Bundan tam 105 yıl önce bugün, Milli Mücadele’nin askeri başarılarını taçlandıran, Türk diplomasisinin en büyük satranç hamlelerinden biri Ankara’nın o dönemki tozlu ve mütevazı sokaklarında karara bağlandı.
20 Ekim 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması (Ankara İtilafnâmesi), emperyalist devletlerin Türk topraklarını paylaşma planı olan Sevr'i yırtıp atan ve İtilaf Devletleri blokunu ilk kez resmen parçalayan tarihi bir dönüm noktası oldu.
Güney Cephesi’ndeki destansı halk direnişinden Ankara'daki çetin diplomatik krizlere, Suriye sınırının çizilmesinden Hatay'da bırakılan o stratejik "kanca"ya ve tarihin satır aralarında kalmış şaşırtıcı detaylara kadar; 1921 Ankara Antlaşması’nı tüm yönleriyle mercek altına alıyoruz.
CEPHEDEN MASAYA
I. Dünya Savaşı'nın ardından İngilizlerin işgal edip daha sonra Fransızlara devrettiği Çukurova, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş toprakları, eşine az rastlanır bir gerilla direnişine sahne oldu.
- Kuvayı Milliye'nin Direnişi: Sütçü İmamların, Şahin Beylerin öncülüğünde örgütlenen halk, Fransız ordusuna ve onların silahlandırdığı Ermeni komitacılarına karşı Güney Cephesi'ni Fransızlar için adeta bir cehenneme çevirdi.
- Fransa'nın Kamuoyu Baskısı: Fransa, I. Dünya Savaşı'nın yaralarını saramamışken Anadolu'da faturası giderek ağırlaşan bir gerilla savaşıyla karşı karşıya kalmıştı. Fransız kamuoyu, "Anadolu'da askerlerimizin ne işi var?" diyerek hükümete baskı uygulamaya başladı.
- İngiltere ile Yaşanan Çıkar Çatışması: Orta Doğu ve petrol yatakları konusunda İngiltere ile ters düşen Fransa, İngilizlerin tetikçiliğini yapan Yunan ordusunun Anadolu'da başarılı olamayacağını erken fark etti. Fransa, kendi çıkarlarını korumak için Ankara ile doğrudan masaya oturmanın yollarını aradı.
ANKARA'DA ÇETİN PAZARLIKLAR
Fransız Hükümeti, eski bakanlarından diplomat Henry Franklin-Bouillon’u özel temsilci olarak gayriresmî yollarla Ankara’ya gönderdi. Haziran 1921'de başlayan ve aralıklarla ekim ayına kadar süren müzakerelerde Mustafa Kemal Paşa ile Franklin-Bouillon arasında çok sert diplomatik krizler yaşandı.
"Sevr" ve "Misak-ı Milli" Krizi
Fransız diplomat, masaya oturduğunda Sevr Antlaşması üzerinde ufak rötuşlar (yumuşatmalar) yaparak bir uzlaşı aramaya çalıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın buna tepkisi sert ve net oldu: Yeni Türk Devleti, Sevr Antlaşması'nı tamamen yok saymaktadır ve müzakerelerin tek temeli Misak-ı Milli (Ulusal Antlaşma) sınırlarıdır.
Çözüm getiren dönüm noktası: Sakarya Zaferi
Yunan ordusunun Ankara kapılarına dayandığı günlerde Fransızlar müzakereleri ağırdan alıyor, savaşın sonucunu bekliyordu. Ancak Eylül 1921'de kazanılan Sakarya Meydan Muharebesi, Fransa’nın kafasındaki tüm tereddütleri sildi. Mustafa Kemal Paşa'nın askeri dehası, Franklin-Bouillon'u TBMM’nin şartlarını kayıtsız şartsız kabul etmeye zorladı. 20 Ekim 1921'de TBMM adına Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Yusuf Kemal Tengirşenk ve Franklin-Bouillon antlaşmayı imzaladı.
MADDELER
|
Madde Başlığı |
Antlaşmanın İçeriği ve Detayları |
|
Savaşın Sona Ermesi |
Türk ve Fransız cephelerindeki askeri faaliyetler tamamen durduruldu, esir düşen askerlerin karşılıklı olarak serbest bırakılması kararlaştırıldı. |
|
Güney Sınırı |
Türkiye ile Suriye arasındaki sınır; İskenderun (Hatay) hariç tutulmak üzere, Payas’tan başlayıp Nusaybin ve Cizre’ye uzanan demiryolu hattı boyunca çizildi. |
|
Hatay’a Özel Statü |
Hatay ve İskenderun bölgesi Fransa mandasındaki Suriye sınırlarında kaldı ancak buraya özel bir yönetim kuruldu. Türk kültürünün korunması, resmi dilin Türkçe olması ve Türk parasının kullanılması güvence altına alındı. |
|
Süleyman Şah Türbesi |
Caber Kalesi'nde bulunan, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah'ın türbesi, müştemilatı ile birlikte Türkiye'nin mülkü sayıldı ve oraya Türk bayrağı çekilip Türk askerlerinin nöbet tutması kabul edildi. |
SİYASİ ÖNEMİ VE SONUÇLARI
1921 Ankara Antlaşması, askeri bir zaferin masada nasıl devasa bir diplomatik kazanca dönüştüğünün ders kitabı niteliğindeki örneğidir:
- İtilaf Bloku Parçalandı: Fransa, TBMM Hükümeti’ni resmen tanıyan ilk İtilaf Devleti oldu. Londra ve Paris arasındaki diplomatik ortaklık çatladı. İngiltere, Ankara karşısında yalnızlaştı.
- Güney Cephesi Kapandı: Güneydeki askeri harekat başarıyla sona erdi. Buradaki deneyimli, düzenli ve milis Türk birlikleri ile silah/mühimmat lojistiği acilen Batı Cephesi’ne kaydırıldı. Bu hamle, Büyük Taarruz’un (1922) kazanılmasında hayati rol oynadı.
- Misak-ı Milli Tescillendi: Hatay hariç güney sınırları güvenceye alınarak Misak-ı Milli, batılı bir süper güç tarafından ilk kez büyük oranda kabul edilmiş oldu.
AZ BİLİNENLER
- Hatay İçin Bırakılan Diplomatik Kanca: Mustafa Kemal Paşa, Hatay’ın Suriye sınırlarında kalmasını geçici bir taviz olarak görüyordu. Fransızların antlaşma metnine eklettiği "Özel rejim ve kültürel haklar" maddesi, aslında Mustafa Kemal’in geleceğe yönelik dahi bir stratejisiydi. Bu madde sayesinde Hatay’ın Türk kimliği hukuken korundu ve nitekim 1939 yılında Hatay’ın anavatana katılması sürecinin sarsılmaz yasal altyapısını oluşturdu.
- İngiltere’nin Öfke Nöbeti: Antlaşma imzalandıktan sonra Londra adeta çıldırdı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransa’yı "müttefiklerini arkadan bıçaklamakla" ve "Asya'daki Hristiyan çıkarlarını Türklere satmakla" suçlayan çok sert diplomatik notalar yayınladı.
- Moskova’nın Gizli Madde Endişesi: TBMM’nin o dönemki en büyük destekçisi ve lojistik ortağı olan Sovyet Rusya, bu antlaşmayı başlangıçta kuşkuyla karşıladı. Ankara ile Fransa arasında Rusya aleyhine gizli bir askeri ittifak kurulduğundan endişe ettiler. Mustafa Kemal Paşa, Moskova’ya güvence vererek bu diplomatik krizi de büyümeden önledi.
- Franklin-Bouillon’un "Ankara Hayranlığı": Fransız diplomat Henry Franklin-Bouillon, müzakereler sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın vizyonundan, kararlılığından ve entelektüel birikiminden o kadar etkilendi ki, Paris’e döndükten sonra Fransız Parlamentosu’nda adeta fahri bir Türk elçisi gibi çalıştı ve Türk tezlerini savundu.
1921 Ankara Antlaşması, imkansızlıklar içinde boğuşan bir milletin, doğru askeri hamleler ve dik duran bir diplomasiyle dünyayı nasıl dize getirebileceğini gösteren muazzam bir başarı öyküsüdür. Ankara’nın o gün kazandığı bu siyasi rüşt, Lozan’a giden yolu açan en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.