VİETNAM’IN KIZI ve TÜRKİYE’NİN ANNESİ…

Canım Türkiye’min ve Dünya’mın çok çeşitli ve yaygın şiddet örneklerinden hareketle acı, kan ve gözyaşından oluşan çok sıcak bir cehenneme doğru gidişine üzülerek, bugünün ve geleceğin canlıları için korkarak, bu duyguların daha da üstünde utanarak bakıyorum.

Keşke sadece gözlerim baksa ve yüreğimin gözleri görmese, aslında keşke sıcak cehenneme doğru yolculuk hiç başlamasa veya yolcuları taşıyanlar hiç bulunmasa, dahası, yolcular bindikleri ateş araçlarının ve gittikleri cehennemim farkında olabilseler. Keşke insanı utandırması gereken bu şiddetten güç alan yolculuğu, şiddetsiz yöntemlerle, sevgi, dostluk ve barıştan beslenerek sonlandırabilsek. Keşke, bundan sonra cehenneme giden araçlar ve kullanılan silahlar geri dönüşümle Dünya ekonomisine kazandırılsa, kaynaklar, ayırımcılığı, ırkçılığı, yoksulluğu, yoksunluğu, kin, nefret, yalan, hakaret, iftira, tehdit üreten insanların “iyi”leşmesi için kullanılsa.

Bugün yazımı iki fotoğrafla birlikte paylaşıyorum.

Fotoğrafı çeken Ersin Eroğlu

8 Temmuz 1972. Vietnam toprakları, 1 Kasım 1955 tarihinde başlayan ve 15 Mayıs 1975 tarihinde, insan, hayvan ve doğa kıyımını geride bırakarak sonlanan Amerika Birleşik Devletleri’nin vahşi saldırısı altında iken, iş birlikçi Güney Vietnam Hava Kuvvetleri, Tay Ninh eyaleti Trang Bang kasabasına Napalm bombası attı.

Bu aşamada hemen bir soru belirdi. Bu bombayı kim üretti, kim Vietnam’a sattı veya kim hibe etti, kim taşıdı, kim emir verdi, kim attı. Bu kimlerden yaşayanlar var mı, ölenler neredeler?

Ancak bu vahşet üstü olay başka bir Kim’le insan soyunu buluşturdu. Phan Thi Kim Phuc, Vietnam geleneklerine göre ise Kim Phuc.

Napalm bombasından kaçmaya çalışan 5 çocuk ve arkalarında, onları korumaya çalışan silahlı 5 asker. Bu fotoğrafı çektiği söylenen, Amerika Birleşik Devletleri merkezli haber ajansı Associated Press fotoğrafçısı Nick Ut, o tarihte 22, Kim ise 9 yaşındaydı. İki kız, üç erkek çocuktan çırılçıplak kalan tek kişi ise Phan Thi Kim Phuc’tu.

İnsanlık değil, insanın tarihine geçen bu fotoğraf 1973’de “Yılın Dünya Basın Fotoğrafı” seçildi, ayrıca Pulitzer Ödülü aldı.

2025 yılındayız. Türkiye, acı ve gözyaşının bir kez daha birçok anneyi de içine aldığı bir süreci yaşıyor. 19 Mart 2025 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı il ve ilçe belediyelerine karşı “yolsuzluk” ana suçlaması yapılarak hareket başlatıldı, gözaltı ve tutuklama süreci yaşanmaya başladı.

Çağımızda da elbette ateş daha çok düştüğü yeri yakıyor. Ancak, kitle iletişim araçları ile bu ateşin görüntüleri ve yakıcılığı çok daha geniş kitlelere, “iyi” gözlerden “iyi” yüreklere yayılıyor.

Sizleri, Vietnamlı kızın fotoğrafından, Türkiye’nin annelerinden Gülseren Çalık’ın fotoğrafına doğru şimşek hızında bir yolculuk örneği sunuyorum. Elbette, Vietnam’daki ile İzmir’deki fotoğrafı kıyaslamak, aynı nitelemeleri yapmak, aynı etkilerin olduğunu söylemek doğru değil, kanımca.

Gülseren Çalık, tutuklu olan İstanbul Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın annesi. Oğul, camın arkasında, anne camdan uzakta. Oğul, İstanbul’daki Cezaevinden, İzmir Buca Cezaevine nakledilmiş. Ailesi, annesi, eşi, çocukları ve yakınları İstanbul’da yaşarken, önemli bir hastalığı bulunan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, İzmir’de, hapishane-hastane arası götürülüp getiriliyor. Alınan bilgilere göre, oğlunu acılar, korkular ve gözyaşları içinde camdan izleyen annenin bu fotoğrafından sonra oğul daha üst katlardaki bir odaya çıkarılmış.

Napalm Kızı diye bilinen, daha sonra Kanada yurttaşı olup Kim Foundation İnternational’ı (Uluslararası Kim Vakfı) kuran Phan Thi Kim Puck’un da içinde olduğu fotoğraf gibi anne Gülseren Çalık-oğul Murat Çalık fotoğrafının önümüzdeki süreçte, hem de birden fazla ödül alacağı kanısındayım.

Haydi, gözaltında veya tutuklu bulunan CHP’li belediye başkanları, arkadaşları, anneleri, eşleri, çocukları, yakınları, gönül bağları bulunan “iyi” yürekliler, sabırla, umutla, hukuka ve hukukun içindeki “iyi” insanlara ve kendinize güvenerek, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…