EBRU APALAK
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Sakarya’da eski sevgilisini fiziksel olarak takip eden sanığa Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) “kişilerin huzur ve sükununu bozma” suçundan altı ay hapis cezası verdi.
Kararı Sonsöz’e değerlendiren Avukat Tuba Torun, verilen cezanın yetersiz olduğunu ve bu tür suçlarda ceza indiriminin suçluları teşvik ettiğini ifade etti. Torun, Türkiye’nin 1 Temmuz 2021’de resmî olarak çekildiği İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet vakalarında en süt sınırdan ceza öngördüğüne dikkat çekti. Türkiye'nin Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinin devam ettiğini hatırlattı.
“ISRARLI TAKİBİN SUÇ SAYILMASI İÇİN KADININ ÖLÜM TEHLİKESİ YAŞAMASI GEREKMEZ”
Israrlı takibin basit bir suç olmadığını ve öldürmeye varan sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Sakarya’daki olayda en düşük sınırdan ceza verildiğini söyleyen Torun, ısrarlı takibin hafife alınmaması gerektiğini belirtti. “Israrlı takibin suç sayılması için kadının ölüm tehlikesi yaşaması gerekmez.” dedi. TCK’nın 107. maddesinde düzenlenen ısrarlı takip suçunun, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceğini hatırlattı. “Altı ay, caydırıcı bir süre değildir. Söz konusu vakada kadın fiziki olarak tehlikeyle karşı karşıya kalmışken, sanığa altı aylık bir ceza verilmesi hukuki bir fiyasko olarak değerlendirilebilir.” diyen Torun, eleştirilerini şöyle sürdürdü:
“Yıllardır, kadına yönelik şiddet suçlarıyla ilgili olarak kesinlikle indirim yapılmaması gerektiğini belirtiyoruz. Aksi takdirde bu durum cezasızlığa yol açar ve suç işlenmesini teşvik eder. Bu gerçekçi talebimiz ısrarla dikkate alınmıyor. Aksine kadının temel hak ve özgürlüklerini aile çatısı altında hiçleştirmeye yönelik girişimlerde bulunuluyor. Kadının şu anda, uluslararası ve ulusal sözleşmeler ile yasalarla korunan temel yaşam hakkı bile tehlikede.”
“HÂKİM, KARARINDA TAKDİR YETKİSİNİ KADINLARIN ALEYHİNE KULLANMIŞTIR”
Torun, Türkiye’nin dört yıl önce resmî olarak çekildiği İstanbul Sözleşmesi’ni anımsattı. Sözleşme’nin kadına yönelik şiddet suçu işlendiğinde en üst sınırdan ceza öngördüğünden söz etti: “Türkiye'nin devlet olarak sorumluluğu hâlen devam ediyor. 2009’da Opuz kararıyla başlayan, Türkiye'nin kadına yönelik şiddetteki devlet sorumluluğunu vurgulayan onlarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var. Bu kararlar, TCK, kadınların katledilmesinin her yıl daha fazla artması, şüpheli ölümlerin 2024’te en üst sınıra ulaşması devleti bağlar. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeniz kadınların hayatından ve şiddet politikalarından sorumlu olmadığınız anlamına gelmez. En üst sınırdan ceza verme sorumluluğunuz devam eder. Çoğunluğu kadınlara karşı işlenen ısrarlı takip suçu için en düşük sınırdan ceza verilmesi kabul edilemez. En üst sınır neyse ondan ceza verilmelidir. Hâkim, kararında takdir yetkisini kadınların aleyhine kullanmıştır.”
AVUKAT TORUN: “SAVCI TAKDİR YETKİSİNİ KADINLARIN LEHİNE KULLANMALI”
Fiziksel takip vakalarında hukuki sürecin yavaş ilerlediğini kaydetti. Mağdurların korunması ve hukuki sürecin hızlandırılması için savcılıkların koruma tedbirlerini hızlı bir şekilde almasının, ağır vakalarda ise tutuklama tedbirini uygulamasının “hayati” olduğuna dair şöyle konuştu:
“Israrlı takip, hızlı müdahale edilmesi gereken suçlardan biri. Çünkü yarın failin ne yapacağını bilemiyorsunuz. Bugün takip eden kişi yarın kadını yaralayabilir ya da öldürebilir. Dolayısıyla hızlıca koruyucu ve önleyici tedbir alınması lâzım. Suçu takip eden, savcılık bakımından hızlıca kadının korunmasına yönelik tedbirlere başvurulması, koruma kararı çıkarılması gerekiyor. Bu anlamda mağdurla birebir temasta olması çok önemli, failin en hızlı şekilde tespit edilip ifadeye çağırılması ve hakkında dava açılarak karara varılması gerekiyor. İleri bir boyutta ısrar söz konusuysa tutuklama tedbirine başvurulması lâzım. Bu aşamada savcı tarafından kadının hayatının korunmasına yönelik, kadın lehine kullanılması en üst sınırdan takdir yetkisinin kullanılması lâzım. Bu suçlarda tutuklama tedbiri kesinlikle hayati önemdedir.”