İLKE Vakfı Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM), Türkiye’de aile kurumunun güncel sorunlarını ve dönüşüm dinamiklerini farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla mercek altına aldı.
Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş’ın haberine göre; “Aileyi Yeniden Düşünmek: Farklı Disiplinlerden Bakışlar” başlıklı soruşturma dosyasında sosyoloji, psikoloji, hukuk, eğitim, ekonomi ve şehircilik gibi alanlardan uzmanlar; aile yapısındaki değişimin nedenlerini, ortaya çıkardığı riskleri ve çözüm önerilerini değerlendirdi. Raporda, aileye ilişkin krizlerin toplumsal yapıyı derinden etkileyebileceği vurgulanırken, demografik dönüşümden dijital ebeveynliğe kadar uzanan geniş bir çerçevede önemli tespitlere yer verildi.
“DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM ARTIK BİR MEMLEKET MESELESİ”
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu demografik dönüşümün yalnızca nüfus verileriyle açıklanamayacağını belirterek, “Boşanmanın olağanüstü ve istisnai olmaktan çıktığı yeni bir bağlama taşındık. Evliliği koruma ve sürdürme yönünde kurulmuş geleneksel aile yapısı çözülüyor. Doğurganlık oranlarının düşmesi, evlilik yaşının yükselmesi ve aile ilişkilerindeki değişim artık yalnızca bireysel tercihler olarak değerlendirilemez. Bu mesele ülkenin geleceğini, sosyal yapısını ve güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir memleket meselesidir.” dedi. Sorunun yalnızca ekonomik desteklerle çözülemeyeceğini vurgulayan Akın, “Dünyadaki birçok örneğin de gösterdiği gibi sadece evliliğe ve çocuk sayısına karşılık para ödenmesi aile kurumunu kurtarmayacaktır. Toplumun karşı karşıya olduğu riskler konusunda bilinçlendirilmesi ve aileyi güçlendirecek kültürel politikaların geliştirilmesi gerekiyor.” diye konuştu.
“ŞİDDETİN NORMALLEŞMESİ NESİLDEN NESİLE AKTARILIYOR”
Klinik Psikolog Dr. Vahide Ulusoy Gökçek, aile yapısının önündeki en önemli engellerden birinin ekonomik kırılganlıklar ve psikososyal destek mekanizmalarındaki eksiklikler olduğunu belirterek, “Aile fertleri ve yasal organlar çoğu zaman şiddet gören bireyi korumakla aile birliğini korumak arasında kalabiliyor. Oysa psikoloji bilimi açısından bu durum oldukça nettir. Şiddetin sineye çekilmesi ve görmezden gelinmesi, nesilden nesile aktarılan kalıcı travmalara ve yeni problemlere yol açmaktadır.” dedi. Gökçek, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirterek, “Aile yılının daha somut bir içerikle ele alınarak ‘Aile İçi Şiddete Hayır’ yılı ilan edilmesi ve devletin tüm kurumlarıyla bu konuya odaklanması toplumda önemli bir bilinç oluşturabilir.” ifadelerini kullandı.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.