Türk dış politikasının en kritik başarılarından biri olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 89. yıl dönümünü.
20 Temmuz 1936 tarihinde İsviçre'nin Montrö şehrinde imzalanan bu anlaşma, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini yeniden tesis etmenin ötesinde, iki dünya savaşı arası dönemin çalkantılı jeopolitik atmosferini, Atatürk'ün ileri görüşlü diplomasisini ve bugün bile tartışma konusu olan az bilinen birçok detayı barındırır.
Montrö, Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler arasındaki hassas dengeyi günümüze taşıyan, Türk Boğazları'nın statüsünü belirleyen temel belgedir.
EGEMENLİK ARAYIŞI
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin temelleri, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma sürecinde atıldı. Lozan Barış Antlaşması'ndaki Boğazlar maddesi, Montrö'ye giden yolun başlangıcıydı.
- Lozan'ın Bıraktığı Eksiklikler (1923): Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923), Türk Boğazları'nın statüsünü belirleyen ilk uluslararası belgeydi. Ancak Lozan, Boğazlar'ın yönetimi için bir uluslararası "Boğazlar Komisyonu" kurulmasını öngörüyor ve Türkiye'nin Boğazlar'ın her iki yakasında asker bulundurmasını yasaklıyordu. Bu durum, Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan ve güvenlik endişeleri yaratan bir maddeydi.
Az Bilinen Bir Bilgi: Lozan görüşmeleri sırasında Türk heyeti, Boğazlar'ın tamamen Türkiye'ye bırakılması için büyük çaba harcadı. Ancak İngiltere ve diğer büyük güçler, Karadeniz'e serbest geçişin kendi güvenlikleri için önemli olduğunu savunarak bu maddeyi kabul ettiler. İsmet İnönü'nün bu konudaki hayal kırıklığı, anılarında sıkça yer alır.
- Silahsızlandırma ve Güvenlik Endişeleri: Lozan ile Boğazlar'ın silahsızlandırılması, Türkiye'nin kendi güvenliği açısından büyük bir risk oluşturuyordu. Özellikle Mussolini İtalya'sının Akdeniz'deki yayılmacı politikaları ve Almanya'nın yeniden silahlanması gibi gelişmeler, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki kontrolünü güçlendirme ihtiyacını artırdı.
ULUSLARARASI DİPLOMASİ VE ATATÜRK'ÜN DEHASI
1930'lu yılların ortaları, Avrupa'da yeni bir savaşın işaretlerinin belirmeye başladığı gergin bir dönemdi. Bu atmosfer, Türkiye için Montrö'ye giden kapıyı araladı.
- Almanya ve İtalya'nın Yayılmacılığı: Hitler'in Almanya'sı Versay Antlaşması'nı ihlal ederek yeniden silahlanmaya başlamış, Mussolini'nin İtalya'sı ise Akdeniz'de ve Etyopya'da (Habeşistan) yayılmacı bir politika izliyordu. Bu durum, mevcut uluslararası düzeni tehdit ediyor ve statüko yanlısı devletleri endişelendiriyordu.
İlginç Bir Bilgi: Türkiye, bu dönemde Milletler Cemiyeti'ne üye olmuş ve uluslararası hukukun üstünlüğüne inanan bir dış politika izliyordu. Ancak mevcut anlaşmaların yetersiz kaldığını görerek, diplomatik zemini iyi değerlendirme arayışındaydı.
- Büyük Güçlerin Çıkarları ve Karşılıklı Bağımlılık: İngiltere ve Fransa gibi büyük güçler, Almanya ve İtalya'nın yükselişi karşısında Rusya'yı (SSCB) kendi yanlarına çekmek istiyorlardı. SSCB ise Karadeniz'den Akdeniz'e güvenli geçişe ihtiyaç duyuyordu. Türkiye, bu durumu lehine kullanarak diplomatik bir denge kurdu.
- Atatürk'ün Öngörüsü: Mustafa Kemal Atatürk, Avrupa'daki gelişmelerin yeni bir dünya savaşına yol açacağını öngörerek, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini sağlamak için doğru zamanın geldiğini düşündü. Bu öngörü, Montrö'nün başarısında kilit rol oynadı.
KONFERANS VE ÖNEMLİ FİGÜRLER
Montrö Konferansı, 22 Haziran 1936'da İsviçre'nin Montrö kentinde başladı ve bir ay süren yoğun müzakerelerin ardından sonuçlandı.
- Konferansa Katılan Ülkeler: Türkiye'nin çağrısı üzerine İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan ve Romanya konferansa katıldı. İtalya ise, Etyopya Savaşı nedeniyle Türkiye ile yaşadığı gerginlik nedeniyle ilk başta konferansa katılmadı, ancak daha sonra 1937'de sözleşmeyi imzaladı.
- Türk Heyeti ve Başarıları: Türk heyetine dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras başkanlık etti. Aras, Lozan'da yaşanan kısıtlamaları gidermek için büyük bir diplomatik beceri sergiledi. Türkiye, Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini hedefliyordu.
- Rusya'nın (SSCB) Rolü ve Çıkarları: Sovyetler Birliği, Karadeniz'e kıyısı olan bir devlet olarak, savaş gemilerinin Boğazlar'dan serbest geçişini talep etti. Ancak Akdeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin geçişine sınırlama getirilmesini istedi. Bu durum, Türkiye'nin lehine oldu, çünkü Batılı güçlerin Karadeniz'deki askeri varlığını kısıtlıyordu.
İlginç Bir Bilgi: SSCB, Montrö'de Boğazlar'ın statüsü konusunda Türkiye'ye en büyük desteği veren ülkelerden biriydi. Stalin, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini destekleyerek, kendi güvenliğini sağlamayı amaçlıyordu.
İngiltere'nin Tutumu: İngiltere başlangıçta Boğazlar'ın uluslararası bir statüde kalmasını savunsa da, Almanya ve İtalya'nın yükselen tehdidi karşısında Sovyetler Birliği ile iş birliği yapma gerekliliği nedeniyle tutumunu değiştirdi.
Boğazlar'ın Türkiye'ye bırakılması, Karadeniz'in bir "SSCB gölü" haline gelmesini engellemek adına İngiltere için daha kabul edilebilir bir seçenek haline geldi.
TEMEL MADDELERİ VE ÖNEMİ
20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini sağladı ve uluslararası bir hukuk belgesi olarak günümüze kadar geçerliliğini korudu.
- Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması: Montrö ile Lozan'da kurulan uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırıldı ve Boğazlar'ın yönetimi tamamen Türkiye Cumhuriyeti'ne devredildi. Bu, Türkiye'nin egemenliğinin tam olarak tanınması anlamına geliyordu.
- Boğazlar'da Asker Bulundurma Hakkı: Türkiye, Boğazlar'ın her iki yakasında da asker bulundurma ve tahkimat yapma hakkını yeniden kazandı. Bu, Türkiye'nin kendi güvenliğini sağlama açısından hayati bir adımdı.
- Savaş Gemilerinin Geçiş Rejimi: Montrö, savaş ve barış zamanında savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçişini düzenleyen detaylı hükümler içerir:
- Barış Zamanı: Ticaret gemileri için tam serbestlik vardır. Savaş gemileri için ise bazı kısıtlamalar (tonaj, sayı, Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler ayrımı) getirildi. Özellikle Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri, Karadeniz'de belirli bir süre kalabilir ve tonaj sınırlamalarına tabidir.
- Savaş Zamanı (Türkiye Savaşa Katılmıyorsa): Türkiye'nin savaşta olmadığı durumlarda, ticaret gemilerinin Boğazlar'dan geçişi serbesttir. Savaş gemilerinin geçişi ise, tarafsızlık ilkesi çerçevesinde düzenlenir.
- Savaş Zamanı (Türkiye Savaşa Katılıyorsa/Tehdit Altındaysa): Türkiye, kendi güvenliğinin tehlikede olduğunu hissederse veya savaşa girerse, Boğazlar'dan gemi geçişini tamamen kapatabilir veya kendi takdirine göre düzenleyebilir. Bu madde, Türkiye'ye hayati bir kontrol yetkisi tanır.
Az Bilinen Bir Bilgi: Montrö, aslında bir "geçiş rejimi" antlaşmasıdır. Yani Boğazlar'ın uluslararası bir su yolu olmaktan çıkarılması değil, tam tersine barış zamanında geçiş serbestliğini belirli kurallara bağlayarak uluslararası ticareti kolaylaştırmayı amaçlar.
- Denizaltıların Geçişi: Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin denizaltılarının Boğazlar'dan geçişi yasaklanmıştır. Karadeniz'e kıyısı olan devletlerin denizaltıları ise, önceden bildirimde bulunmak ve su üstünden gitmek koşuluyla geçebilir. Bu madde, özellikle SSCB'nin Karadeniz'deki güvenliğini artırmayı amaçlıyordu.
MİRASI VE GÜNÜMÜZ
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 89 yıldır yürürlükte olup, Karadeniz'deki istikrarın ve uluslararası hukukun temel taşlarından biri olmuştur. Ancak zaman zaman farklı tartışmalara konu olmaktadır.
-
Günümüzdeki Tartışmalar ve Kanal İstanbul: Özellikle "Kanal İstanbul" projesi, Montrö Sözleşmesi'nin geleceği hakkında tartışmaları alevlendirmiştir. Bazı çevreler, Kanal İstanbul'un açılmasının Montrö'nün statüsünü değiştirebileceğini ve Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini zayıflatabileceğini iddia ederken, hükümet yetkilileri Montrö'nün Kanal İstanbul'dan etkilenmeyeceğini savunmaktadır.
- Uluslararası Hukuk ve Dengelerin Korunması: Montrö, Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler arasındaki hassas dengeyi korumaya devam etmektedir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı gibi bölgesel gerilimlerde, Montrö'nün sağladığı dengeleyici rol bir kez daha anlaşılmıştır.
- Türkiye'nin Stratejik Önemi: Montrö, Türkiye'nin jeopolitik önemini pekiştirmiş ve Boğazlar üzerindeki mutlak kontrolü sayesinde ülkeye önemli bir stratejik avantaj sağlamıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, sadece bir antlaşma değil, aynı zamanda Türk diplomasisinin zaferi, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün bir kanıtı ve bölgedeki istikrarın güvencesidir.
Onun tarihsel süreçte oynadığı rol ve günümüzde dahi süregelen tartışmalar, bu önemli belgenin jeopolitik önemini ve hassasiyetini bir kez daha ortaya koymaktadır.