13–21 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmada; Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya ve İspanya vatandaşlarından toplam 6 bin 698 kişiyle görüşüldü.
Ankete göre katılımcıların yalnızca %12’si ABD’yi yakın müttefik olarak tanımlarken, %36’sı “tehdit” olarak gördüğünü ifade etti.
ABD, Çin ve Rusya karşılaştırması
Araştırmada küresel tehdit algısı da ölçüldü:
- Çin’i tehdit olarak görenler: %29
- Rusya’yı tehdit olarak görenler: %70
Sonuçlar, birçok Batı Avrupa ülkesinde Washington’un Pekin’den bile daha büyük bir tehdit olarak algılandığını ortaya koydu. Özellikle Belçika, Almanya, İtalya ve İspanya’da ABD algısı Çin’in önüne geçti.
İspanya ve İtalya’da ABD’ye olumsuz bakış yüksek
AB içinde ABD’ye en olumsuz yaklaşımın görüldüğü ülke İspanya oldu. İspanya’da katılımcıların %51’i ABD’nin Avrupa için tehdit oluşturduğunu belirtti.
Bunu:
- İtalya: %46
- Belçika: %42
- Fransa: %37
- Almanya: %30
takip etti.
Trump etkisi: Transatlantik güven tartışması
Anket sonuçları, ABD eski başkanı Donald Trump dönemine atfedilen politikaların Avrupa’daki algıyı etkilediğini gösteriyor. Özellikle NATO ve güvenlik politikaları üzerinden oluşan gerilim, kamuoyu algısına da yansıyor.
NATO ve Avrupa savunmasına güçlü destek
Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise Avrupa’nın savunma kapasitesine yönelik yüksek destek oldu:
- Katılımcıların %86’sı Avrupa’nın savunma kabiliyetini artırması gerektiğini düşünüyor
- %69’u ortak Avrupa askeri gücü kurulmasını destekliyor
Ayrıca NATO kapsamında bir müttefikin saldırıya uğraması durumunda yardım gönderilmesine destek oranı %76 olarak ölçüldü.
Ukrayna desteği konusunda görüşler bölünmüş durumda
Ukrayna’ya yönelik Avrupa desteği konusunda ise görüşler üçe bölünmüş durumda:
- %34: Yetersiz destek veriliyor
- %31: Doğru seviyede
- %30: Fazla destek veriliyor
Avrupa’da güven dengesi değişiyor
Anket, Avrupa kamuoyunda ABD’ye yönelik güven algısının zayıfladığını, buna karşın Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme isteğinin arttığını ortaya koyuyor. Bu tablo, gelecekte AB–ABD ilişkilerinde yeni tartışmaların habercisi olarak değerlendiriliyor.