Yönetmenliğini Evrim Çervatoğlu’nun üstlendiği Keçi 501, katıldığı ulusal ve uluslararası festivallerde kazandığı ödüllerle dikkat çekmeye devam ediyor. Doğu Karadeniz yaylalarında çobanlık yapan Cengiz Taşçı’nın yaşamını odağına alan film, sade anlatımı ve güçlü atmosferiyle beyaz perdede yerini aldı.
Yunanistan ve Slovenya’daki festivallerde Jüri Özel Ödülü kazanan film; Antalya Altın Portakal, İsveç Film Ödülleri, Lulea ve Amsterdam ARFF Uluslararası Film Festivali’nde finalist olarak yer aldı. Ayrıca İstanbul Film Festivali ve SİYAD Ödülleri En İyi Belgesel’de finale kalan Keçi 501, 30. Türkiye-Almanya Film Festivali ile 37. Münih Türk Film Günleri’nde özel gösterimlerle izleyiciyle buluştu.
Karmaşadan Yalınlığa Uzanan Bir Hikâye
Keçi 501 belgeselinin yönetmeni Evrim Çervatoğlu, filmin merkezindeki karakteri ve anlatım yaklaşımını değerlendirirken, yapımın temelinde doğayla kurulan sahici bir yaşamın izini sürdüklerini vurguladı.
İnsanın doğayla kurduğu ilişkisini anlatan Çervatoğlu, belgesele ilişkin “Cengiz Taşçı’nın yaşamı, modern dünyanın dışında kalmış gibi görünen ama aslında çok daha derin bir gerçeklik barındıran bir hayatı temsil ediyor. Hayatın erken dönemlerinde yaşadığı kırılmaların ardından doğayla kurduğu bağ, zamanla onun tek gerçekliğine dönüşüyor. Bugün onun dünyasında insan ilişkilerinin yerini doğa, kalabalığın yerini sessizlik, karmaşanın yerini ise yalın bir düzen alıyor. Bu, dışarıdan bakıldığında yalnızlık gibi görülebilir; ancak içeride çok güçlü bir bütünlük ve aidiyet duygusu var. Cengiz’in hayatı, alıştığımız yaşam biçimlerinden tamamen farklı bir yerde duruyor. O, zamanın hızına yetişmeye çalışan değil, kendi zamanını kuran bir karakter. Keçileriyle, dağla, doğayla kurduğu ilişki bir varoluş biçimi. Karşılaştığı zorluklar, doğanın sertliği ya da yalnızlık, onun için bir engelden ziyade yaşamın doğal akışı.” dedi.
İzleyeni O Dünya İçine Davet Eden Bir Yapım
Çervatoğlu, filmin kurgusal yaklaşımı hakkında ise “Bu belgeseli çekerken en önemli önceliğim, bu hayatın doğallığını korumaktı. Uzun bir gözlem süreciyle, o dünyaya mümkün olduğunca sade ve dürüst bir yerden yaklaşmaya çalıştım. Çünkü orada zaten kurulmuş, kendine ait bir düzen ve ritim vardı. Keçi 501, biraz da bu yüzden anlatan değil; izleyeni o dünyanın içine davet eden bir yapım” diye anlattı.
Çervatoğlu, filmin ulusal ve uluslararası alanda gördüğü ilgiyi ve elde ettiği başarıları hakkında ise “Keçi 501’in farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerden izleyicilerle bu denli güçlü bir bağ kurabilmesi benim için son derece kıymetli. Film, aslında çok yerel bir hikayeden yola çıkıyor; ancak doğayla kurulan o temel ilişki, insanın varoluşuna dair evrensel bir karşılık buluyor. Bu nedenle hem izleyici tarafında hem de jüri değerlendirmelerinde bu kadar güçlü bir etki yaratması benim için şaşırtıcı değil ama çok anlamlı” diye konuştu.
Keçi 501, yalın anlatımı ve güçlü atmosferiyle, doğa ile insan arasındaki bağı yeniden düşünmeye davet eden bir yapım olarak öne çıkıyor.