Kışın deniz kenarı öksüz, garip, sakin ve sessiz. Sessizliği sadece sahilde uçan kuşlar bozmakta. Tabii ki ne Akdeniz ne de Karayip sahillerine benziyor plajı; ne de olsa girdiğiniz su Kuzey Buz Denizi. Denizin soğukluğu bir yana, rengi de insana pek fazla hitap etmiyor: tunç grisini andırıyor. Aslında sular da fazla çalkantılı değil o sert rüzgar esmediğinde. Ama yine de İngilizlerin pek de beğendiği bir tatil yeri. Hem eğlence için makbul, hem de dinlenmek için uygun bir sahil.
Belki de en ünlü ziyaretçilerinden biri de Birinci Cihan Harbi şairlerinden Wilfrid Owen. Ülkenin batısında doğan Owen’in ailesi varlıklı değildi, hatta çalışmak için birkaç kere göç etmek mecburiyetinde kalmışlar. Kendisi okulda çok yetenekli bir öğrenci. Üniversite sınavına giriyor ve kazanıyor. Maalesef tam burslu olabilmek için gereken puanı tutturamayınca dilediği eğitimi almaktan mahrum kalıyor. Yine de o yıllarda kıt kanaat zor şartlarda üniversite sınavını geçebilmesi bile büyük bir başarı.
Fransa’da Bordeaux’da dil öğretmeni olarak 1913’de iş buluyor. Çalışmaya başlayınca da harp çıkıyor. Savaşmaya hiç meyilli değil ve ikilem içinde: mecbur olursa İngiliz mi yoksa Fransız ordusunda mi görev alsam diye düşünüyor. Sonunda Ingiltere yönüne dümen kırıyor, savaşa katılıyor. Ve yaralanıyor. İskoçya’da tedavi gördükten sonra Scarborough’ya gönderiliyor. Cepheye gidecek halde olmadığı için oradaki Kuzey Komutanlığında görev veriliyor. 1918 yılının Mart ayından Temmuz’da Fransa’ya geri dönene kadar Clifton Otelinde kalıyor.
Scarborough’nın hala küçük ve şirin bir limanı var. Tekneler, çoğu balıkçı tekneleri, tatlı tatlı yalpalanıp duruyor. Burun körfezi ikiye ayırmış: Kuzey ve Güney diye. Güney Korfezinden yola çıkarsanız şehir merkezinin kıyıya yakın mevkiinde 1867’de inşası tamamlanmış kocaman Grand Otel ile karşılaşıyorsunuz. Açıldığında Avrupa’nin en büyük oteli ilan edilmiş. Koskoca kıta’da ondan daha büyük tuğladan yapılan başka bir bina yokmuş. Bugün bile uğradığınızda haşmeti gözden kaçmıyor. Açıklarda, tesadüf, bir zırhlı demirlemiş. Gemi İngiliz donanmasına ait. Otel 1914 Aralığında üç Alman savaş gemisi tarafından otuz top darbesi alıp ciddi hasar görmüş.
Sahili takip edip dik bir yokuşla nefes nefese tepeye varınca burundan her iki körfezi de görmek mümkün. Tepedeki kilisenin mezarlığının içinden geçip Kuzey körfeze yol alırken artık inişe geçmeye başlıyorsunuz ve uzakta, tam karşınızda, Clifton Otel’i beliriyor. Otel tadilat altında şu an, giriş yasak. Otel’in bir kulesi var ve oradaki odada Owen konaklamış. Penceresinden deniz ve upuzun plaj önüne seriliyor. 1918’de ünlü şiirlerinden birkaç tanesini burada kaleme alıyor.
Şair dostu Siegried Sassoon yaralı olarak memlekete geri döndüğünde Owen savaşın korkunçluğunun canlı şahidi olarak geniş kitlelere aktarılma sırasının kendisine geldiğine inanıyor ve cepheye dönmek için izin istiyor. Bu istek kabul görüyor ve Ağustos sonunda Fransa’ya varıyor. Ekim’de birliği ile hücuma geçiyor ve sergilediği kahramanlıkdan dolayı madalya ile taltif ediliyor. Savaşın bitmesine tam bir hafta kala taarruza çıkarken vuruluyor ve öluyor. Birinci Cihan Harbinin belki de en ünlü şairi Fransa’da 25 yaşında hayata veda ediyor ve halen orada ebedi istirahatine devam etmekte.
En bilinen şiiri ‘Dulce et decorum est pro patria mori’ nin bir bölümünü Scarborough’da yazmış. Kuzey Körfezinden Clifton Otel’e yol alırken aklıma işte bu şiiri geliyor. Ortaokul’da inglizce edebiyat dersinde ilk okuduğum anı hatırlıyorum, tüylerimin nasıl diken diken olduğunu. Şiir’de savaşın vahşeti, zehirli gazın çektirdiği azab, askerlerin can çekişmesi gözlerimin önüne seriliyor. Ve tabii ki şiirin başlığı: vatan için ölmenin ne kadar şerefli ve tatlı bir şey olduğu.
Owen, şiirin son cümlesinde bunun nasıl eski bir yalan olduğunun altını çizerek adeta okuyucunun yüzüne çarparken, Clifton Otel’inin kulesindeki odasının penceresine tebessüm ile bakan yüzüme rüzgar tokat gibi vuruyor.