Unutmadık, Unutmayacağız…

6 Şubat 2023 sabahı, bizim için sadece soğuk bir kış günü değil, zamanın durduğu, toprağın feryat ettiği zifiri bir karanlıktı. O gece saatler 04:17’ yi gösterdiğinde gün ağarmadan gerçekleşen o altmışbeş saniye süren ve bitmek bilmeyen devasa sarsıntı sonucunda sadece binalar değil, milyonların kalbi de yerle bir oldu. İlk anlarda durumun ciddiyeti tam anlaşılmasada saatler ilerledikçe yaşanılanın asrın felaketi olduğu anlaşıldı. O gün sadece yer sarsılmadı, sanki gök de üzerimize yıkıldı.

Dışarıda dondurucu bir ayaz ve yer yer yağmur yağıyor, gece sabaha karşı zaman durduğunda, beton yığınlarının arasından acı çığlıklar yükseliyordu. Zaman zaman sessizlik isteniyor ve “Sesimi duyan var mı?” nidaları enkaz başlarında yankılanıyordu.
Televizyon kanalları birbiri ile yarışa girmiş yıkılan şehirlerin görüntülerini servis ediyordu. Ekran başındaki seyirci de çaresizliğin utancı içerisindeydi. Birşeyler yapmalı ama nereden başlanmalıydı. Dışarıda dondurucu bir ayaz ve yağan yağmurlar arasında depremzedenin sığınacak yeri yoktu. Bebeklerin üşüyen minik ellerini ısıtmaya çalışan ve evladının üzerine siper olan anneler ve çaresizce enkaz başında bekleyen babalar... Acı, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar derindi.

Gönüllüler ekran başında ağlamanın yetmeyeceğini anladığı an yollara düştü.
Bu büyük acı, büyük bir dayanışmayla yoğrulmalı ve süreç başlamalıydı.
Özellikle üniversiteli gençler depolama alanlarına akın akın gidiyor hazırladıkları kolilerin tırlara yüklenmesinde aktif görev alıyorlardı. Herkes uykusuz geceler geçirmeye razıydı. Çocuklara mamalar, biberonlar, bezler acilen yetiştirilmeliydi. Paydos edecek zaman yoktu. Herkes gücünün son damlasına kadar çalışıyor, vatandaş marketlerden aldığı erzakları toplama alanlarına ulaştırıyordu. Yorgunluktan bitap düşenler yerlere kıvrılıyor, yeniden enerji toplamaya çalışıyorlardı.

Ekran başında gözyaşı dökmenin faydası yoktu. Bunu anlayanlar için o an büyük bir koşturmaca başladı. Türkiye’nin her yerinden insanlar akın akın deprem bölgesine yardıma koşuyordu. Ama en çok da Anadolu’nun kalbinden, Ankara’dan yola çıkan araçlar asfaltları ağlatıyor, tekerlekler depremzedeye bir parça sıcak ekmek, su, ilaç, mama, battaniye ve bir umut yetiştirmek için süratle dönüyordu. Böylece çok sayıda yardım köprüleri kuruldu, Ülkenin dört bir yanından yanından gönüllere…
Yardım araçları sadece yardım malzemesi değil, aynı zamanda bir halkın vicdanını taşıyordu. Ankara ile deprem bölgesi arasında kurulan o görünmez köprüde, yorgunluk nedir bilinmedi. Şoförler uykusuz, gönüllüler ise tek bir cana dokunabilmenin telaşındaydı. Ancak, deprem bölgelerine ulaşmak neredeyse imkansız hale gelmişti. Yollar bozulmuş, köprüler yıkılmış, enkaz yığınları yolları tıkamış ve trafiğe giren araç sayısının çok artmış olması da ulaşımı imkansız hale getirmişti.

Deprem bölgelerine ulaşıldığında manzara mahşer yerini andırıyor, ama insanlığın kalbi de orada atıyordu. O kargaşa içinde bile çocukların uzatılan bir oyuncağa, verilen bir poşete sarılmaları ve bunun neticesinde gözlerindeki parıltı, enkazın tozunu dumanını dağıtmaya yetti. Anneler ve babalar, kendi acılarını bir kenara bırakıp evlatlarının ihtiyaçları için sıraya girerken; uzatılan her yardım eline gösterdikleri o vakur duruş ve şükran dolu bakışlar, yardıma koşanların yorgunluğunu bir anda sildi.

Gönüllüler sadece ekmek götürmeye gitmiyordu; kardeşliğe, acıları bölüşmeye ve paylaştıkça azalacağına inandıkları o büyük kederi sırtlanmaya gidiyordu. 6 Şubat, Türk milletinin hafızasından asla silinmeyecek derin bir yara bıraktı. Ancak o yara, doğudan batıya birbirine kenetlenen ellerle sarıldı. İnsanların kendi imkanlarını seferber ederek bölgeye koşması, “ben ne yapabilirim?” diyerek yollara düşmesi, insanlığın ölmediğinin en somut kanıtıydı. O gün belki yer yarılmıştı ama o yarığın içinden, dünyayı ısıtacak kadar büyük bir dayanışma ruhu fışkırdı.

Ankara’dan bölgeye uzanan o uzun yollarda, araçların kilometreleri sadece yolları değil, çaresizliği de aşmak içindi. Tek dertleri vardı: Isınamayan o minik ellere bir parça sıcaklık, sönen umutlara bir parça ışık olabilmek. Unutmadık, unutmayacağız. Toprak yarıldı ama herkes kenetlendi.

Bu hüzün dolu ama bir o kadar da onurlu süreç için o günlerde emeği geçen ve halen geçmekte olan herkese saygılarımızla…