20. yüzyılın başında bir insanın hayvanat bahçesinde sergilenmesi, bilim adı altında ırkçılığın en karanlık örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Ota Benga’nın hikayesi, insanlık adına utanç verici bir dönemi gözler önüne seriyor.
Kongo’dan Amerika’ya uzanan trajedi
Ota Benga, 1880’lerin başında bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan Mbuti halkına mensup bir birey olarak dünyaya geldi. Hayatı, Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’daki sömürge düzeni sırasında altüst oldu. Bölgedeki şiddet ve zorla çalıştırma politikaları, Benga’nın ailesini kaybetmesine yol açtı.
1904 yılında Amerikalı kaşif Samuel Phillips Verner tarafından ABD’ye götürülen Ota Benga, St. Louis’te düzenlenen Dünya Fuarı’nda sergilendi. “Egzotik insan” olarak tanıtılan Benga, dönemin ırkçı antropoloji anlayışının bir parçası haline getirildi.
Bronx Hayvanat Bahçesi’nde “sergilenen insan”
1906 yılında New York’taki Bronx Hayvanat Bahçesi’nde yaşananlar ise skandalın zirve noktası oldu. Ota Benga, maymunların bulunduğu bölümde kafes içinde ziyaretçilere gösterildi. Yanına orangutan konularak “insan ile hayvan arasındaki geçiş” gibi sunulması, dönemin sözde bilimsel ırkçılığının en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Ziyaretçilerin alaylarına, aşağılayıcı bakışlarına ve sistematik dışlanmaya maruz kalan Benga’nın durumu kısa sürede tepki çekti. Özellikle Afro-Amerikan din adamları ve aktivistler bu uygulamaya karşı ses yükseltti.
Tepkiler sonucu serbest bırakıldı
Artan kamuoyu baskısı üzerine Ota Benga, hayvanat bahçesinden çıkarıldı. Bir süre yetimhane ve misyoner okullarında yaşamını sürdürdü. İngilizce öğrenmeye ve “Amerikan toplumuna uyum sağlamaya” zorlandı.
Ancak yaşadığı travmalar ve memleketine dönememesi, Benga’nın psikolojisini derinden etkiledi.
Sessiz bir son: 1916
Ota Benga, 20 Mart 1916’da, henüz 30’lu yaşlarının başındayken intihar ederek hayatına son verdi. Onun hikayesi, yalnızca bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda bilim, medya ve toplum eliyle normalleştirilen ırkçılığın somut bir örneği olarak hafızalara kazındı.
Irkçılığın “bilim” kisvesi
Ota Benga vakası, 20. yüzyılın başlarında yaygın olan sosyal Darwinizm ve sözde bilimsel ırkçılığın nasıl kurumsallaştığını gösteriyor. İnsanların fiziksel özelliklerine göre sınıflandırılması ve “medeniyet hiyerarşisi” kurulması, bu tür uygulamaların meşrulaştırılmasına zemin hazırladı.
Bugüne kalan ders
Bugün Ota Benga’nın hikayesi, insan hakları, etik ve bilimsel sorumluluk açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. “İnsanat bahçesi” kavramı tarihe karışmış olsa da, ayrımcılığın farklı biçimlerde devam ettiği gerçeği, bu olayın unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor.