Dünyaca ünlü sanatçı Gencay Kasapçı vefatının sekizinci yılında anıldı. "Gencay'ın İzinden" isminin verildiği sergi, Timora Sanat Galerisi'nde başkentli sanatseverlerin yoğun ilgisiyle devam ediyor.
İtalya'da eserleriyle tanınan Gencay Kasapçı'nın kızı, Yasemin Devrimci’nin yapımcılığını üstlendiği sanatçının hayat öyküsünün anlatıldığı belgesel gösterimi etkinlikler kapsamında gösterildi.
Gencay Kasapçı’nın sanata farklı bir bakış açısı kazandıran ve gündelik nesneler kullanarak yaptığı eserler sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Dünyanın farklı ülkelerinde sergilere katılmış ve eserleriyle hafızalara kazınan sanatçı Gencay Kasapçı'nın sergisi 21 Şubat tarihine kadar Timora Sanat’ta devam ediyor.
"Ben Sanat İçin Doğmuşum"
Timora Sanat Galerisi ev sahipliğinde gerçekleşen organizasyonda, Gencay Kasapçı'nın kızı Yasemin Devrimci açılış konuşmasında şunları söyledi: Annem son yaptığı röportajlarında şöyle bir cümle kurmuştu; “Ben Sanat için doğmuşum. Benim hayatımın amacı, sanat ve sanatı icra etmektir.” Gerçekten de öyleydi. “Ben bu dünyadan gidince benim yaptığım eserler ne olacak? Eserlerimle kim ilgilenecek?” sorularına yanıt arıyordu. Bende ona bir söz verdim. Sen aramızdan ayrıldıktan sonra eserlerini yaşatacağım dedim. Onun eserlerine vasiyet gözüyle bakıyorum.
“Sanatçının akademi döneminden itibaren vefatına kadar olan süreçteki eserlerini sizlerin beğenisine sunduk”
Galeri Yöneticisi ve Küratör Berna Demirhan Gencay Kasapçı'nın eserleriyle ilgili bir konuşma yaptı. “Sergide sanatçının farklı dönemlerden eserleri bulunuyor. Sanatçının akademi döneminden itibaren vefatına kadar olan süreçteki eserlerini sizlerin beğenisine sunduk. Sanatçının suluboya, desen, yağlıboya ve heykellerinden oluşan eserleri sergileniyor. Gencay Kasapçı, İtalya döneminden itibaren farklı malzemeler ve özgün çalışmalarıyla zero akımının ülkemizdeki tek temsilcisi olmuştur. Türkiye’de eserlerinde nazar boncuğu kullanan ilk sanatçıdır. Evrensel bir dil yakalamış avangard çalışmalarıyla bilinen kadın bir sanatçı olması açısından kendisinin çalışmalarını önemsiyorum.” şeklinde konuştu.
Avangard yaklaşımıyla Türkiye’de ZERO’yu içselleştiren ilk ve uzun yıllar boyunca bu çizgide kalan tek sanatçı olan Gencay Kasapçı’nın üretimi, tekniği ve doğayla
kurduğu lirik bağ sayesinde Batı’daki yaklaşımlardan ayrılır ve özgün bir karakter kazanır. Geleneksel değerlere bağlı biri olarak bilinirken çağdaş bir sanatçı olarak üretmiş olan Kasapçı, derin estetik
sorumlulukla eserlerini inşa eder. Kadın bir avangard sanatçı olması yanında galerist olarak başarısıyla da örnek teşkil eder; sanatını disiplin, titizlik ve vizyonla birleştirerek hem üretici hem de profesyonel bir sanat insanı olarak öne çıkar.
1954’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni tamamlayan Gencay Kasapçı’nın sanatsal kırılma noktası, 1959’da İtalya Hükümeti bursuyla gittiği Avrupa’da şekillenir. Bu yolculuk resmin çağ ile örtüşmesi arayışıyla bilinçli bir duraksama ile yeniden düşünme sürecini başlatır. Müzelerde geçen uzun saatler ve yalnızca desen çizerek sürdürülen içe dönüş, ardından gelen radikal bir yön
değişiminin zeminini oluşturur. 1960’ta trenle Fransa’ya giderken yağmur damlalarının camda oluşturduğu noktalar, onun sanatında belirleyici temel kavramın doğmasına yol açar. Onun için başlangıç ve son, doğum ve ölüm, varoluş ve yokluk; tüm bu karşıtlıklar, noktada yoğunlaşır.
Zihninde ise boşluk, ışık, süreklilik, sonsuzluk, titreşim ve tek renk düşünceleri belirir. Bu düşünsel arka plan, Roma’da izlediği Hiroşima belgeseliyle varoluşsal bir sarsıntıya dönüşür. Her şeyin sıfırlandığı bu görüntüler, onu farklı bir dile yönlendirir. Bu fikir onu ZERO akımıyla henüz tanışmamışlarken aynı düşünsel düzlemde buluşturur; 1950’lerin sonunda Avrupa’da ortaya çıkan ZERO akımı, savaş sonrası sanatın “sıfır noktasına” dönme arzusunu temsil ediyordu. Gencay’ın İtalya’da karşılaştığı sanat ortamı, arayışının adını koymasını ve yerini görmesini sağlar; ancak ZERO grubu ile kurduğu bağ, eşzamanlılık üzerinden okunmalıdır. Burada Fontana, Manzoni, Dadamaino ve
Nanda Vigo gibi isimlerle yer alması onun özgün perspektifini beslemiştir. Eserlerinde bakla, mercimek, nazar boncuğu gibi gündelik nesneleri dönüştürerek sıradışı bir estetiğe taşır ve bu onun artizan yaklaşımını gözler önüne serer. Özgün yaklaşımı ona İtalya’nın önemli galerilerinin kapılarını açar, minimalizm ve optik etkiyle buluşturduğu çalışmalarının uluslararası beğeni görmesini sağlar.
Sanatı, realizm ile sembolizm arasındadır; doğa izlenimleri onun resimlerinde hem somut hem de soyut olarak sürekli var olur. Noktasal birimler, tekrarlanan şekiller ve renk dengesiyle kurduğu ritmik düzen, eserlerine parlaklık ve devingenlik kazandırır. Bu yaklaşım, hem deneysel hem de lirik bir doğa okumasıdır. Doğayı çözümlenen, parçalanan ve yeniden kurulan bir sistem olarak görür.
Zamanla noktalara dönüşen ağaç ve kuşlar, bu sistemin en belirgin figürleridir.
Gencay Kasapçı Kimdir?
Gencay Kasapçı, 9 Mart 1933’te, babasının yedek subay olarak görev yaptığı dönemde Ankara’da dünyaya geldi. Babası Bulgaristan göçmeni kimya öğretmeni Vicdani Ataseven, annesi ise İstanbullu ilkokul öğretmeni Şaziment Hanım’dır. 1936-1940 yılları arasında babasının Balıkesir Lisesi Müdürlüğü görevini yürüttüğü süreçte, evleri okul bahçesinde yer aldığı için henüz üç yaşındayken okul ortamıyla iç içe büyüdü. Ressam Kemal Zeren’in küçük Gencay’ı kürsüye oturtup derslerde model olarak kullanması, onun sanatla erken yaşta tanışmasını sağladı. Güzel havalarda öğrencilerle doğaya çıkarak yapılan resim çalışmaları sayesinde renk ve biçimlere olan ilgisi çocukluk yıllarında gelişti. 1939’da babasının İstanbul’a tayini üzerine aile Kuzguncuk’a taşındı. 1944 yılında Kuzguncuk’taki Marko Paşa İlkokulu’ndan mezun oldu. 1947’de Üsküdar Fıstık Ağacı Ortaokulu’nu bitirdi. Ortaokul son sınıftayken, resim öğretmeninin Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Türkiye genelinde açılan bir sergiye gönderdiği eseri ilk 20 öğrenci arasına seçildi. Bu başarı sayesinde Gazi Üniversitesi’nde açılacak okulda yedi yıl parasız yatılı sanat eğitimi hakkı kazandı. Ancak babasının, kız çocukları için öncelikle lise eğitiminin gerekli olduğuna inanması nedeniyle İstanbul Kız Lisesi’ne başladı.
1950’de İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’ne kabul edildi. 1954 yılında bu bölümü üstün başarıyla tamamlayarak Ankara’ya yerleşti. 1957’de Ankara Sanat Sevenler Derneği’nde ilk kişisel sergisini açtı. Aynı dönemde Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde bir yıl boyunca klasik arkeoloji eğitimi aldı. İtalya Hükümeti’nin verdiği bursla Floransa’ya giderek Floransa Akademisi’nde Prof. Collacchi ile fresk ve mozaik üzerine çalıştı. 1960’ta burs süresinin dolmasının ardından Roma’ya yerleşerek kendi atölyesini kurdu. Kısa süre içinde Mondadori ve Vallecchi yayınevleri için kitap resimlemeleri yaptı. Mondadori için Gianna Manzini’nin “Barka d’Noe” adlı kitabının kapağını tasarladı. Roma’da Fondazione Ernesto Besso’da ilk yurt dışı kişisel sergisini açtı. Bu süreçte Sırp sanatçılar Mira Brtka ve Milena Čubraković ile Japon sanatçı Nobuya Abe’nin atölyelerinde çalışmalar yaptı. Kısa sürede Roma’daki önemli koleksiyonerlerin ve çağdaş sanat çevrelerinin dikkatini çekti. Sanatındaki belirgin dönüşüm bu döneme rastlar. Roma, Avezzano ve Gubbio Resim Yarışmaları’na davet edildi; Cenova’daki Galeri Rotta’da karma sergiye katıldı. Galleria d’Arte del Palazzo della Esposizione’de diğer Türk sanatçılarla birlikte sergi açtı. Uluslararası Premio Gubbio Resim Yarışması’nda ikinci, 1961’de düzenlenen Uluslararası Premio Gubbio Desen Yarışması’nda birincilik ödülünü kazandı ve Ascona’daki Premio Europa’ya davet edildi.
1962’de Venedik’te Carlo Cardazzo ile tanıştı ve Il Cavallino Galerisi’nde kişisel sergi açtı. Milano’daki Cadario Galerisi’nde düzenlenen ve Abe, Colombo, Mondrian, Picasso, Twombly ile Fontana’nın eserlerinin de yer aldığı “Mostra dei Contrasti” sergisine davet edildi. 1963’te Roma’da, Liverani’ye ait La Salita Galerisi’nde kişisel sergisini gerçekleştirdi. Aynı dönemde Rotella, Dorazio, Consagra, Conte, Gio Pomodoro, Castellani ve Fontana gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla yakın dostluk kurdu. 1964’te Floransa’daki Palazzo Strozzi’de düzenlenen “Mostra Mercato”ya katıldı. Nazionale Contemporaneo sergilerinde yer aldı. 1964 ve 1965 yıllarında Roma’daki Palazzo della Esposizione’de gerçekleştirilen IV. ve V. Rassegna d’Arte Figurativa Roma e del Lazio sergilerine eser verdi. Aynı yıl Rimini’de yapılan “Convegna Internazionale Artisti e Critici d’Arte” toplantısına tek Türk sanatçı olarak davet edildi.