Yeni eğitim- öğretim yılının ikinci dönemi bu hafta başladı. Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin yoğun maratonunda eğitim sistemi yine tartışma konusu oldu.
Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Eğitimci - Yazar Murat Anar, Sonsöz Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmelerde tatil, ödev yükü ve sınav kıskacının öğrenciler, veliler ve eğitim sistemi üzerindeki etkilerini anlattı. Anar, sınav odaklı eğitim anlayışının çocukların ruh sağlığını, yeteneklerini ve insani değerlerini nasıl törpülediğini çarpıcı örneklerle ortaya koydu.
Tatil, insan için bir lüks değil; temel bir ihtiyaçtır. Tatil demek; alışılagelmiş yoğun tempodan uzaklaşmak, zihni ve bedeni yoran çevreden kopmak, mümkünse insanı tüketen her şeyi olduğu yerde bırakıp sadece başını ve ruhunu alarak uzaklaşabilmektir. Atalarımızın asırlar önce söylediği gibi:
“TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR”
Eğitim-öğretim sürecinde tatil; öğrencinin zihninin dinlenmesi, toparlanması ve yeniden öğrenmeye hazır hale gelmesi için pedagojik bir zorunluluktur. Ancak bugün tartışılan mesele tatilin süresi değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ara tatilleri kaldırmaya yönelik çalışmaları gündemdeyken, asıl sorulması gereken soru şudur: TATİL, öğrenci içim gerçekten
TATİL Mİ?
Anar’a göre sorun, tatilin fazla ya da az olması değil; öğrencinin tatili gerçekten tatil gibi yaşayamamasıdır. Anar, “Öğrenci tatilde zihnen ve bedenen dinlenemiyorsa, tatilin takvimde yer almasının hiçbir anlamı yoktur” dedi. Öğrenciler tatilde gerçekten dinlenebiliyor mu? Kafalarını toparlayabiliyor mu? Yeni döneme sağlıklı bir ruh haliyle girebiliyorlar mı? Ne yazık ki bu soruların cevabı çoğu zaman koca bir “ HAYIR ”.
TATİL DEĞİL, NEREDEYSE ASKERİ KAMP
Eğitimci Murat Anar, mevcut tabloyu şu sözlerle özetledi: “Bugün tatil, öğrenciler için dinlenme değil; büyük bir yük haline geldi.” Öğretmenler tarafından verilen sayısız ödev, çözülmesi gereken yüzlerce soru, okunması istenen kitaplar ve yapılması beklenen projeler…
Okul ile tatil arasındaki fark, yalnızca öğrencinin mekân değiştirmesi. Okulda öğretmen, evde ise veli denetimi başlıyor. Öğretmen, veliyi sıkı sıkı tenbihliyor: “Ödevler mutlaka yapılacak, kontrol edilecek.”
Öğrenci, öğretmenden kurtulduğunu zannederken bu kez daha katı bir denetim mekanizmasıyla karşılaşıyor. Tatil, evde yapılan okul mesaisine dönüşüyor.
YARIŞ ATI GİBİ YETİŞTİRİLEN ÇOCUKLAR
Eğitimci-Yazar Murat Anar’a göre öğrenciler artık çok küçük yaşlardan itibaren bir yarışın içine sokuluyor. Öğrenci, nitelikli bir ortaokul için not ortalamasının; nitelikli bir lise için hem okul notlarının hem de LGS puanının belirleyici olduğunu çok iyi biliyor.
Türkiye’de sınav sistemlerinin yıllar içinde defalarca değiştiğini hatırlatan Anar, şunları söyledi: “2009-2010 yıllarında 6, 7 ve 8. sınıflar sınava girdi. 2011’de 7 ve 8. sınıflar sınavdaydı. Bugün yalnızca 8. sınıfta sınav var. Ama anlayış değişmedi.” “Sınavla alan liseler nitelikli ise, diğer liseler ne oluyor?” sorusu ise hâlâ cevapsız.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.