Doğan paylaşımında,
"4 Şubat 1926'da İskilipli Atıf idam edilmişti. İdam yıldönümünde "şapka giymediği için asıldı" denilen İskilipli Atıf'ın kim olduğunu ve gerçek idam nedenini hatırlayalım.
Belgeler ışığında anlatacağım.
Lütfen sonuna kadar ve dikkatle okuyunuz.
-Atatürk’e yönelik kara propagandanın en önemli ayaklarından birisini İskilipli Atıf Hoca’nın idamı meselesi oluşturmaktadır.
Yalan ve uydurmacadan oluşan İskilipli Atıf Hoca anlatısına göre, kendi hâlinde mazlum bir din âlimi olan İskilipli Atıf Hoca zalim Kemalist İstiklal Mahkemesi heyeti tarafından şapka takmadığı gerekçesiyle idam edilmiştir.
İskilipli Atıf kimdir, neden idam edilmiştir?
İskilipli Atıf, 1876 yılında Çorum’un İskilip ilçesinin Toyhane köyünde doğmuştur. Babası Mehmet Ali Ağa, dedesi Hasan Kethüda’dır. Büyük dedesi de Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları sülalesinden Kara Halil Efendi’dir. İskilipli Atıf, dedesi Hasan Kethüda’nın köydeki çiftliklerinde özel hocalardan ders almıştır. İstanbul’a gelip eğitimini tamamlayarak müderris olmuştur. Fatih Dersiamlığı ve Kabataş Lisesinde Arapça öğretmenliği yapmıştır. Bu dönemde Şeyhülislam tarafından Bodrum’a sürgüne gönderilmiştir. İskilipli Atıf’ın biyografisini yazan kaynaklar onun dersiamların mağduriyetlerinin giderilmesi için yaptığı faaliyetler nedeniyle sürgün cezası aldığını aktarmaktadır. Bodrum’dan gizlice Kırım’a kaçan İskilipli Atıf, daha sonra Varşova’ya gitmiş, II. Meşrutiyet’in ilanından bir hafta önce İstanbul’a dönmüştür. Meşrutiyet Dönemi’nde ise Mahmut Şevket Paşa’nın katledilmesi meselesinde parmağı olduğu gerekçesiyle önce Sinop’a, daha sonra sırasıyla Çorum, Boğazlıyan ve Sungurlu’ya sürgün edilmiştir.
Görülen o ki İskilipli Atıf hem II. Abdülhamid yönetimi ile hem de İttihatçı hükûmetle sorun yaşamıştır. İskilipli Atıf’ın birbirinden tamamen farklı görüşte olan bu iki rejimle de problem yaşamış olması oldukça dikkat çekicidir.
Yine anlaşılıyor ki II. Abdülhamid döneminden başlamak üzere devlet, faaliyetlerini zararlı gördüğü İskilipli Atıf’ı gözetim altında tutulmuştur.
Millî Mücadele yıllarına gelindiğinde İskilipli Atıf’ı Mustafa Sabri ile birlikte Müderrisler Cemiyetini kurarken görüyoruz. 19 Şubat 1919’da Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan bu yapı, 24 Aralık 1919’da Teâli-i İslam Cemiyeti adını almıştır. Millî Mücadele karşıtlığıyla tanınan bu cemiyetin başkanlığına Mustafa Sabri, ikinci başkanlığına İskilipli Atıf getirilmiştir. Burada Mustafa Sabri’nin kim olduğundan bahsetmek faydalı olacaktır. Mustafa Sabri, Kuvayımilliyecilerin katledilmesini emreden o meşhur fetvayı yazan kişidir. Dönemin şeyhülislamı Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri’nin yazdığı bu ihanet fetvasını imzalamayarak şeyhülislamlıktan istifa etmiştir. Onun yerine şeyhülislam olan Dürrizade Abdullah Efendi fetvayı imzalayarak yürürlüğe koymuştur. İhanet fetvası, 11 Nisan 1920’de devletin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekâyi’de yayınlanmıştır. Ecnebilere yaranmak için idam edilen millî şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam fetvasını hazırlayan kişi de yine Mustafa Sabri’dir. Mustafa Sabri’nin şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf Teâli-i İslam Cemiyetinin başkanı olmuştur.
-Teâli-i İslam Cemiyeti, “Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahalisi!” başlığıyla bir beyanname yayınlamıştır.
Yunan uçaklarıyla Anadolu’nun köylerine atılan beyanname “Bir zamanlar ne kadar şen ve bahtiyar idiniz. Hemen hepiniz çoluğunuz ve çocuğunuzun yanında, tarlalarınızın, bağlarınızın başı ucunda, çiftinizle, çubuğunuzla uğraşıp vaktinizi hoş geçirmeye çalışır idiniz. Bir müddetten beri size ne oldu? Niçin öyle boynunuz bükük tıpkı bir yetim gibi mahzun duruyorsunuz? Hakkınız var. Çünkü kiminiz yerinizden yurdunuzdan mal ü menalinizden, kiminiz, çoluğunuzdan çocuğunuzdan oldunuz. Vaktiyle gürül gürül tüten ocaklarınız şimdi söndü ve her akşam tarladan gelirken keyifli keyifli türkü söyleyen babalarınız ve yavrularınız şimdi öldü. Acaba şu halin neden ileri geldiğini biliyor musunuz; şüphesiz ki bazılarınız bilir fakat içinizde bilmeyenler de bulunur. Bunun için cümlemizin yani aziz milletimizin ve mukaddes vatanımızın bir vakitten beri başına gelen belâların ve tâunden beter olan âfetlerin esbabını size biraz anlatalım.” diyerek başlamıştır.
Beyannamede Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu kötü durumdan dolayı İttihatçıların sorumlu tutulduğu ve halkın Mustafa Kemal’in de içinde bulunduğu İttihatçı liderlerin vücudunu ortadan kaldırmamakla suçlandığı görülmektedir:
“On iki sene evvel ‘İttihâd ve Terakki’ namıyle memleketimizde bir bid’at çıktı. Selanik dönmeleriyle aslı nesli, mezhep ve meşrebi belirsiz ecnâsı muhtelife türedilerden mürekkep olan bu cemiyet; istibdadı kaldıracağız, meşrutiyet ve hürriyet getireceğiz, hükümet ahâlîye zulmetmeyecek, halk rahat edecek, devletlerin yanında kadrimiz, itibârımız yükselecek diye bizi aldattılar. (…) Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Millîyye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahâlî ve askerden cem’ ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak ve ‘siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz’ tarzında yalanlar ve hilelerle savuşup kaçarak zavallı neferlerimizi ve ahâlimizi boşuboşuna kırdırmak usulünü takip ediyorlar. Biçare millet bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hâlâ tamamen anlayamamıştır. Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek mütârekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evlâdını telef ediyor da Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire gibi beş on şakînin vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakârlığı göze aldıramayarak memleketi ve kendilerini ebedi tehlikeden kurtarmak ve selâmete çıkarmak tarikini idrâk edemedi ve hâlâ da edemiyor!”
Beyannamede Kuvayımilliyecilerin İngilizleri kızdırdığı için Yunan ordusunun başımıza musallat olduğu söylenmiş ve savaşta yenilince uslu uslu oturup neticeyi beklemekten başka çare olmadığı ifade edilmiştir. Padişahın Kuvayımilliyecileri yok etmek için kurulacak bir ordunun başında Anadolu’ya geleceği belirtilmiş ve ahaliden bunun için hazır olmaları istenmiştir. Beyannamede askerlerin Halife’nin emri gereği Mustafa Kemal, Ali Fuat ve Bekir Sami gibi isimleri daha fazla yaşatmamakla mükellef oldukları belirtilmiş, bunların vücutlarını ortadan kaldırmanın insanlık ve Müslümanlık adına farz olduğu vurgulanmıştır. Cemiyetin ikinci beyannamesinde de millet ve devletin en büyük vazifesinin Kuvayımilliye fesadını yok ederek memleketin asayişinin sağlanması olduğu ifade edilmiştir. İlk beyannamenin Anadolu köylerine atıldığı, halka ve cephedeki askerlere hitap ettiği için basit ve anlaşılır bir dille, daha çok bürokratlara yönelik olan ikinci beyannamenin ise ağdalı bir dille yazıldığı görülmektedir.
-1924 yılında İskilipli Atıf Frenk Mukallitliği ve Şapka adında bir kitapçık yazmış ve şapka giymenin dine aykırı olduğundan bahsetmiştir.
Bu kitapçığın yazılmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 25 Kasım 1925’te 671 sayılı Şapka Kanunu kabul edilip milletvekillerine ve devlet memurlarına şapka takma zorunluluğu getirilmiştir. Kanunun kabulünden önce İskilipli Atıf’ın Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı kitapçığı emniyet birimlerinin dikkatini çekmiş, kitapçığın yurdun çeşitli yerlerine dağıtıldığı İstanbul Polis Müdürlüğünün 24 Ağustos 1925 tarihli raporuyla İçişleri Bakanlığına bildirilmiştir. İçişleri Bakanlığının 26 Eylül 1925 tarih 4717 sayılı emriyle kitapçığın dağıtılması yasaklanmış ve belli bir miktarına el konulmuştur.
1925 yılı Aralık ayında Şapka Kanunu bahane edilerek Erzurum, Sivas, Kayseri, Maraş gibi illerde hükûmet aleyhinde isyanlar çıkmıştır. Şapka Kanunu’nu fırsat bilen gericilerin çıkardığı en büyük isyanlardan birisi Rize’de patlak vermiştir. Muhtar Yakup Ağa ve İmam Şaban, dua okunacağı bahanesiyle civar köy halkını Ulu Cami’ye toplayarak şapka karşıtı propaganda yapmışlardır. Biçeli Mehmet adında bir şahıs Mustafa Kemal Paşa’nın üç yerinden yaralı olduğunu ve İsmet Paşa’nın ortadan kaldırıldığını söylemiş, dindar paşaların yönetimi ele aldığından bahsederek Erzurum gibi Rize’nin de gereğini yapmasını istemiştir. Toplanan kalabalığa Yeni Pazar köyünden Muharrem Hoca’nın şapka aleyhindeki fetvası sık sık tekrar edilmiştir. Olaylar sırasında isyancılar karakolu basıp jandarmayı esir almıştır. Rize’deki isyan bastırılmış ve yapılan yargılama sonucunda İskilipli Atıf’ın Frenk Mukallitliği ve Şapka kitabının isyanda etkili olduğu anlaşılmıştır. Giresun’daki olaylarda yakalanan birisi de polis sorgusunda İskilipli Atıf’ın “şeriatın şapka giymeye izin vermediğini” belirttiğini ve bu nedenle isyan ettiğini söylemiştir. Bunun üzerine İskilipli Atıf tutuklanarak Giresun İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır. 16-18 Aralık 1925 tarihleri arasında yapılan ve İskilipli Atıf ile birlikte 60 kişinin yargılandığı mahkeme sonucunda Şeyh Muharrem ve Abdullah Hoca isimli kişiler halkı isyana teşvik ettikleri gerekçesiyle idama; Şeyh Hüseyin, Dadak Ali ve Çakır Ali on beşer yıl hapse mahkûm edilmiş, diğer sanıklar beraat etmiştir. Beraat edenler arasında İskilipli Atıf da vardır. Beraat nedeni Frenk Mukallitliği ve Şapka kitapçığını Şapka Kanunu’ndan önce yazmış olması ve bu nedenle suçlama yapılamayacağıdır. Mahkeme, İskilipli Atıf’ı serbest bırakırken kitapçıkların toplanmasına ve dağıtımının yasaklanmasına karar vermiştir.
Bu yasağa rağmen kitapçıkların dağıtılmasına devam edildiği anlaşılınca İskilipli Atıf 1926 yılı Ocak ayında bu sefer Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır.
- Ocak ayında bu sefer Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır.
Kılıç Ali, Ali Çetinkaya, Necip Ali ve Reşid Galip’ten oluşan mahkeme heyeti İskilipli Atıf’ın söz konusu kitapçığının Şapka Kanunu’na karşı çıkan isyanlardaki rolünü sorgulamıştır.
Mahkeme tutanakları incelendiğinde mahkeme heyetinin kitapların dağıtılmasının yasaklanmasından sonraki süreçte isyan bölgelerine gönderilip gönderilmediğinin üzerinde titizlikle durduğu görülmektedir. Mahkemede ele alınan bir diğer önemli husus İskilipli Atıf Hoca’nın Teâli-i İslam Cemiyeti Başkanı olduğu dönemde yaptığı Millî Mücadele karşıtı faaliyetlerdir.
Mahkeme kararının İskilipli Atıf Hoca’yla ilgili bölümü aynen şu şekildedir:
“Bunlardan Hoca Atıf Efendi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmek kastıyla İstanbul’da 1924 sonlarında Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif mahallelerine dağıttığı sıralarda İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci Şube raporuyla 24/8/1341 (1925) tarihi ile Dahiliye Vekâleti’ne ihbar edildiği, adı geçen vekâletin 26/9/1341 (1925) ve 4717 numaralı emirleri ile mezkûr risalenin toplatılmasının ve dağıtılmasının yasaklanmasının İstanbul’a bildirildiği ve kitapların bir miktarına el konulduğu hâlde, emrin uygulanışı tarihinden bir müddet sonra adı geçen eserin isyânın çıktığı mıntıkalarda yapılan aramalarda elde edilmesi ve muhakemeleri yapılan maznûnlara yöneltilen suallerden eserin isyandan bir iki ay evvel bahsedilen muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek sûretiyle gizliden gizliye okunduğu ve Şapka İksâsı Hakkındaki Kanunun kabul edilmesi üzerine muhtelif mahallerde şapka aleyhinde propaganda da bulunan kişilerin tevkifi esnasında yapılan aramalarda bahsedilen esere tesadüf edildiği ve yapılan tahkikatta adı geçen eserin masum halkın fikirlerini iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içlerine ve bilhassa doğu vilayetlerine ücretsiz olarak gönderildiği ve eserin basımı ve dağıtımı hükümetçe men edildiği halde basımı ve dağıtımı için gayretler gösterildiği çeşitli bölgelerdeki isyanın çıkışında amil ve en mühim tahrik vâsıtası olduğu ve Atıf Efendi; geçmiş hayatı itibarıyla da 31 Mart irticâ hadisesinde ve Mahmut Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezaya çarptırıldığı ve Sinop’a sürüldüğü ve bundan başka Millî Mücâdelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış olan işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teâli-i İslâm Cemiyeti adına düzenlediği beyannâmeleri sonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen Yunan tayyareleriyle istiklâli ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve Cumhuriyete dâimî bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve mânen alâkadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı (…) için hareketinin karşılığı olan Kanun-ı Cezâ-yı Umumînin 45. Maddesinin ‘Her biri cürmün husûlü maksadıyla ef’âlimiz buradan beri ya bir kaçını icrâ eylerse eşhâs-ı mezkûreye hem fiil denilir ve cümlesi fâil-i müstakil gibi mücâzat olunur.’ diyen muharrer fırkası dolayısıyla adı geçen kânunun 55. maddesinin ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu tamâmen veya kısmen tağyir (…) veya ifâ-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur’ diyen muharrer fıkrası mucibince İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’nin asılarak idamlarına…”
- Mahkeme tutanaklarında açıkça görüldüğü üzere İskilipli Atıf, yazmışolduğu Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı kitapçığın çıkan isyanlarda kışkırtıcı rol oynadığının ve söz konusu kitapçığın dağıtılmasının yasaklandığı tarihten sonra bile isyan bölgelerine gönderdiğinin tespit edilmesi üzerine Genel Ceza Kanunu’nun 55. Maddesi uyarınca “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu kısmen ya da tamamen değiştirmek veya görev yapmasını engellemeye cebren teşebbüs” suçundan idam edilmiştir.
İskilipli Atıf son sözlerinde Atatürk ve İsmet Paşa'dan af dilemiş ve cezasının 101 sene hapse çevrilmesini istemiştir:
"Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa hazretlerinin merhametlerine dehalet ederim ve bizi aflarını rica ediyorum. Hiç olmazsa cezamızın yüz bir seneye iblağını rica ediyorum. Başka bir diyeceğim yoktur. Bendeniz Türk oğlu Türk’üm. Benim gibi bir şahsiyet yirmi otuz senede yetişebilir. İmha bir fazilet değildir. Dağ başındaki şaki de yapabilir, şaki de imha olabilir. Demek ki bu fazilet değildir. Fazilet ihya ve ıslahtır. İmha etmemeli, bizim bilmediğimiz kusurlarımız varsa o cihetten ıslaha sevk etmeli ve aklen söylenilen sözleri idrak [edecek] kabiliyetteyim. Bilhassa Gazi Paşa ve İsmet Paşa hazretleri memlekette müdrik insanların çoğalmasını görüyorum ve kendilerinin o kabiliyette olduklarını müdrikim. Bu is’afımız sem’i devletlerine vasıl olursa çırağan(?) bizi imhadan vazgeçerek ıslah tarikini emredeceği ümidindeyim. Onun için kararımızın “101” seneye tahvilini emir buyursunlar."
İskilipli Atıf Meselesiyle ilgili merak ettiğiniz her şeyi İskilipli Atıf Gerçeği kitabımda bulabilirsiniz. Tabi ki ilk kez göreceğiniz belgeler ve mahkeme tutanakları ışığında." ifadelerini kullandı.