü yapılıp sonra mimarisi yapılmış bir restoran.” ifadelerini kullandı.
Restoranda tamamen göç yolları üzerinden şekillenen bir mutfak anlayışı benimsediklerini söyleyen Yalçınkaya, “Burada tamamen Türklerin göç yollarındaki pişirme tekniklerini, malzemelerini bir araya getirdik ve günümüzde herkesin yiyebileceği tabaklar haline getirdik. Aslında Alaz’ın özeti bu.” dedi.
DEKORASYONDA GELENEKSEL SEMBOLLER
Restoranın dekorasyonuna da değinen Yalçınkaya, mekânın mimarisinin kültürel referanslarla şekillendiğini belirterek, “Bizim restoranımıza girdiğiniz anda tek kapı görmeyeceksiniz. İki tane kapı vardır. Türkler sağ ayağını çok kullanırlar gelenekleri ya da inançları gereği. Restorana sağdan bir kapıdan girip yine sağdan bir kapıdan çıkıyorsunuz.” diye konuştu.
Duvarlardaki rölyef çalışmalarının da özel olarak tasarlandığını aktaran Yalçınkaya, “Bu rölyeflerde aslında buğdayın ilk olduğu hallerden ürünlerin toplanması, işlenmesi, sofraya gelişi ve daha sonra mutfağımıza bağlanması anlatılıyor. Aynı şekilde içecekle alakalı karşı tarafta da rölyeflerimiz var.” dedi. Projenin hazırlık sürecine ilişkin ise “Yaklaşık bu proje 2018 yılında çalışıldı. Geçtiğimiz yıl devreye soktum.” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLUĞUMUZUN LEZZETLERİNİ SUNUYORUZ”
Menüde yer alan ürünlerin geçmişe dayandığını belirten Yalçınkaya, “Mesela biraz sonra size tuzlu tereyağı gelecek. Bu tuzlu tereyağı bizim çocukluğumuzun tuzlu balı tereyağı. Yine yanında bir ekmek gelecek. Adı bütçek ekmeği. Bolu’da patatesli ekmek yaparlar, ekşi mayalı.” dedi.
Sunulan yemeklerin özüne sadık kalındığını vurgulayan Yalçınkaya, “Size gelecek yemeklerin hepsine biraz dokunduk. Ama sonuçta içerik olarak hiçbirinizin damağına ters gelmeyen, lezzet olarak sizi irite etmeyen ama sunumları farklılaştırılmış yemekler gelecek.” diye konuştu.
“TADIM VE PAYLAŞIM KÜLTÜRÜ”
Restoranın menü başlıklarının da kültürel bir anlam taşıdığını ifade eden Yalçınkaya, “Size yine Türk kültürüne ithafen her şeyi paylaşıp ortaya göndereceğiz. Çünkü bizim restoranımızın menü başlıkları da tadım ve paylaşımdır. Bizim kültürümüzü tatmak başka bir şeydir, paylaşmak çok bambaşka bir şeydir.” dedi.
Göç yolları üzerinden şekillenen malzemelere dikkat çeken Yalçınkaya, “Aklınıza kim geliyorsa bu göç yolunda, o göç yolundaki malzemeleri; Mardin’in acılı turşusundan tutun da Bolu’nun keş peynirine kadar, Karadeniz bölgesinde Giresun’un beyaz kirazına kadar, karakılçık buğdayına kadar; salamuralar, turşular, açık ateşte pişirme teknikleri hepsi burada.” ifadelerini kullandı.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.