Timora Sanat Galerisi ev sahipliğinde, “Nine Circles” ve “Aidiyet” İsimli Solo Sergi başkentli sanatseverlerle bir araya geldi.
60.Venedik Bienali’nde “Pink Planet” projesiyle Azerbaycan Pavyonu’nda ülkesini temsil eden ve Expo 2025 Osaka Azerbaycan Pavyonunda eserleri yer alan Vusala Agharaziyeva’nın küratörlüğünü Berna Demirhan'ın yaptığı “Nine Circles” solo sergisi ve yetenekli genç sanatçı Eda Duru Çetin’in “Aidiyet” isimli solo sergisi, 28 Şubat–21 Mart 2026 tarihleri arasında izlenebilir.
" Sanatçının Ankara'da İlk Solo Sergisi"
Etkinliğin açılışında konuşan Galeri Yöneticisi Berna Demirhan, katılımcılara teşekkür ederek sözlerine başladı. Demirhan, sanatçı Vusala Agharazıyeva’nın sergi kapsamında Bakü’den Ankara’ya geldiğini belirtti.
Agharazıyeva’nın Bakü’de “Devlet Sanatçısı” unvanına sahip olduğunu ifade eden Demirhan, sanatçının başarılı eserleriyle Azerbaycan’ı temsil ettiğini ve Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen Expo’da ülkesini onurlandırdığını kaydetti.
Demirhan, serginin Agharazıyeva’nın Ankara’daki ilk sergisi olduğunu vurguladı. Timora Sanat Galerisi ile yollarının kesişmesinden duydukları memnuniyeti ifade eden Demirhan, bu iş birliğinin kendileri için anlamlı olduğunu söyledi.
"Doğa ve Kadın Bedenin Mükemmel Uyumu"
Açılışta konuşmasını sürdüren Demirhan, sanatçı Eda Duru Çetin’in sanat yolculuğuna lise yıllarında başladığını ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini, başarılı çalışmalara imza attığını söyledi.
Serginin adını aldığı “Aidiyet” kavramı üzerinden kadın ve doğa arasındaki bağın zayıflaması ve bu kopuşun yarattığı etkilerin sorgulandığını belirtti ve izleyicileri bu ilişki üzerine düşünmeye davet etti.
Sanatçı Vusala Agharaziyeva ve Eda Duru Çetin'in teşekkürleri kabul etmesiyle etkinlik sona erdi.
"Bir dönem üretim ve üreticiyi eserlerimde vurgulamak istedim"
Sonsöz Gazetesi Muhabiri Şevval Ateş’e eserleri hakkında değerlendirmelerde bulunan sanatçı Vusala Agharazıyeva, bir dönem çalışmalarında üretim ve üretici kavramlarını öne çıkarmak istediğini söyledi.
Traktör sürücüsü, gazete ve UFO gibi imgeler kullandığı eserine değinen Agharazıyeva, bu unsurlarla insanın kendi yaşamına odaklandığında çevresindeki hareketliliği çoğu zaman fark edemediğine dikkat çekmek istediğini ifade etti.
Gazete kâğıtlarının da sembolik bir anlam taşıdığını belirten sanatçı, “Gazetelerde yazanlar aslında insanın kendi hayatıdır” diyerek bireyin yaşadığı dünyayla kurduğu ilişkiye vurgu yaptı.
"Doğada Olamamanın Verdiği Hüzünü Aktarıyorum"
Eda Duru Çetin ise üretimlerinde aidiyetsizlik duygusundan yola çıktığını belirtti.
Çetin, çocukluğundan bu yana kendini en iyi hissettiği yerin doğa olduğunu ifade ederek, gündelik yaşamın şehir merkezli yapısının kendisinde bir kopuş ve aidiyetsizlik hissi yarattığını söyledi. “Olmak istediğim yerde var olamama duygusu, eserlerimde yansıtmak istediğim temel hissi oluşturuyor” diyen Çetin, bu içsel çatışmanın üretimlerine yön verdiğini vurguladı.
Eserlerinde bitki formlarına ve koyu renklere ağırlık vermesinin bilinçli bir tercih olduğunu kaydeden genç sanatçı, bu tercihin melankolik atmosferi güçlendirdiğini belirtti. Çetin, söz konusu melankolinin, doğada araçsız ve dolaysız bir şekilde var olamamanın yarattığı hüzünden beslendiğini dile getirdi.
Vusala Agharazıyeva Kimdir? Sanat Penceresi Nedir?
Çok disiplinli bir sanatçı olan Vusala Agharazıyeva, 1990 yılında Bakü'de doğdu. Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden Dekoratif Uygulamalı Sanatlar Lisansı (2012) ve Seramik Yüksek Lisansı (2013) derecelerini aldı ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sanatçılar Birliği üyesidir. Resim, ahşap ve kavramsal uygulamalar alanlarında çalışan sanatçı, Bakü’de ve uluslararası alanda anıtsal duvar resimleri yaratmaktadır. 2018 yılında YARADAN/CREATOR adlı kamu kuruluşunun, 2023 yılında ise DaMİR Hayal Evi adlı kültür alanının kurucu ortağı oldu. 2024 yılında PINK PLANET projesiyle 60. Venedik Bienali’ne katıldı. Seçilmiş projeleri arasında YARAT çağdaş sanat alanı (2014-2016), "Atıktan Sanata" sempozyumu (Tiflis, 2014-2015), Bakü Kristal Salonu’nun yeniden markalanması ve basın merkezi tasarımı (2015), Türkiye ve İstanbul’daki duvar resimleri (2015-2023), uluslararası tenis turnuvası kupalarının tasarımı (2021-2022), DamİR Hayal Evi (2023), Venedik Bienali (2024) ve Expo 2025 Osaka’daki Azerbaycan Pavyonu projeleri yer almaktadır. Seçilmiş sergileri arasında Paul Coldwell atölye sergisi (2013), Azerbaycan Ulusal Sanat Müzesi Sergisi (2014), "Seçim" Çağdaş Sanat Sergisi (2014), "Geleneksel Sanatların Evrimi" Çağdaş Sergisi (2014), "Düğme" Çağdaş Sanat Sergisi (2015) ve "Sırga Ol" Çağdaş Sanat Sergisi (2016) bulunmaktadır.
“Dokuz Çember”, bireyin gerçeklik, bilgi ve içsel dürtülerle yüzleştiği algı mimarisini araştıran bir sergidir. Sanatçı, sıradanın içinde gizlenen olağanüstü unsurlar arasındaki gerilimi görünür kılar. Günlük imgeler, UFO’lar, gazete kupürleri ve sembolik işaretler aracılığıyla izleyici, dünyadaki karmaşık güç ilişkilerini ve insan davranışlarının sistematik çarpıklıklarını bir “uzaktan gözlemci” perspektifiyle deneyimler. Bu mesafe aynı zamanda içe doğru bir hareketi tetikler; izleyici, kendi algısal sınırlarını ve içsel çemberlerini fark etmeye davet edilir. Sergi, Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sından ilham alır. Cehennem’in dokuz çemberi, her biri belirli bir günahı ve buna karşılık gelen ahlaki düzeni temsil ederken, insanlık tarihinde süreklilik kazanan kötülüğün ardındaki bireysel motivasyonları da görünür hâle getirir. Şehvet, oburluk, açgözlülük, öfke, sapkınlık, şiddet, aldatma ve ihanet gibi eylemler, Dante’nin kurgusunda sistematik bir yapı içinde yer alır. Cehennem, her suçun kendi etik coğrafyasını ürettiği bir mekân olarak kurgulanır; cezalar ise işlenen günahın doğasını yansıtan simgesel karşılıklara dönüşür.
Vusala Agharazıyeva
Vusala Agharazıyeva
Vusala Agharazıyeva
Eda Duru Çetin Kimdir? Sanat Anlayışı Nedir?
2004 yılında Bursa’da doğan Eda Duru Çetin, 2022 yılında Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi resim bölümünden mezun oldu ve aynı yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi resim bölümüne başladı; çalışmalarını hâlen İstanbul’da sürdürmektedir.
Sanatçı, “Aidiyet”, dünyayla kurduğumuz ilişkinin ontolojik bir mesele olduğunu hatırlatır. Belki de ait olmak, bir yere yerleşmekten çok varoluşun bu temel ayrılığını kabul etmekle mümkündür; bilgelik de tam burada, kopuşun içinde bile bir bağın sürdüğünü fark edebilmekte yatar. İlk bakışta sakin görünen eserler, derin bir huzursuzluğu içinde taşır. Figürler belirli bir yerde duruyormuş gibi görünse de aslında hiçbir yere tam anlamıyla yerleşmiş değildir; dünyayla aralarında ince bir mesafe vardır ve dokunabilecek kadar yakınken bütünüyle dahil olamayış hissini taşırlar. Bu mesafe, günümüz insanının tanıdık duygularından biri olan ait olamama hâline işaret eder. Resimlerde doğa, çoğu zaman kaybedilmiş bir bağın hatırlatıcısı gibidir; bitkisel formlar figürlerin bedenlerine karışır, bazen de onları neredeyse görünmez kılar ve insan ile çevresi arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olabileceğini düşündürür. Burada doğa, bir yakınlık ihtimali olarak belirir. Figürler konuşmaz, hareket etmez, izleyiciyle doğrudan temas kurmaz; bu suskunluk bir iç huzurdan çok, dünyayla kurulamayan ilişkinin ağırlığını taşır. Ne bütünüyle geçmişe ne de şimdiye aittirler; bu nedenle resimlere bakıldığında tanıdık ama tarif edilmesi güç bir duygu ortaya çıkar, sanki adı konulamayan bir serzeniş gibi. Zaman zaman çevrelerindeki yarı saydam bitkilerle birleşen figürlerde kimlik, sınır ve beden algısı belirsizleşir; bu belirsizlik içinde var olabilme hissi doğar. Modern dünyanın beton, hız ve düzeni içinde doğayla bağını koparan insan, kendi içinden de uzaklaşır; bu yüzden aidiyet artık daha çok hissedilen bir eksikliktir. Eserler, izleyiciyi yönlendirmek yerine onu tanıdık ama adını koyamadığı bir duyguyla baş başa bırakır. Sanatçı, Kabala geleneğinde “Binah” olarak adlandırılan ve hayat ağacında “anlayış”ı temsil eden sefiranın izini sürmektedir.
Eda Duru Çetin
Eda Duru Çetin
Eda Duru Çetin
Eda Duru Çetin
Eda Duru Çetin