Vatandaş Olarak Hayatımızın Acı Reçetesi

Sevgili okurlarım, bu haftaki köşe yazımda sizlere son zamanlarda hepimizin hayatına biraz daha fazla giren, soframıza, evimize, bütçemize ve hatta hayallerimize kadar uzanan bir konudan bahsetmek istiyorum.

Eskiden insanlar maaşını aldığı gün evinin eksiklerini tamamlar, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılar, biraz da kenara koyabildiği parayla geleceğe dair planlar yapardı. Bugün ise birçok kişi maaşını aldığı gün önce faturalarını, kirasını ve borçlarını hesaplıyor. Geriye ne kalırsa onunla ay sonunu getirmeye çalışıyor.

Çarşıya çıktığımızda, pazara uğradığımızda ya da market raflarının arasında dolaştığımızda bunu açıkça görebiliyoruz. Geçen yıl aldığımız birçok ürünü bugün aynı miktarda almakta zorlanıyoruz. Bir zamanlar alışveriş arabasını dolduran aileler şimdi ihtiyaç listesini küçültmeye çalışıyor. Kimisi meyveyi azaltıyor, kimisi eti daha seyrek alıyor, kimisi de çocuklarının canı çekmesin diye bazı ürünlerin olduğu reyonlara bile uğramamaya çalışıyor.

Açıklanan verilere baktığımızda açlık sınırının ve yoksulluk sınırının her geçen gün yükseldiğini görüyoruz. Ancak rakamların anlatamadığı başka gerçekler de var. Çünkü bu mesele sadece sayılarla açıklanabilecek bir konu değil. Bu mesele, torununa harçlık vermek isteyen emeklinin mahcubiyeti, çocuğuna istediği ayakkabıyı alamayan babanın çaresizliği, mutfak alışverişi öncesinde hesap yapan annenin endişesidir.

Özellikle emeklilerimizin yaşadığı sıkıntılar artık günlük hayatın en çok konuşulan konularından biri haline geldi. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkesine katkı sunmuş insanlar bugün emekli maaşlarıyla ay sonunu getirebilmenin hesabını yapıyor. Oysa emeklilik, insanın biraz nefes aldığı, yılların emeğinin karşılığını huzur içinde yaşayabildiği bir dönem olmalıydı.

Asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın durumu da farklı değil. Gün doğmadan işe giden, akşam yorgun argın evine dönen milyonlarca insan, alın terinin karşılığını alabilmenin mücadelesini veriyor. Ancak hayat pahalılığı arttıkça maaşların alım gücü de aynı oranda azalıyor.

Bir başka önemli konu ise kiralar. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan aileler için kira artık bütçenin en büyük yüklerinden biri haline geldi. Maaşın önemli bir kısmı daha ele geçmeden kiraya gidiyor. Ardından elektrik, su, doğalgaz ve diğer giderler geliyor. Geriye kalan para ise çoğu zaman temel ihtiyaçları karşılamak için bile dikkatli kullanılmak zorunda kalıyor.

Ekonomik şartların etkisini gençlerimizin hayatında da görüyoruz. Bir zamanlar düğün hazırlıklarıyla dolup taşan salonlar bugün eski hareketliliğinden uzak. Evlenmek isteyen gençler, ev kurmanın maliyetini düşündükçe kararlarını ertelemek zorunda kalıyor. Mobilya, beyaz eşya, kira ve diğer masraflar birçok aile için ciddi bir yük oluşturuyor. Bu yüzden nikâh tarihleri erteleniyor, planlar yeniden gözden geçiriliyor.

Aslında insanların beklentileri çok büyük değil. Herkes lüks bir hayat istemiyor. İnsanlar çocuklarını rahat okutabilmek, evlerinin mutfağını huzurla doldurabilmek, ay sonunu düşünmeden yaşayabilmek istiyor. Emekliler torunlarına gönül rahatlığıyla harçlık vermek, gençler yuvalarını kurmak, çalışanlar ise emeğinin karşılığını almak istiyor.

Belki bugün birçok insan markete giderken iki kez düşünüyor, pazarda elindeki parayı hesaplıyor, çocuklarının geleceği için kaygılanıyor. Belki gençler kuracakları yuvanın hayalini biraz daha ileri bir tarihe bırakıyor, emekliler yıllarca çalışarak hak ettikleri rahat günleri özlemle bekliyor. Ama şunu da unutmamak gerekir ki bu ülke zor günleri birlik olarak aşmayı bilen insanların ülkesidir. Dileğim; hiçbir annenin mutfak masrafını düşünerek üzülmediği, hiçbir babanın evladına mahcup hissetmediği, hiçbir emeklinin ay sonunu kaygıyla beklemediği günleri yeniden görebilmektir. Çünkü insanın en büyük zenginliği cebindeki para değil, geleceğe güvenle bakabilmesidir.

Bir sonraki hafta başka bir konuyla sizlerle buluşmak üzere, hepinize sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir hafta sonu diliyorum.