VİCDAN MADIMAKLI

Bazı tarihler takvimde yalnızca bir gün değildir. Bazı acılar yalnızca yaşanmaz; belleğe kazınır, vicdana yerleşir ve nesiller boyunca taşınır. 2 Temmuz 1993 işte böyle bir gündü...

Sivas’ta otuz üç yıl önce yükselen alevler yalnızca bir binayı sarmadı. O gün ateşe verilen; insan hayatı kadar düşünceydi, şiirdi, türküydü, sanatın özgür sesi ve birlikte yaşama umuduydu. Otelden yükselen dumanlar gökyüzüne yayılırken, bu ülkenin vicdanında kapanması imkansız derin bir yara açıldı.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden aydınlar, sanatçılar, gençler; kitaplarını, sazlarını, şiirlerini ve umutlarını yanlarına almışlardı. Hiçbiri geride gözyaşı bırakacağını bilmiyordu. Hiçbiri, bir otelin insanlığın vicdanında silinmeyecek bir utanç simgesine dönüşeceğini tahmin edemezdi. O gün kaybedilen yalnızca canlar değildi; bu toprakların bir arada, barış içinde yaşayabilme iradesine de ağır bir darbe indirilmişti.

UNUT(MADIMAK)LIMDA

Bu ifade yalnızca bir kelime oyunu değildir; hafızaya, tarihe ve insanlığa verilmiş bir sözdür.

Unutma... Çünkü unutulan acılar, yenilenme ve yeniden yaşanma tehlikesi taşır.
Unutmadım... Çünkü bazı yangınlar söndürülse de küllerinin sıcaklığı yıllarca insanın yüreğinde kalır.
Madımak... Çünkü isimler ateşle silinmez; asıl şimdi insanlığın ortak hafızasında yaşamaya devam eder.
Aklımda... Çünkü vicdan, unutup rahatlamayı değil, hatırlayıp adaleti aramayı seçer.
Unutmayacağım... Çünkü hafıza, adaletin tek sığınağıdır ve insan kalmayı seçenlerin zamana karşı direnişidir.
Unutturmayacağım... Çünkü sessizlik, rıza göstermektir; oysa gerçeği haykırmak ve gelecek nesillere taşımak bu topraklara olan borcumuzdur.
Yazacağım... Çünkü mürekkep ateşten daha güçlüdür; kelimeler küllerin arasından filizlenir ve hafıza, zulmün yazdığı tarihi daima baştan yazar.

Bazı yangınlar yalnızca taş duvarları yakmaz; çocukların geleceğini, annelerin dinmeyen gözyaşını, babaların o ağır sessizliğini, dostların yarım kalan cümlelerini yakar. Söylenemeyen şiirleri, bitirilemeyen türküleri, akordu yarım kalmış sazları yakar.
İnsan bazen yalnızca gözleriyle ağlamaz; burnunun ucu sızlar, boğazı düğümlenir, kelime bulamaz ve sessiz kalır. Çünkü bazı acılar anlatılamaz, yalnızca kalbin en derin yerinde hissedilir.

Adaletin takvimi yoktur. Aradan yıllar geçti, takvimler değişti, mevsimler döndü. Şehirler büyüdü, o gün doğan çocuklar bugün birer yetişkin oldu. Ama Madımak’ın acısı hiç yaşlanmadı.

Çünkü vicdanın zamanı, adaletin takvimi yoktur.

Her 2 Temmuz geldiğinde aynı soru memleketin semalarında yeniden yankılanıyor…Bir toplum geçmişiyle gerçekten yüzleşmeden, o büyük yarayı iyileştirmeden aydınlık bir geleceği inşa edebilir mi?

Hatırlamak, geçmişe saplanıp kalmak demek değildir. Hatırlamak; aynı acının, aynı karanlığın bir daha bu topraklara uğramaması için toplumsal hafızayı diri tutmaktır. Çünkü unutmak, yalnızca hafızanın değil, vicdanın da sessizleşmesidir. İnsanlık tarihi bize defalarca göstermiştir ki; unutulan trajediler tekrarlar, hatırlanan acılar ise geleceğe bırakılmış birer hayati uyarıdır.

Şiir sustu dediler. Hayır!
Metin Altıok, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Asaf Koçak, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Edibe Sulari, Carina Cuanna Thuijs, Yeşim Özkan, Huriye Özkan, Koray Kaya (12), Menekşe Kaya (15), Serkan Doğan, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Özkan Doğan, Nurcan Şahin, Gülsün Karababa, Handan Metin, Yasemin Sivri, Sehergül Yılmaz, Gülender Akça, İnci Türk, Sait Metin, Belkıs Çakır, Mehmet Atay, Sehergül Yılmaz, Ahmet Özyurt, Erkan Avşar, Kenan Yılmaz ve Ahmet Öztürk...

Ve isimleri o otelin duvarlarında, bu halkın yüreğinde asılı kalan otuz üç canı tek tek anmak önemlidir. Çünkü her isim bir ömürdü; bir aile, bir dost, bir öğretmen, bir ozan, bir gülüş ve bir yarındı.

Onları yalnızca kaybettiklerimiz olarak değil; bu ülkenin kültürüne, sanatına ve düşünce dünyasına bıraktıkları ölümsüz mirasla hatırlamak boynumuzun borcudur. "Şiir sustu" dediler; hayır, şiir onu hatırlayanların dilinde hala yaşıyor. "Türküler yandı" dediler; hayır, her vicdanlı yürekte yeniden, daha gür söyleniyor. Kalemler kırılmadı, hafıza yazmaya devam ediyor.

Bugün Madımak yalnızca fiziki bir bina değil; bir toplumsal hafıza mekanı, bir vicdan terazisi ve açık bir yüzleşme çağrısıdır. Adalet yalnızca mahkeme salonlarında kuru bir imza ile verilen kararlardan ibaret değildir. Gerçek adalet, toplumun ortak vicdanında yerini bulan hakikattir. Hakikat inkar edilince acı küçülmez; sessizlik büyüdükçe yara kapanmaz. Vicdanın sustuğu yerde adalet de körleşir.

Bugün bize düşen görev; öfkeyi büyütmek değil insanlığı büyütmektir. Nefreti çoğaltmak değil vicdanı çoğaltmaktır. İntikamı değil, koşulsuz adaleti savunmaktır. Biliriz ki "göze göz" anlayışının sonu tüm dünyayı kör eder; oysa adalet, insanlığın gözlerini yeniden açabilir.
Her 2 Temmuz’da yaktığımız o mum, yalnızca kaybettiklerimizin aziz hatırasına değildir; karanlığa teslim olmamak, insanlığın nefretin önünde diz çökmeyeceğini göstermek içindir. Çünkü karanlık, yalnızca ışığın yokluğudur ve tek bir mum bile en koyu geceyi delmeye yeter.
Bazı tarihler unutulmaz, bazı acılar eskimez. Hatırlamak geçmişte yaşamak değil, geleceği korumaktır. İnsanlık adına, vicdan adına, barış adına... Bir daha hiçbir annenin evladı ateşle sınanmasın, hiçbir çocuk korkuyu miras almasın, hiçbir düşünce ateşe verilmesin diye yazıyoruz, hatırlıyoruz ve anıyoruz.

İnsanlığın ortak vicdanına bir kez daha söz veriyoruz…

SONSÖZ
UNUT(MADIMAK)LIMDA