Bin Gönüllüden Biri Sen Ol Derneği (BİNSENDER), lösemi ve hematolojik kanserlerle mücadele eden hastaların yaşadığı süreci görünür kılmak, kök hücre bağışı konusunda doğru bilgiyi yaygınlaştırmak ve gönüllü bağışçılığı güçlendirmek amacıyla “Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz” projesini hayata geçirdi. Hematolog Prof. Dr. Hakan İsmail Sarı, kök hücre bağışına ilişkin toplumdaki yanlış algılara dikkati çekerek, “‘Omurilikten alınıyor, felç olma riski var’ düşüncesi yanlış. Böyle bir risk söz konusu değil” dedi.

BİNSENDER tarafından hayata geçirilen, lösemi ve hematolojik kanserlerle mücadelede tedavinin kritik aşamalarından biri olan kök hücre nakline ilişkin toplumdaki yanlış bilgilerin azaltılması ve bağışçı havuzunun genişletilmesi amacıyla hazırlanan “Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz” projesi, Ankara’da düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı.

Uzman doktorlar ve sağlık çalışanları ile lösemi ve hematolojik kanserlerle mücadele eden hastalar, hasta yakınları ve kök hücre bağışçılarının katıldığı toplantıda; tedavi sürecinin tıbbi yönünün yanı sıra psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri de ele alındı.

Kök Hücre Bağışındaki Yanlış Bilgiler “Silgi” İle Silinecek

Projenin kamuoyuna yönelik mesajı, özel tasarlanan turuncu silgi ile sembolleştirildi. Lösemi farkındalığının rengi olan turuncu, hastalıkla mücadeleyi temsil ederken; silgi ise kök hücre bağışına ilişkin yanlış bilgilerin, önyargıların ve kaygıların ortadan kaldırılması fikrinin simgesi olarak seçildi.

BİNSENDER, silginin bıraktığı boşluğu doğru bilgi, farkındalık, gönüllülük ve dayanışmayla doldurmayı hedefledi. Projenin iletişim çalışmalarında da bu sembol üzerinden kök hücre bağışının toplum tarafından daha doğru anlaşılması ve gönüllü bağışçı havuzunun genişletilmesi amaçlandı.

Dernek Başkanı Kuzucu: “Yanlış Bilgi Mesafeli Yaklaşıma Yol Açabiliyor”

BİNSENDER Başkanı Çiğdem Kuzucu, kök hücre bağışına ilişkin yanlış bilgi ve kaygıların bağışçı havuzunun genişlemesinin önündeki önemli engellerden biri olduğunu belirtti.

Kuzucu, “Bağış süreci zaman zaman büyük bir ameliyat olarak düşünülüyor, ağır ve çok sancılı bir işlem olduğu sanılıyor, kök hücre bağışı organ bağışıyla karıştırılabiliyor. Bu yanlış bilgiler potansiyel bağışçıların sürece mesafeli yaklaşmasına yol açabiliyor” dedi.

Eşleşmenin ardından yaşanabilecek vazgeçmelerin hasta açısından taşıdığı riske değinen Kuzucu, “Uygun eşleşmenin ardından bağışçının vazgeçmesi, tedavi gören kişi için çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Hastanın büyük bir umutla beklediği eşleşmenin sürdürülebilmesi, bağışçının süreç boyunca taşıdığı sorumlulukla doğrudan bağlantılı” diye konuştu.

Türkiye’de kök hücre bağış sisteminde bugüne kadar sağlanan eşleşmelere ilişkin verileri paylaşan Kuzucu, “2014-2026 yılları arasında 36 bin 905 hasta-bağışçı eşleşmesinin gerçekleştirildiği, 8 bin 500 kişiden kök hücre toplama işleminin başarıyla tamamlandığı aktarılıyor. Bu rakamların her birinin arkasında bir hasta, süreci yaşayan bir aile ve gönüllü olmuş bir bağışçı bulunuyor” ifadelerini kullandı

“Yanlış bilgiyi silmek istiyoruz”

“Bir Silgi Bir Umut-Lösemiyi Birlikte Siliyoruz” projesinin bu ihtiyaçtan doğduğunu belirten Kuzucu, projenin temel hedefini şöyle anlattı:

“Projemizle bir yandan lösemi ve kök hücre bağışı hakkındaki yanlış bilgileri azaltmayı, diğer yandan hastaların ve ailelerinin gerçek yaşam deneyimlerini görünür kılmayı amaçlıyoruz. Projenin sembolü olarak turuncu bir silgi seçtik. Yanlış bilgiyi silmek istiyoruz. Önyargıları azaltmak istiyoruz. Kök hücre bağışına ilişkin kaygıların yerini doğru bilginin almasını istiyoruz. Açılan bu alana bilimsel bilgi, farkındalık, gönüllülük ve dayanışma yerleştirmek istiyoruz. Belki de bir hastane odasında, kendisi için gelecek o telefonu bekleyen bir hastanın umudu siz olabilirsiniz.”

Prof. Dr. Tekgündüz: “Kök hücre bağışı kan verme işlemine benzer şekilde yapılıyor”

BİNSENDER Bilim Kurulu Üyesi Hematolog Prof. Dr. Ali İrfan Emre Tekgündüz, kök hücre bağış sürecine ilişkin bilimsel bilgileri kamuoyuyla paylaşarak, sürecin sanıldığı kadar ağır ve karmaşık olmadığını anlattı.

Kızılay Kan Merkezi’nde üç tüp kan vermeyle bağışçı olunabileceğini anlatan Prof. Dr. Tekgündüz, TÜRKÖK veri tabanına kayıt yapılmasının ardından da uyum sürecinin başladığını söyledi.

Şehit Yakınları ve Gazilere Destekler Genişletildi!
Şehit Yakınları ve Gazilere Destekler Genişletildi!
İçeriği Görüntüle

Uygun eşleşmenin ardından kök hücre toplama sürecinin çoğunlukla damar yoluyla gerçekleştirildiğini ifade eden Tekgündüz, “Verici adayına 4-5 gün süreyle kemik iliğindeki hücreleri kana karıştıracak aşılar uyguluyoruz. Belli bir kök hücre sayısına ulaşıldığında işlem mümkünse tek seansta, yaklaşık 4-5 saat içinde tamamlanıyor” bilgisini verdi.

Bağışçıların işlem sonrasında bir gün hastanede gözlem altında tutulduğunu aktaran Tekgündüz, “Bir sıkıntımız yoksa donörümüzü ertesi gün taburcu ediyoruz. Sadece yaklaşık bir hafta ağır spor önermiyoruz” dedi.

Kök hücre bağışlarının yaklaşık yüzde 90’ının bu yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Tekgündüz, kalan yüzde 10’luk grupta ise kemik iliğinden hücre toplanmasının gerekli olabildiğini söyledi.

Bu yönteme ilişkin toplumdaki yanlış algılara da değinen Tekgündüz, “Biz kemik iliğini bütünlüğüyle almıyoruz. Sadece sürekli üretimde olan kök hücreleri topluyoruz. O hücreler zaten yeniden üretilip yerine geliyor. Aslında süreç, kan verdiğinizde kan hücrelerinin yeniden yapılmasına benzer” diye konuştu.

Prof. Dr. Sarı: “Omurilikten alınıyor, felç olma riski var düşüncesi yanlış”

Hematolog Prof. Dr. Hakan İsmail Sarı, kök hücre bağışının belden, omurgadan ya da omurilikten yapıldığı yönündeki algının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Sarı, “Kök hücre bağışlarının yaklaşık yüzde 90’ı aferez cihazı aracılığıyla, koldan damar yoluyla gerçekleştiriliyor. Öncesinde uygulanan iğnelerle kemik iliğindeki kök hücrelerin kana geçmesi sağlanıyor ve hücreler buradan toplanıyor.” dedi.

Kalan yaklaşık yüzde 10’luk bölümde ise kök hücrelerin kalça kemiğinden alındığını belirten Sarı, “Bu işlem de belden, omurgadan ya da omurilikten yapılmıyor. Kalça kemiğinin en sivri kısmından, sinirlerden uzak bir bölgeden, ameliyathane şartlarında yaklaşık 30-45 dakikalık kısa bir işlemle hücreler toplanıyor. ‘Omurilikten alınıyor, felç olma riski var’ düşüncesi yanlış. Böyle bir risk söz konusu değil” bilgisini paylaştı.

Kan grubu farklılığının da bağışa engel oluşturmadığını vurgulayan Sarı, “Bizim için esas olan kan grubu değil, doku grubu uyumu. Üç tüp kan verilerek doku grubuna bakılıyor ve uygunluk buna göre değerlendiriliyor.” dedi.

Genç bağışçıların önemine de işaret eden Sarı, “Kök hücre vericilerinin genç olması önemli. Yaş sınırının 35’e çekilmesinin nedeni de nakil başarısını artırmak. Bu nedenle gençleri kök hücre bağışçısı olmaya ve bağışçı olduktan sonra kararlarından vazgeçmemeye davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Vazgeçmeyin ki birileri sizin sayenizde hayata tutunsun”

2018 yılında lösemi tanısı alan 54 yaşındaki Reyhan Erdoğan da kök hücre nakli sürecinde yaşadıklarını anlattı. Uygun donör bulunmasının ardından bağışçının son anda vazgeçtiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“Donörüm vazgeçtiğinde dünyam bir kez daha başıma yıkıldı; bütün umutlarımın, kurduğum hayallerin elimden alındığını hissettim. Kaç kez yoğun bakıma girdiğimi, çocuklarıma ‘Annenizle vedalaşın, bu kez çıkamayabilir’ denildiğini, hastane koridorlarında yaşadığımız çaresiz bekleyişleri anlatmıyorum bile. İkinci kez Almanya’dan 22 yaşındaki bir gençle yüzde 100 uyum sağlandı ve bu kez süreç tamamlandı. Çok zorlu bir yolculuktu ama sonunda mutlulukla bitti. Vazgeçmeyin ki birileri sizin sayenizde hayata tutunsun, ikinci baharını yaşayabilsin” dedi.

Bağışçı Muharrem Kara: “Bir insanın yaşamına bu denli doğrudan etki edebileceğimi düşünmezdim”

11 yıl önce bağış yapan Muharrem Kara, geçtiğimiz yıl TÜRKÖK'ten arandığını ve yüzde 100 uyumlu bir hastanın olduğunu öğrendiğini anlattı.

Kara, “Doktorlar ve öğretmenler gibi insanların hayatına doğrudan dokunabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu gördüm. Bir mühendis olarak kendi mesleğimde belki de hiçbir zaman bir insanın yaşamına bu denli doğrudan etki edemezdim. Bu benim için hem bir şans hem de gurur verici bir şey. ‘Bir Silgi, Bir Umut’ projesi de bugün ortaya koyduğu bu çalışmalarla tedavi gören yurttaşlarımıza büyük bir umut kaynağı oluyor” diye konuştu.

Muhabir: Haber Merkezi