YARDIM DEVLETİ Mİ, GELECEK DEVLETİ Mİ?

Geçici nefes mi, kalıcı güç mü?

“Bir ülkede sosyal yardım bütçesi artıyorsa, bu başarı mı, alarm mı?”

Son yıllarda sosyal yardım kalemleri istikrarlı biçimde büyüdü. Merkezi bütçede sosyal destek harcamalarının payı, on yıl öncesine kıyasla katlanarak arttı. Elektrik, doğalgaz ve gıda destekleri genişledi. Emekli maaşları ve asgari ücret artışları neredeyse sürekli gündem maddesi haline geldi. Belediyelerin sosyal kart uygulamaları yaygınlaştı.

Bir yanda “Devlet zor zamanlarda vatandaşını yalnız bırakmaz” diyenler var.
Diğer yanda “Yardım kalıcı hale gelirse üretim düşer, bağımlılık artar” uyarısını yapanlar.

Gerilim tam burada başlıyor.

Çünkü mesele yardımın varlığı değil, yardımın kalıcılaşması. Sosyal devlet gereklidir. Yardım almak utanılacak bir şey değildir. Ama sürekli yardım almak bir alarmdır.

Sosyal yardım bir güvenlik ağıdır, hayat tarzı değildir.

Yardımın onuru ve sınırı yardım onur kırmamalı, üretim onur kazandırmalı. İnsan destekle yaşar ama emekle büyür. Yardım geçici nefes olabilir, ama üretim kalıcı hayattır. Devlet el uzatmalı, evet. Ama sadece el uzatmamalı, el tutup ayağa kaldırmalı. Çünkü sosyal devlet şefkattir, üretim devleti özgürlüktür.

Bugün sokakta duyulan cümleler sert…

“Yardım değil, hakkımızı istiyoruz!”
“Sosyal kart değil, güçlü maaş!”
“Geçici destek değil, kalıcı refah!”

Bu ses bir isyan değil, bir arayış. İnsanlar karnı doysun diye değil, geleceği olsun diye çalışmak istiyor. Geçinmek değil, gelişmek istiyor.

Çünkü balık vermek bir günü kurtarır, balık tutmayı öğretmek bir ömrü. Taşıma suyla değirmen dönmez. Hazıra dağ dayanmaz, üretime devlet dayanır.

Bir toplum neden yardıma ihtiyaç duyar hale gelir?

Üretim mi azaldı?
Gelir dağılımı mı bozuldu?
Enflasyon mu alım gücünü eritti?
Ücret artışı neden kalıcı refah sağlamıyor?

Son yıllarda büyüme rakamları açıklanırken, hane halkının alım gücü aynı hızda artmadı. Enflasyon yükseldiğinde ücret artışı birkaç ay içinde eridi. Sosyal yardım bütçesi büyürken, reel gelir artışı aynı oranda büyümedi. İşte kırılma burada.

Sosyal yardım bir sonuçtur, üretim bir sebeptir. Refah dağıtılmaz, inşa edilir.

Üretim dediğimiz şey sadece fabrika bacası değildir. Yüksek katma değerli tarım, teknoloji yatırımı, yazılım ihracatı, mesleki eğitim reformu, kadın ve genç istihdamını güçlendiren modeller, vergi sisteminde üretimi teşvik eden düzenlemeler… Üretim; fikirden ürüne, üründen markaya, markadan küresel rekabete uzanan zincirin tamamıdır.

Eğer tarım politikaları ikinci plana atılıyorsa, sanayi dönüşümü konuşulmuyorsa, genç girişimci finansmana erişemiyorsa, yardımlar artar ama refah artmaz.

Üretmeyen ekonomi, sürdürülemez siyasettir.

Bir milletin gücü yardım bütçesinde değil, üretim kapasitesindedir. Emek değerdir, yardım geçici dengedir. Ekonomik özgürlük olmadan siyasal özgürlük eksiktir. Ekonomik bağımsızlık, güçlü devletin temelidir.

Bunlar birer slogan değil, tarih boyunca sınanmış gerçeklerdir.

Dünyada “Evrensel Temel Gelir” tartışmaları yapılıyor. Bazı ülkeler pilot uygulamalar
Üretmeden mi dağıtıyoruz, yoksa üreterek mi paylaşıyoruz?

Eğer üretim tabanı güçlenmeden sosyal transferler büyürse, sistem yük taşımakta zorlanır. Damlaya damlaya yardım olur, ama üretimle göl olur.

Psikolojik eşik; minnet mi, özgüven mi?

Yardım alan vatandaş minnet duygusu yaşayabilir. Güvensizlik yaşayabilir.
“Yarın kesilir mi?” kaygısı taşıyabilir.

Üreten vatandaş ise özgüven duyar. Bağımsız hisseder. Gelecek planı yapabilir.

Bağımlılık güven doğurmaz, üretim özgüven doğurur.

Bir toplumun ruh sağlığı, ekonomik modelinden bağımsız değildir. Sürekli destek alan bir yapı, zamanla kendi gücüne olan inancını kaybedebilir. Oysa çalışan kazanır, sistem kuran yaşatır.

El açan değil, el veren olalım.

Siyasetin stratejik dönemeç noktasında; Yardım alan seçmen mi daha sadık olur?
Yoksa üretim vaat eden siyaset mi güven verir?

Yardım politikası kriz yönetir, üretim politikası gelecek kurar.

Gerçek reform, sosyal yardım alan her bireyin, mesleki eğitimle, üretim zincirinin bir halkasına dahil edilmesi. Yardım ile istihdam arasında köprü kurulması. Geçici destekten kalıcı işe geçiş modeli oluşturulması.

Yardım değil, istihdam.
Sadaka değil, sistem.
Bağımlı toplum değil, güçlü millet.
Yardım alan değil, üreten Türkiye.

Çünkü bir toplumu yardımla ayakta tutarsın, üretimle ayağa kaldırırsın.

Alarm mı, fırsat mı? Sosyal destek geçici olabilir; ama üretim kalıcıdır. Yardım umut verir; üretim güven verir.

Asıl mesele yardımı savunmak ya da reddetmek değil. Yardımı bir köprü mü yapacağız, yoksa kalıcı bir baston mu?

Geçici desteklerle günü kurtarmak mümkün.
Ama yarını kurmak için üretim gerekir.

Avuç açan değil, değer üreten ülke olmak mümkün. Yoksulluğu yöneten değil, bitiren siyaset mümkün.

SONSÖZ
Artık; soru sadece ekonomik değil, ahlaki ve stratejik bir sorudur.
Cevap ise sandıkta başlar. Ama gerçek cevap, üretimle yazılır.