Çakır Abim Gönlü Zengin Bir Öğretmendi;
Bazı insanlar vardır; yaşarken çok büyük laflar etmezler, gösteriş yapmazlar, “ben şöyle iyiyim, böyle yardımseverim” diye dolaşmazlar. Ama geride bıraktıkları iz, yıllar geçse de silinmez. İşte Çakır abim de öyle insanlardan biriydi.
Kendisinden başkasına zararı olmayan, çevresindeki insanların değer verdiği nadide insanlardan biriydi. En azından bana göre öyleydi. Hayatındaki en büyük kötülüğü ise hep kendisine yaptı. O da ne yazık ki günde iki paketi geçen sigara alışkanlığıydı. Üstelik şeker hastası olması da bunu daha ağır hale getiriyordu. Buna rağmen hayata tutunmaya çalışan, insanlara faydalı olmaktan vazgeçmeyen bir insandı.
66 yaşındaki Çakır abim emekli bir sınıf öğretmeniydi. Yurdun birçok ilinde, birçok köyünde görev yaptı. Öğretmenliği sadece maaş karşılığı yapılan bir meslek olarak görmedi hiçbir zaman. Onun için öğretmenlik, bir çocuğun hayatına dokunabilmekti.
Öğrencilerinin arasında durumu olmayanları görünce sessizce yardım ederdi. Kimi zaman bir önlük alırdı, kimi zaman defter-kitap, kimi zaman da bir kalem… Belki küçük gibi görünen şeylerdi bunlar ama o çocukların hayatında büyük yer etti. Öyle ki aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, kendisinin okuttuğu öğrencileri onu ziyaret etmeye gelirlerdi. Düşünün… İnsan, aradan bunca yıl geçse bile bir öğretmenini unutamıyorsa, orada gerçek bir emek ve gerçek bir sevgi vardır.
Üstelik Çakır abim zengin biri değildi. Sadece maaşıyla geçinen, dört çocuk büyüten bir insandı. Ama gönlü zengindi. Zaten insanı büyük yapan da sahip olduğu para değil, taşıdığı yürektir.
Emekli olduktan sonra memleketine döndü. Kendine küçük uğraşlar edindi; arıcılık yaptı, bahçeyle uğraştı. Ama yine aynı Çakır abiydi… Bahçesinin kenarından geçen hiçkimseyi eli boş göndermezdi. Salatalık, domates, soğan, meyve… Neyin varsa paylaş derdi adeta hayatıyla.
Misafir ağırlamayı çok severdi. Gelen misafirlerine meşhur tenekede yaptığı meşhur tavuğunu ikram ederdi. O yemek sadece bir yemek değildi; samimiyetin, dostluğun ve paylaşmanın tadı vardı içinde.
Evinin yakınındaki sulama barajına gider, balık tutardı. Aslında balığı çok seven biri de değildi. Ama balık tutamayan birini görünce, kendi tuttuklarını ona verirdi. Çünkü onun mutluluğu, başkasının yüzündeki tebessümdü.
İnsanlarla kurduğu bağ bir yana, hayvanlarla bile farklı bir dostluğu vardı. Birçok kez onu ziyarete gelen bir tilkisi vardı. Bugün insanlar birbirini anlamakta zorlanırken, o vahşi bir hayvanın bile güvenini kazanmıştı. Demek ki bazı insanların kalbi gerçekten başka oluyor.
Elbette herkes kıymet bilmiyor. Hayatın değişmeyen gerçeği bu. Çok sevdiği, yıllarca dost bildiği insanlar da oldu. Hatta karı-koca öğretmen olan yakın arkadaşları vardı; onları çok severdi. Ama ne acıdır ki cenazesine bile gelmediler. İnsan o zaman şunu düşünüyor: Vefa gerçekten herkese nasip olmuyor.
Çakır abim belki çok büyük servetler bırakmadı arkasında. Ama insanların kalbinde güzel hatıralar bıraktı. Asıl zenginlik de zaten budur. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra unutulur, bazıları ise yıllar geçse de dualarda yaşamaya devam eder.
Çakır abim de işte o insanlardan biriydi.
Ruhun Şad olusun abi Nur içinde yat.