5 Şubat 2024 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), devlet kurumu olarak yıllık enflasyon oranını yüzde 64,86, Ocak ayı enflasyonunu yüzde 6,7 olarak açıkladı.
ENAG ise bilim adamlarının oluşturduğu gönüllü bir kuruluştur. ENAG’da yıllık enflasyonu yüzde 129,11, Ocak ayı enflasyonunu da yüzde 9,38 olara ölçmüştür.
Böyle olunca gerçek fiyat artışı, TÜİK’in açıkladığı oranın iki mislidir.
Bu neyi gösteriyor?
Gerçeği söylemek gerekirse iktidarın köktendincilik depremini kullanarak, halk yığınlarının cebindeki paraları çaldığını gösteriyor.
Peki, bu farklı oranlar bizi niçin ilgilendiriyor?
TÜİK ve ENAG oranları arasındaki fark, halkın genel olarak ne oranda yoksullaştığını gösteriyor.
Halk yoksullaşıp fakirleştikçe AKP’nin oyu artıyor.
Ağlayanlara, sızlayanlara sadaka verir gibi AKP’nin verdiği 3-5 kuruş destek sonrası, el altında bu yoksullara diyorlar ki; “AKP iktidardan giderse bu paraları CHP keser…” haaa diyorlar. Yani halkı kandırıyorlar.
Oysa gerçek fiyatlar ENAG’ın açıkladığı oranda artıyor. Devlet ise maaşlara, ücretlere, TÜİK’in ilan ettiği orana göre zam yapıyor.
Yani insanlar, fiyat artışlarının ancak yarısı oranında zam aldıkları için, her ay en az, gerçek enflasyon oranının yarısı kadar gelir kaybına uğruyor.
Halkın yoksullaştırılmasının ana nedenlerinden biri de üretici güç olan halkın üretme yapılanmasının yok edilmesidir.
Köylü, inek ve öteki hayvanlarını besleyemediği için kesime gönderdi.
Köylü buğday üretemez oldu.
Her üç günde bir akaryakıta AKP iktidarı zam yapıyor.
Yoksul halk yığınları dahil hepimiz vergi ödüyoruz. Hem de çok... Yaptığım bir araştırmada AKP iktidara geldiğinden bu yana 222 çeşit vergi aldığını öğrendim.
Özellikle yiyecek ve içecek vergileri vasıtalı vergi oldukları için, en yoksul da en zengin de aynı vergiyi ödüyor.
Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmıyor.
Ayrıca enflasyon, cebimizdeki parayı da eksiltiyor. Peki, cebimizden eksilen bu paralar nereye gidiyor?
Başka masraflarla birlikte, 17 milyon emekliye, AKP’nin yurtdışından getirip Türkiye’ye yerleştirdiği 15 milyon olduğu söylenen göçmenlere gidiyor. TÜİK memurlarının maaşlarının da ödenmesine gidiyor!
Bu da işin kara mizah tarafı: Özetle bizim cebimizden çıkan para, cebimizden para alınmasını sağlamak için enflasyon oranını düşük gösteren TÜİK mensuplarının maaşlarının ödenmesinde de kullanılıyor.
Elbette TÜİK mensuplarının maaşları, devlet bütçesi içinde “devede kulak...
Üstelik düşük enflasyon oranı açıklamak orada çalışan memurların da tercihi değil; ilan edilen oranlar, iktidarın emri ve baskısı ile düşürülüyor.
Peki, iktidar bütün bu paralarımızı nerede kullanıyor?
Vergiler, harçlar ve bunlara ek olarak enflasyonla cebimizden çıkan bütün paralar, iktidarın oligarşisini beslemek için kullanılıyor: Oligarşi deyince, aklınıza sadece, aile, akraba, eş, dost, yandaş yüklenici, partili iş insanı, üst düzey bürokrat, politikacı gelmesin... Bunlar var…
Ama tarikatlar ve onların uzantıları, bu oligarşinin çok önemli bir bölümünü oluşturuyor. AKP’nin yerel seçimlerde İstanbul gibi büyük kentlerde seçimleri kaybetmesi bu oligarkların hortumlarının kesilmesini sağladı.
Bu da ülkemize karşı en büyük tehdit olan köktendinciliğin, iktidar tarafından desteklenmesinin önünün kesilmesidir!
Elbette bu destek sadece doğrudan para aktarmakla değil, bir yandan, Şeriat söylemleriyle dini siyasete alet etmekle, öte yandan, halkı yoksullaştırıp cahil bırakarak tarikatlara yönlendirmekle de sağlanıyor.
Depremin birinci yıldönümünde tarikatların deprem bölgelerindeki etkinliklerini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir. RTE; hemen deprem bölgesinde tehditlere başlıyor: “Bize oy vermezseniz sizlere hizmet gelmez…