Futbol dünyamızda dün göklere çıkardığımız isimlerin, bir süre sonra itibarsızlaştırılarak kapının önüne konmasına öylesine alıştık ki, Vincenzo Montella’nın Milli Takım macerasının sona ermesi de bu değişmeyen anlayışın son örneği oldu. Birkaç kötü sonucun ardından geçmişteki başarıları unutup faturayı teknik adama kesmek, futbolumuzun kronik hastalığı haline geldi.
Yani Montella ilk değil, son da olmayacak. Oysa İtalyan teknik adamın karnesini incelersek, başarısız olmadığını net biçimde görebiliriz.
EURO 2024’te gelen çeyrek final, Uluslar Ligi’nde A Ligi’ne yükseliş ve 24 yıllık Dünya Kupası hasretinin sona ermesi… Bunların altında İtalyan çalıştırıcının imzası var. Şenol Güneş’ten sonra Ay Yıldızlı ekibi iki büyük turnuvaya taşıyan ilk yabancı teknik adam olan Montella, çıktığı 40 maçta 21 galibiyet elde etti. Peki, bütün bunlar nasıl oldu da bir anda unutuldu?
Yanıt belli; Bizde futbolun hafızası, skor tabelasındaki rakamlardan ibaret. Güçlü rakiplerle oynanan karşılaşmalardaki puan kayıpları, geçmişte kazanılan başarıların önüne geçti. Fransa ve İtalya karşısında ortaya konan mücadele değil, alınan sonuçlar konuşuldu. Bursa tribünlerinden yükselen istifa sesleri de tartışmanın tuzu biberi oldu. Sonunda Montella’nın başarıları bir kenara itildi ve son dönemdeki düşüş, bütün dönemin özeti haline getirildi.
Ve o, “Tu kaka” denilen Montella, ayrılırken alışılmışın dışında bir tavır sergiledi. Sözleşmesinden doğan milyonlarca Euro’luk haklarından ve kendisine teklif edilen fesih bedelinden kendi isteğiyle vazgeçti. Türk futbolunda ayrılıkların sıklıkla tazminat tartışmalarıyla gündeme geldiği düşünürsek, bu davranışın da altını çizmek gerekiyor. İtalyan hoca, sportif mirasının yanına bir de karakter imzası atarak gitti.
Peki, şimdi ne olacak?
Koltuk boşalır boşalmaz özellikle Arda Turan gibi genç ve yerli isimler konuşulmaya başlandı. Bir süre yeni bir teknik adamın etrafında umutlar yeşerecek, beklentiler yükselecek. Ancak birkaç kötü sonuç alındığında aynı senaryonun yeniden sahnelenmeyeceğinin garantisi var mı?
Sorun yalnızca teknik direktörde değil, başarıyı değerlendirme biçimimizde, sabırsızlık ve günü kurtarma anlayışımızda. Montella kusursuz değildi elbette. Ancak, gönderilmesini yalnızca sportif bir karar olarak değerlendirmek de mümkün değil.
Futbolu yönetenler istikrarlı bir sistem kurmak yerine her krizde yeni bir kurban aramayı sürdürürse, yarım kalan hikâyelerin sonu gelmez gelmeyecek de. Bugün Montella gider, yarın bir başkası… İsimler değişir, zihniyet aynı kalır.
Ve biz de, “Hadi bakalım sıradaki gelsin” deriz.
Kalın sağlıcakla…