Türkiye’de vatandaş, yüksek faiz oranlarına rağmen borçlanmaktan başka çare bulamıyor. Günlük yaşamın artan maliyeti karşısında gelirler yetersiz kalırken, kredili mevduat hesapları adeta bir can simidi gibi kullanılıyor. Ancak bu “can simidi”, her geçen yıl daha ağır bir borç yüküne dönüşüyor.
Rakamlar çarpıcı. 2023 yılı Ocak ayında 80,8 milyar lira olan kredili mevduat hesaplarındaki borç miktarı, 2024’te 181,7 milyar liraya, 2025’te 441,2 milyar liraya yükseldi. 2026 yılının Ocak ayı itibarıyla ise bu tutar 742,5 milyar liraya ulaştı. Üstelik bu rakamlara kredi kartı borçları ve tüketici kredileri dâhil değil. Yani milyonlarca vatandaş, yalnızca günü kurtarabilmek için her yıl daha derin bir borç sarmalına sürükleniyor.
Yapılan araştırmalar, borçlanmanın artık istisna değil, kural haline geldiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de hanelerin yarıdan fazlası borçlu durumda. Dahası, borcu olan haneler arasında ödeme vadesi geçmiş borca sahip olanların oranı yüzde 45 ile 49 arasında değişiyor. Bu tablo, borcun yalnızca büyümediğini, aynı zamanda sürdürülemez hale geldiğini de gösteriyor.
Kredi kartı verileri de ekonomik baskının boyutlarını net biçimde ortaya koyuyor. Kart borcunu yalnızca asgari tutarı ödeyerek çevirmeye çalışanların oranı yüzde 38,4’e ulaşmış durumda. Borcunu hiç ödeyemeyenlerin oranı ise yüzde 6,6’ya çıkmış bulunuyor.
OWL Intelligence LTD tarafından Türkiye genelinde gerçekleştirilen Finansal İyilik Hali Monitörü (FWBM) 2025 Son Çeyrek Araştırması, vatandaşların yüzde 34,5’inin kredi kartı, yüzde 23,3’ünün ise bireysel kredi borçlusu olduğunu ortaya koyuyor. Ancak borçlanma yalnızca bankalarla sınırlı değil. Ay sonunu getirebilmek için vatandaşların yüzde 12,4’ü arkadaşlarından, yüzde 7,1’i ise aileden ve esnaftan borç alıyor. Finansal istatistiklere yansımayan bu borçlanma biçimi, ekonomide ciddi bir “gizli risk” oluşturuyor.
Hanedeki kişi sayısı arttıkça borçluluk oranı da yükseliyor. Tek kişilik hanelerde borçluluk oranı yüzde 47,7 iken, beş ve üzeri kişiden oluşan hanelerde bu oran yüzde 62,2’ye kadar çıkıyor. Geniş haneler, ayı daha büyük borçlarla kapatmak zorunda kalıyor.
Kredi kartı borcunu ödeme biçimleri, toplumun büyük bölümünün borcu planlı bir şekilde değil, nakit akışı baskısı altında yönettiğini gösteriyor. Toplumun yalnızca yüzde 23,2’si kredi kartı borcunun tamamını zorlanmadan ödeyebildiğini söylüyor. Yüzde 30’luk bir kesim ise borcun tamamını ödediğini ancak ciddi şekilde zorlandığını ifade ediyor.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verileri de tabloyu doğruluyor. Bireysel kredi kartı ve kredi borçları yüzde 49 artarak 5 trilyon 671 milyar liraya dayanmış durumda. Bu borçların en büyük payı, 2 trilyon 828 milyar lira ile kredi kartlarına ait. İhtiyaç kredileri ise 1 trilyon 376 milyar liralık hacme ulaşmış bulunuyor.
İhtiyaç kredisi kullanan kişi sayısı 10,1 milyona çıkarken, ortalama borç tutarı bir yılda yüzde 62 artarak 135 bin 869 liraya yükseldi. Bankalara borcu olan toplam kişi sayısı ise bir yılda 1,9 milyon artarak 43,6 milyona ulaştı. Kişi başına düşen ortalama borç miktarı da yüzde 42,5 artışla 130 bin 16 liraya çıktı.
Bugün Türkiye’de 40,7 milyon kişi kredi kartı borçlusu olarak yaşamını sürdürüyor. Kişi başına düşen kredi kartı borcu ise bir yılda yüzde 48,5 artarak 69 bin 555 liraya yükselmiş durumda. Dikkat çekici bir başka veri ise kredi kartı borçlarının en hızlı arttığı illerin başında deprem bölgesindeki illerin gelmesi.
Özetle;
Tüm bu rakamlar, vatandaşın yalnızca bugünü değil, önümüzdeki on yılı da borç ödeyerek geçirmek zorunda kalacağını gösteriyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de geniş bir kesimin geleceği ipotek altında. Bu borçların ödenememesi halinde ortaya çıkacak ekonomik ve sosyal yıkımın boyutları ise henüz tam olarak hesaplanmış değil.
Başta emekliler olmak üzere asgari ücretliler, günübirlik çalışanlar, dul, yetim ve engelli maaşıyla geçinenler için tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Asgari emekli maaşının 20 bin lira olarak belirlendiği bir ortamda, yukarıda sıralanan verilerin görmezden gelindiğini söylemek güç.
Türkiye, kaynak fakiri bir ülke değil. Vatandaş, tüm zorluklara rağmen vergisini eksiksiz ödüyor. Ancak 2026 bütçesine bakıldığında, bu kaynakların önemli bir bölümünün borç ve faiz ödemelerine, kamu-özel işbirliği (KOİ) projelerine ve vergi aflarına ayrıldığı görülüyor. Sorunun özü de tam olarak burada yatıyor: Kaynakların, toplumun temel ihtiyaçlarını önceleyecek şekilde kullanılmaması.
Ekonomik göstergeler kadar, bu göstergelerin arkasındaki sosyal gerçeklik de artık yüksek sesle konuşulmayı bekliyor. Çünkü borç, yalnızca bir ekonomik mesele değil; aynı zamanda derinleşen bir toplumsal krizin de habercisi.