Veri Egemenliği Hakkı

Dijitalleşmenin artık ekonomik faaliyetlerin, kamu hizmetlerinin, üretim süreçlerinin ve bireysel yaşamın merkezine yerleştiği bir dönemde veri, modern dünyanın “stratejik hammaddesi” haline geldi. Ne var ki bu dönüşüm, baş döndürücü bir hızla ilerledikçe devletlerin, şirketlerin ve bireylerin konumları arasında ciddi bir asimetri belirginleşiyor. Bu asimetrinin tam merkezinde ise son yıllarda giderek daha görünür hale gelen bir kavram var: veri egemenliği hakkı. Bu hak, sadece kişisel verilerin korunmasını değil, bireyin dijital dünyadaki varlığı üzerinde tam bir tasarruf sahibi olmasını; verisinin nasıl üretildiğini, nasıl depolandığını, kimlerle paylaşıldığını ve hangi amaçlarla işlendiğini belirleyebilmesini içeriyor. Dolayısıyla veri egemenliği hakkı, dijital çağın yeni toplumsal sözleşmesinin ana maddelerinden biri olmaya doğru ilerliyor.


Veri gücünün merkezileşmesi ve yeni eşitsizlikler


Veri egemenliğinin tartışılmasının en önemli gerekçelerinden biri, küresel ölçekte verinin kontrolünün birkaç büyük teknoloji şirketinin elinde yoğunlaşmasıdır. Bugün küresel veri trafiğinin çok büyük bölümü, ABD merkezli platformlar üzerinden akmakta; reklam, içerik akışı, finans, lojistik ve yapay zekâ uygulamaları gibi piyasaların algoritmik altyapısı bu dev şirketler tarafından belirlenmektedir. Avrupa’nın ve birçok ülkenin veri egemenliği tartışmasını gündemine almasının nedeni tam da bu tekelleşme eğilimidir. Zira veri üzerindeki kontrol, ekonomik gücün ve siyasi nüfuzun da kontrolüne dönüşmektedir.


Bu noktada veri egemenliği, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda devletlerin ve şirketlerin dijital bağımsızlık kapasitesiyle de ilgilidir. Ulusal güvenlikten kritik altyapıların işleyişine, kamu hizmetlerinin dijitalleşmesinden ekonomik rekabetçiliğe kadar pek çok alanda veri artık bir güç unsuru olarak konumlanıyor. Ancak veri üzerinde tasarruf hakkı birkaç küresel aktöre bırakıldığında hem ulusal politikaların uygulanabilirliği hem de yerel ekonomilerin sürdürülebilirliği tehlikeye girmektedir. Bu nedenle veri egemenliği hakkı, günümüzün yalnızca bireysel özgürlük meselesi değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi bağımsızlık tartışmasıdır.


Bireyin verisi üzerindeki hakları neden genişlemeli?


Bugün kullanılan çoğu dijital hizmette, bireyler veri paylaşımına ilişkin kararlarını genellikle uzun, karmaşık ve okunması neredeyse imkânsız aydınlatma metinleri üzerinden veriyor. “Rıza” mekanizması, teoride bireyin koruma aracı olsa da pratikte çoğu zaman formaliteden ibaret kalıyor. Kullanıcıların büyük bölümü hangi tür verilerin toplandığını, verilerinin hangi analizlere tabi tutulduğunu ve bu analizlerden nasıl sonuçlar çıkarılabileceğini bilmiyor.
Veri egemenliği hakkı tam da bu noktada devreye giriyor: Bireyin verisi üzerinde şeffaf, anlaşılabilir, geri alınabilir ve izlenebilir bir tasarruf yetkisi olması gerektiğini savunuyor. Bu hak, kişisel verilerin korunması mevzuatının da ötesine geçen bir ilkedir. Örneğin, bir kullanıcının verisini hangi şirketin kullandığını bilmesi yetmez; verisinin hangi yapay zekâ modellerini beslediğini, bu modellerin kendisi hakkında nasıl kararlar verdiğini ve isterse bu süreci durdurabileceğini bilmesi gerekir. Bu çerçeve, dijital çağda bireyin hem ekonomik hem de sosyolojik olarak daha güçlü bir konuma yerleşmesi anlamına gelir.
Veri yerelliği ve ulusal stratejiler


Veri egemenliği hakkının yükselişi, pek çok ülkede veri yerelleştirme ve dijital strateji çalışmalarını da tetikliyor. Avrupa Birliği’nin GAIA-X projesi, Hindistan’ın veri yerelleştirme düzenlemeleri, Çin’in siber güvenlik yasaları ve ABD’nin sektörel veri koruma politikaları, ülkelerin veriyi stratejik bir ulusal kaynak olarak görmeye başladığının açık göstergeleridir. Bu stratejiler, ülkelerin kritik verilerini kendi sınırları içinde saklama, yerli bulut teknolojilerini geliştirme ve veri akışlarını kontrol etme çabalarının bir parçasıdır.


Türkiye’de ise hem KVKK hem de dijital dönüşüm stratejileri kapsamında veri güvenliği ve veri egemenliği ilkeleri giderek daha fazla gündeme taşınıyor. Kamu hizmetlerinin dijitalleşmesinde kullanılan altyapıların yerli olması yönündeki adımlar, yerli-yabancı bulut servisleri arasındaki tercihler ve yapay zekâ projelerinin veriye dayalı karar alma süreçlerinde şeffaflığı güçlendirme hedefi, veri egemenliği yaklaşımı ile uyumludur.
Ancak politika yapıcılar açısından en kritik soru şudur: Veri yerelleştirme ile veri egemenliği arasındaki ince çizgi nasıl korunacak? Çünkü aşırı yerelleştirme, inovasyonu ve küresel entegrasyonu yavaşlatabilir; yetersiz yerelleştirme ise güvenlik açıklarını büyütebilir. Bu nedenle veri egemenliği tartışması, yalnızca teknik bir mesele değil; ekonomik, hukuki ve jeopolitik boyutları olan çok katmanlı bir politika alanıdır.


Ekonomik değer yaratımı ve veri hakkının geleceği


Veri egemenliği hakkının gelişmesi, bireyin ekonomide yeni bir aktör olarak konumlanması anlamına da geliyor. Bugün dijital ekonomiyi büyüten temel unsur, kullanıcı verilerinin sistematik bir şekilde işlenmesiyle oluşan değer zinciridir. Peki birey, bu değer zincirinde nasıl bir taraf olmalıdır?
Yeni nesil yaklaşımlar, bireyin verisi üzerinde yalnızca koruyucu bir hak değil, aynı zamanda ekonomik bir hak sahibi olması gerektiğini savunuyor. Veri paylaşım pazaryerleri, kişisel veri cüzdanları, izne dayalı veri ekonomisi modelleri ve kullanıcıların verilerini belirli koşullarda gelir elde edecek şekilde yönetebileceği platformlar, bu dönüşümün işaret fişekleri olarak değerlendirilebilir. Bu sistemlerin yaygınlaşması, dijital ekonominin doğasını kökten değiştirecek potansiyele sahiptir.
Kimi uzmanlar, veri egemenliğinin gelecekte tıpkı fikri mülkiyet hakları gibi bireysel ve devredilebilir bir hak kategorisi olabileceğini düşünüyor. Böyle bir durumda kullanıcılar verilerini, tıpkı bir varlık gibi yönetebilir, değerlemesini yapabilir ve kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanabilir.


Güçlü bir veri egemenliği hakkı için gerekli ilkeler


Veri egemenliği hakkının etkin bir biçimde hayata geçebilmesi için üç temel ilke öne çıkıyor:
Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Dijital platformların veri işleme süreçleri gerçek zamanlı olarak izlenebilir ve denetlenebilir olmalı. Karar mekanizmaları kara kutu olmaktan çıkarılmalı.
Kullanıcı Kontrollü Veri Mimarı: Kullanıcı, verisinin yaşam döngüsünün her aşamasında –toplama, işleme, saklama, paylaşma– etkin karar verici olmalı. Bu hak, kullanıcı arayüzlerinde somutlaştırılmalı.
Güçlü Ulusal ve Uluslararası Hukuki Çerçeve: Veri akışlarının küresel niteliği göz önüne alındığında, tek başına ulusal hukuk düzenlemeleri yetersiz kalmakta; bu nedenle veri egemenliği uluslararası standartlarla desteklenmeli.


Sonuç: Dijital dünyanın yeni kamusal hakkı


Veri egemenliği hakkı, dijital dönüşümün hızlandığı bir dönemde bireyi güçlendiren, devletleri daha dirençli kılan ve ekonomiyi daha adil hale getiren bir çerçeve sunuyor. Bu hakkın kurumsallaşması, yalnızca veri ihlallerinin önlenmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda dijital ekonominin sürdürülebilirliğini, güvenilirliğini ve demokratik niteliğini pekiştiriyor.
Kısacası veri egemenliği hakkı, dijital çağda özgürlük, güvenlik ve refah arasındaki dengeyi sağlayacak en kritik toplumsal araçlardan biridir. Geleceğin dijital toplumlarında, bireylerin yalnızca veri üreticisi değil, aynı zamanda dijital ekosistemin etkin paydaşları olduğunu görmek için bu hakkın güçlü ve uygulanabilir bir biçimde hayata geçirilmesi şarttır.