Unutulmasın Diye

Sevgili okur,

Bu satırları yağmura teslim olmuş bir 23 Nisan Ankara sabahında yazıyorum. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bu günü yıllardır sosyal platformların her köşesinde kutladık, paylaştık. Evet, çok anlamlı… Ama bu sene benim için farklı bir hissiyatı oldu.

Nutuk’u uzun seneler sonra tekrar bitirdim.

Storytel uygulamasında, Nur Subaşı’nın zihinleri titreten sesiyle yaklaşık 20 saat dinledim.

Bu dinleyiş; oklavayı bacak arasına, tencereyi kafasına, ışın kılıcını eline alıp televizyon karşısında savaş dizileriyle ülkeyi kurtaran bir coşkunun içinde değil… Zihnin daha sessiz, daha derin bir yerinde oldu.

Burada mesele o coşkuyu yaşayan insanlar değil; o yönlendirilmiş coşkuyu üreten ve besleyen sistemin kendisi. Bunu bir kez daha düşündürdü.

Evet, dinledim.

Ve gerçekten nelerin, nasıl kazanıldığını bir kez daha gördüm.

Atatürk, Nutuk’ta her birkaç sayfada bir telgraflara, yazışmalara başvurur. Bu bir anlatım tercihi değildir sadece. Bu, bilime ve akla dayanan bir temelin inşasıdır. Aynı zamanda şunu da bilir: Söylenen sözler zamanla çarpıtılır. Bunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Düşünce kasları zayıflatılmış toplumların en belirgin özelliği budur.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’u 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, 6 gün boyunca toplam 36 saat okudu.

Bu sadece bir tarih anlatısı değildir.

Bu, yaşananların kayıt altına alınmasıdır.

Bu, unutulmaya karşı yazılmış bir metindir.

Bir sohbet sırasında Nutuk’tan “muhteşem bir kişisel gelişim kitabı” diye bahsetmiştim. Bu, bir kurtuluş mücadelesinin ağırlığını azaltmak için değil; insanın kendine katacağı gelişim duygusuna dikkat çekmek içindi.

İşte böyle bir günde Nutuk’tan bahsetmek istedim.

Çünkü en büyük özelliklerimizden biri unutmak.

Okumak, buna karşı elimizde kalan en güçlü dirençtir.

Sağlıcakla.