Kağıda veya gazete sayfalarına yazılı harflerin, kelimelerin ve cümlelerin sessiz olduğu düşünülür. Hayır, her canlı veya cansız varlığın insana bir seslenişi mutlaka vardır
Kağıda veya gazete sayfalarına yazılı harflerin, kelimelerin ve cümlelerin sessiz olduğu düşünülür. Hayır, her canlı veya cansız varlığın insana bir seslenişi mutlaka vardır. Hareket halinde iken ses kesin duyulur. Varlıklar hareketsiz iken de olmadığı sanılan seslerini duyan insanlar olur. Zaman zaman, hareketsiz olsalar da varlıkların seslerini duyarım yüreğimde.
Umarım, bu yazıdaki sesleri iki sevgili Bakan da duyar. Çünkü, yazı bir sesleniş. Yazının başlığında Bakanlıkların isimlerini tam yazmadım. Bakanların isimlerinin başına da sayın kelimelerini eklemedim.
Sayın, başlıklarda kullanılması gereken bir kelime değil. Yazının içinde de sıkça kullanılması bana göre uygun değil.
Bakanlıkların isimleri de eksik yazıldı başlıkta. Gazetecilik mesleğinin zorunlu gördüğü bir yöntemdir, isimlerin başlıklarda olduğu gibi kısa kullanılması.
Çevre derken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını, Kültür derken Kültür ve Turizm Bakanlığını vurguluyorum.
Umarım, bu seslenişin de bir karşılığı olur. Karşılıksız kalırsa bu sesleniş, temiz ve yeşil bir ülkede yaşamak şansımız giderek azalır.
Neden iki saygı değer Bakanımıza seslenmek gereği duydum, duyuyorum.
Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda sıkça “Türkiye Küllük ve Çöplük” olmamalı dedim. Ancak, halkın büyük bir bölümü, ülkemizin her yerini, amma her yerini gerçekten küllük ve çöplük olarak kullanıyor. Halkın büyük bir bölümü de sadece izliyor. İzleyenlerin içinde bu yazıda adı geçen bakanlıklar, valilikler, belediyeler de var.
Tanrı aşkına, kentlerde, kırsal alanlarda, ormanlarda, dağlarda, o güzelim yerlerde, insanın içtiklerinden veya yediklerinden kalanlara, sigara izmaritlerine veya bir çöpe rastlamadan kaç metre yürüyebiliyorsunuz. Hele yerleşim yerlerinde, köy meydanları, cami, cemevi gibi ibadethanelerin yakın çevreleri dahil.
Uzun bir süre, salgın nedeniyle Ankara dışına çıkmadım. Ancak, Kovid 19 salgını öncesi, amatör spor ve gençlik alanındaki gönüllü çalışmalarla ilgili Türkiye’yi en çok gezenlerden biri olarak gerçekten ülkemizin küllük ve çöplük olarak kullanıldığını, temiz ve yeşil alanların insan eliyle kirletildiğini, üzülerek gördüm, utanarak yaşadım.
Yaşantımın ilk günü birlik gezisi, Sakarya ve Kocaeli sınırları içindeki doğa harikası yerlerde idi. İzlenimlerimi, üzüntülerimi ve duyduğum utancı Sonsöz Gazetesinde paylaştım. Hatta, ilgili belediye başkanlıklarına da bilgi verdim.
Türkiye, “Küllük ve Çöplük” gerçeğini artarak yaşıyor.
2022 yılının Ağustos ayının son 4 gününde Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep’in tarihsel ve kültürel alanlarını gezdim. Yaşantım boyunca ilk kez bir tur gezisine katıldım. Amatör spor ve gençlik için birden fazla gittiğim bu illerde, tarihsel ve kültürel alanları gezmeye fırsat bulamamıştım. Çünkü, yoğun toplantılar nedeniyle, böyle bir fırsatı bulamadım. Hızla ilden ile geçiyordum.
5 ilde, uzun yıllar sonra, her yaştaki gençlerden oluşan “Sporda Demokrasi Kahramanı” arkadaşlarımın bazılarını kucaklamak, aramızda olmayanları onurla anmak gibi tanımlanması çok zor anları da yaşadım.
Bu yazımda, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Ersoy, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum’a niçin sesleniyorum acaba?
İsimlerini paylaştığım 5 ilin gezebildiğimiz tarihsel, kültürel, doğal ve turistik alanlar, güzelim ülkemin küllük ve çöplük haline gelmeye başladığını gösteren örneklerle dolu idi.
Bakanlıklarımızı yönetenler, 5 ildeki bu yerleri çok iyi bilir. Bir örnek, Halfeti de, tepeden güzellikleri izliyoruz birkaç dakikalığına. Belli ki, başka topluluklar da buraya ayak basmış. Çöpler, sigara izmaritleri, insanın yardım almadan ulaşamayacağı yerlere nasıl atılmış, ayıp ve şaşırtıcı.
Gezi boyunca, nehir veya baraj kenarlarında mola verdiğimizde, aynı tura katılanlar bile, o tertemiz havada ve doğada dumanlar saçarak sigara içtiler. Kadın, erkek, genç ve diğerleri. Sadece dumanlar saçılsa iyi, izmaritler. Sular dahil, her yere atıldı. İnsanın aklı ve vicdanı nasıl durur, hayret.
Uğradığımız 5 il ve tarihsel yapıtlarla dolu ilçelerde küllük ve çöplük örneklerini gördükçe canım yandı, yüreğim yoruldu. Zaman zaman da uyarılar yaptım. Nazikçe de olsa benden başka uyaran ve yerlere çöp atılmasının yakışmadığını söyleyen başka kimselerin bulunmaması da ayrı bir sorun. Beni destekleyenler de oldu.
Burada, beni çok inciten bir örneği, Nemrut Dağından vereceğim üzülerek.
Nemrut Dağında Milattan önce 163 ve Milattan sonra 72 yılları arasında varlık göstermiş Kommagene Krallığının heykelleri bulunuyor. Güneşin doğuşunu izlemek için gece yarısı Adıyaman’dan hareket ettik. Gece karanlığında bir yere kadar araçlarla gittik. Daha sonra yaklaşık 45 dakika merdivenlerden veya taşlı yollardan tırmandık. Denizden 2948 metre yüksek idik artık. Devletin verdiği belgede doğum tarihi 1943 yazılan bir eski futbolcu, ancak her zaman sporcu olarak tırmanırken hiç zorlanmadım. Hem sporcu, hem de sigara içmeyen biri olmanın mutluluğunu ve biraz da gururunu yaşadım. Zorlanmadan, yardım almadan tırmanabildiğim için kutlayanlar da oldu.
Tepede yerimizi aldık. Ufukta geniş ve renkli bir şerit ortaya çıktı. Saat 04.45 sularında Güneşin harika, kızıl rengi belirmeye başladı. Tatlı bir rüya gibi.
Gün ışıdıktan sonra heykelleri inceledik birkaç metre uzaktan. Yine sigaralar yakıldı, yine izmaritler yerlerde. Aslında sigaralar gece karanlığında da yandı. Güneşin ışınları vurmadan, Nemrut’un tepesi sigara dumanları ve sigaranın ışıkları ile buluştu.
Commagene Krallığını kuranları, o zamanlar buralarda yaşayanları ve heykelleri yapanları düşündüm. Bir de yakınımdaki kentli bu insanlara baktım. Çeşitli yerlere atılmış atıkları, çöpleri, izmaritleri görmek de varmış yazgımda, meğer. Üstelik Nemrut Dağının tepesinde, tarihsel ve emeğe dayalı yapıtların yanında. Haydi bakalım, duygularınızı anlatın, anlatabilirseniz.
Daha sonra, aydınlanmış bir günün ilk saatlerinde, Nemrut’tan araçlarımıza doğru inerken, aman Tanrım, sağda, solda, yine izmaritler, içeceklerden ve yiyeceklerden kalanlar. Onlarca, yüzlerce yılda toprağın, taşların yok edemeyeceği çöpler. Tarih, güzellik, çöpler, insanlar.
İnanın, tur yöneticileri, müze ve tarihsel alanların sorumluları, hiç uyarmadılar, tarihi ve doğayı kirleten sözde yerlileri, özde yabancıları!
Ne kent içindeki gezilerde, ne de tarihsel ve kültürel değerlerin ziyaret edilmesinde, hiç bilgilendirme yapılmadı, uyarılarda bulunulmadı. Hatta bazı yerlerde, oradaki görevliler de aynı tutumu sürdürdüler, kanımca aynı suçu işlediler.
Bilgilendirmeye ve uyarılara gerek var mı? İnsan aklı, insan vicdanı nerede? Neden, ben sigara içmiyorum, ortalık yerde bir şey yemiyorum. Yemek veya içmek zorunda kalırsam, neden yerlere çöp atmıyorum. Hatta, gezi boyunca, elimden geldiğince çöp topladım, çevremdekileri uyardım, neden?
Beni de aynı toplum yetiştirdi, paralı, sözde kültürlü bu kadınları ve erkekleri de. Eksikliği nerede arayacağız? Milli Eğitim Politikamız da mı, iletişim yöntemlerimiz de mi?
Sevgili Bakanlarımız, el ele veriniz, kuruluşlarınızı yönlendiriniz, görevlileri bilgilendiriniz ve uyarınız derim. Hatta Milli Eğitim Bakanlığını, kamu ve özel eğitim kurumlarını, üniversiteleri, gönüllü kuruluşları, valilikleri, belediye başkanlıklarını, muhtarlıkları, oda, baro ve benzeri meslek örgütlerini sürece katınız.
Türkiye tam anlamı ile küllük ve çöplük olmadan seferberlik başlatmanızı öneriyorum. Ankara’da ivedi bir çevre kurultayı düzenleyebilirsiniz. Bilgi, ilgi ve duyarlılık artabilir.
Çünkü, küllükte ve çöplükte yaşamamalıyız, yaşatmamalıyız. Türkiye, yeryüzündeki cennet olmalıdır. Bunun için de her insanın melek olarak yetiştirilmesi gerekir.
Umarım, bu satırlardaki sesi, sizlere gürültüsüz olarak yansıtmaya çalıştığım bu seslenişi duyarsınız.
Bu satırlar, kimseyi yermek veya siz sevgili Bakanlarımıza hedef göstermek için yazılmadı. Hepimiz, “Türkiye Evimiz, Üstünde Yaşayanlar Ailemiz, Farklılıklar Doğal Zenginliğimiz” anlayışı içinde, temiz ve yeşil Türkiye ve Dünyada yaşamalıyız.
Canlı cansız tüm varlıklar, böyle bir ülkede yaşamak hakkına sahip. Siz sevgili Bakanlarımıza ve çalışma arkadaşlarına da, böyle bir ülke için katkıda bulunmak elbette çok yakışır. Göreviniz de. Aslında hepimizin birlikte yürüteceği kutsal görevler.
Sizlere, sevgi, dostluk ve umutla sesleniyorum. Sessiz sesimi duymanızı diliyorum ve bekliyorum.