Ankara

Sessiz Emekten Akademik Direnişe: Nargiz Beken’in Kadın Hafızası

Akademik bir çalışmanın ötesine geçerek kişisel bir tanıklık, kolektif bir hafıza ve kuşaklar arası bir kadın mücadelesine dönüşen “Kazakistan Basınında Kadın Olmak” adlı eser, Ankara’da düzenlenen tanıtım ve imza günüyle okurla buluştu. Saküder Akademi Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlik, yalnızca bir kitap tanıtımı değil; kadın emeği, görünmez mücadele, kültürel kimlik ve Türk dünyasında dayanışma fikrinin somutlaştığı anlamlı bir buluşma olarak kayda geçti.

Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; Gazeteci ve akademisyen Nargiz Beken tarafından kaleme alınan kitap, kadınların medyada var olma mücadelesini akademik verilerle, saha araştırmalarıyla ve kişisel yaşam deneyimleriyle birlikte ele aldı. Sonsöz Gazetesi'ne özel değerlendirmelerde bulunan Beken, çalışmasını bir akademik zorunluluk olarak değil; hayatın içinden gelen bir vefa duygusu ve adalet arayışı olarak tanımladı.

BİR ANNE, BİR EVLAT, BİR TANIKLIK

Nargiz Beken’in anlatısının merkezinde, henüz üç yaşındayken babasının geçirdiği iş kazası sonucu felç kalmasıyla tamamen değişen bir aile hayatı yer aldı. O günden sonra evin bütün sorumluluğunu omuzlayan annenin sessiz ama dimdik mücadelesi, yazarın kadın emeğine dair bakışının temelini oluşturdu.

Beken, kitabını kaleme alırken yalnızca akademik soruların değil, çocukluk hafızasının ve tanıklığın da yol gösterici olduğunu ifade etti. Bugün kendisi de annesinin bu mücadeleye başladığı yaş olan 25 yaşında bulunan Beken, çalışmasını bir evlat vefası olarak yazdığını dile getirdi. Kitap, bir annenin görünmeyen direncini ve bir çocuğun bu dirence yıllar boyu tanıklığını bilimsel bir zeminde görünür kıldı.

BOZKIRDAN MEDYAYA KADININ TARİHSEL DİRENCİ

Eserde Kazak kültüründe kadının tarihsel rolüne de kapsamlı biçimde yer verildi. Bozkır yaşamının sert koşulları içerisinde kadınların yalnızca aile içinde değil; üretimde, ekonomide, eğitimde ve toplumsal hayatta da belirleyici bir konumda olduğu vurgulandı. Kitapta, Kazak kadınının emeğinin bir “yardım” değil, bir var olma biçimi olduğunun altı çizildi.

Ancak modern dünyada, özellikle medya sektöründe bu emeğin hâlâ görünmez kılındığına dikkat çekildi. Beken, Almatı’da çalıştığı bir televizyon kanalında mesleki yetkinliğine rağmen “yardımcı” pozisyonunda görülmesini ve Türkiye’de oybirliğiyle seçildiği bir öğrenci birliği başkanlığından, kendisine bilgi verilmeden alınan bir kararla uzaklaştırılmasını, sorunun bireysel değil yapısal olduğunu gösteren örnekler olarak aktardı.
Araştırma kapsamında görüşülen kadın gazetecilerin tanıklıkları da benzer bir tabloyu ortaya koydu. Kadınların başarılarının çoğu zaman tesadüf olarak değerlendirildiği, yönetici pozisyonlarında yeterli görülmedikleri ve yetkinliklerini sürekli kanıtlamak zorunda bırakıldıkları vurgulandı.

KİTAP TANITIMI SANATLA BULUŞTU

Ankara’daki imza günü, yalnızca akademik bir sunumla sınırlı kalmadı; sanatın birleştirici gücüyle kültürel bir buluşmaya dönüştü. Program, büyük Kazak besteci Kurmangazı’nın “Adai” eseriyle başladı. Dombıranın tınıları, Türk dünyasının ortak hafızasına güçlü bir selam niteliği taşıdı.

Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden sanatçı Shugyla Yelemessova, seslendirdiği eserlerle gecenin duygusal atmosferini derinleştirdi. Paris’teki sanat çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan piyanist ve ressam Güneş Abbas, piyano dinletisiyle kitabın çok katmanlı ruhunu müzikle salona taşıdı. Sanatçıların katkıları, kitabın anlattığı görünmez mücadelenin sanatsal bir dile dönüşmesini sağladı.

Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.