Yaşananları gören yok mu?

Ayda bir kez vatandaşların borçlarıyla ilgili yazı kaleme alıyoruz. Çünkü rakamlar öylesine hızla değişiyor ki, nereden nereye geldiğimizi takip etmek mümkün olmuyor neredeyse. Burada yazımıza konu olan borçlara ilişkin rakamları çoğu kez, Türkiye Bankalar Birliği Risk Verileri Merkezinin açıklamalarından elde ediyoruz. Ortaya çıkan tablolar, vatandaşların her geçen gün biraz daha yoksullaştığını ve borç batağına saplandığını gösteriyor.

Geçim edemeyen vatandaşların evde çorba kaynatabilmek için ellerindeki tek kaynak kredi kartları ve tüketici kredilerini oluyor çoğu kez. Kredi kartlarına takla attırarak borç ödeyen vatandaşlarımız bir süre sonra tıkanıyor bu kez de tüketici ve ihtiyaç kredilerine yöneliyor. Oradan edindiği nakit ile kredi kartı borçlarını kapatıyor ve yeni bir borç sarmalına giriyor.
Bu halde olan vatandaşlarımızın sayısı da her geçen gün biraz daha artıyor. Büyüyen kredi kartı borçları ve ağırlaşan geçim koşulları vatandaşların borç çevirmesini de zorlaştırıyor. Milyonlarca yurttaş ödeyemediği borçlar nedeniyle bankaların ve finans şirketlerinin takibine düşmüş durumda.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen ve borcu hâlâ devam eden kişi sayısı 4 milyon 323 bin kişiyi aşmış durumda. Bu rakama her geçen gün yenileri ekleniyor. Bireysel kredi borcu, kredi kartı borcu ya da her iki nedenle takibe alınmış kişilerin bir kez sayılmasıyla hesaplanan bu borçlu sayısı, 2025 yıl sonuna göre yaklaşık 116 bin kişi artmış.

Yasal takibe düşenlerin önemli bir bölümünü, borçları bankalar tarafından varlık yönetim şirketlerine devredilen yurttaşlar oluşturuyor. Varlık yönetim şirketlerinde yasal takipte açık hesabı bulunan ve tahsilat süreci devam eden kişi sayısı 2 milyon 500 bin kişiye yaklaşmış.

Varlık Yönetim Şirketleri, bankalara nazaran çok daha acımasızca davranıyorlar. Borcun devrinin ardından alacağın sahibi haline gelen bu şirketler, tahsilat için borçlularla iletişime geçiyor, anlaşma, yapılandırma ve icra takibi gibi yöntemleri devreye sokuyorlar. Geçtiğimiz yıl 2 milyonu aşan borçlu sayısına bu yıl içinde yaklaşık200 bin kişi daha eklendi.

Bireysel kredi ve kredi kartı borçlarında yapılan yapılandırma ile rakamlar bir parça iyileşmiş görünse de tablonun tüm ağırlığı olanca şiddetiyle sürüyor. Bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı bu yılın ilk dört ayında bir önceki yılın aynı ayına göre kısmen azalsa da, bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen kişi sayısı 138 bin 961 kişiye ulaştı. Bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı da 116 bin 766 kişi oldu. Yapılandırmada sonra, bir önceki yılın aynı ayına göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen borçlu sayısı yüzde 19 azalarak 213 bin 775 kişiye geriledi. Yine bu yılın ilk çeyreğinde toplam 765 bin 468 kişi bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemedi.

Borcunu çevirmekte zorlanan yurttaşların sayısı yüzbinleri bulurken takipteki alacaklar da hızla büyüdü. Risk Merkezi verilerine göre, yine bu dönemde bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıl aynı dönemine göre yüzde 84 artış ile 342 milyar liraya ulaştı.

Özetle; Emekli, dul ve yetimlerin hali orta yerde dururken, asgari ücretliler ve günü birlik yaşayanlar derin bir yoksulluk sarmalı içindeler. Memurların durumu da iç açıcı değil, ancak onlar diğer kesimlere göre bir parça nefes alabiliyorlar. Bir parça diyoruz çünkü onlar da açlık sınırı çevresindeki gelirleriyle ancak karınlarını doyurabiliyorlar. O da kira ödemiyorlarsa.

Elbette bunun bir de yoksulluk sınırı var. Yoksulluk sınırına ulaşabilmek için bir evde en az dört kişinin çalışması gerekiyor. İstihdamın yerlerde süründüğü bir ortamda bu da ne kadar mümkün olabilir sadece sormakla yetinelim.

Burada bir noktaya daha değinmekte yarar var. Ülkemizde kiraların vardığı nokta hepimizin malumu. Bugün emeklilerimizin önemli bir kısmı çalıştıkları yıllarda yaptıkları tasarruflarla başlarını sokacak bir ev alabilmişler. Ancak, bugün çalışma hayatında olanların böyle bir şansları yok ne yazık ki. Onları emekliliklerinde çok ağır şartlar bekliyor. Bu nedenle, bu vatandaşlarımızın da geleceğe hazırlanmaları gerekiyor. Allah korusun, çok değil 15-20 sene sonra, sokaklarda yatan binlerce emekli aç ve yoksul vatandaşımızı görmememiz kaçınılmaz olacak.