Toplum düzenimizde ve günlük yaşantımızda bazı kavramlar biz hiç farkında olmasak dahi aslında çok ama çok önemlidir. İçi boşaltılan eğitim sistemimiz de ne yazık ki bu önemli kavramları, kavramların anlam ve içeriklerini öğretmekte fevkalade yetersiz kalmaktadır. Kavramlar tam olarak anlaşılıp, ne olup ne olmadığı hakkında bir fikir birliğine varılamadığı içinde ülkemizde yıllardır bir kör dövüşüdür sürüp gitmektedir.
Ulusal egemenlik ya da eski dille söylenişi ile Hakimiyet-i Milliye de bu çok ama çok önemli, düzen kurucu kavramlardan biridir. Ulusal egemenlik kavramını anlayabilmek için önce egemenlik kavramını anlamamız ve bu kavram üzerinde bir görüş birliğine varmamız gerekmektedir.
Egemenlik kavramı kanun yapma, kural koyma hak ve özgürlüğü ile yürütme, yasama ve yargı gücüne sahip olmak demektir.
İkinci olarak üzerinde anlaşmamız gereken kavram ise ulus kavramıdır, ulus siyasi birliktelik kurabilmiş insan ya da halk toplulukları demektir. Bir insan topluluğunun bir ulus oluşturabilmesi için doğal olarak egemenlik haklarına da sahip olması gerekir, egemenlik haklarına sahip olmayan insanların ulus oluşturması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Bir halk topluluğunun ulus oluşturabilmesi için öncelikle egemenlik haklarına sahip çıkma iradesini ve arzusunu göstermesi gerekir, bu uluslaşmanın en önemli faktörü ve temel taşıdır.
Hangi halk topluluğu ya da topluluklarının hangi coğrafyada egemen bir ulus oluşturabileceği ortak paylaşılan etnik, dini, kültürel aidiyetlerden ziyade çoğu kez değerler ve ilkeler etrafında birleşmek, egemenlik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak üzere verilen gönüllü bir karardır. Bu yüzden etnik, kültürel veyahut da dini paydaları ortak olan birçok halk bu değerler etrafında bir araya gelebilecek gönüllü kararları üretemedikleri için bir ulus oluşturamamaktadırlar.
Egemenlik meselesi önemlidir demiştik, doğal olarak insanlık tarihi boyunca her toplumda egemen olan kişi, kişiler ya da sınıflar olmuştur. Egemenlik haklarının kimde ya da kimlerde olduğu ve ne şekilde kullanıldığı toplumların yönetiminde ve en nihayetinde yönetim sonucunda elde edilen bölüşüm haklarında elbette ki çok önemlidir.
Egemenliğin halkta olmadığı toplumlarda tarih boyunca çok ciddi bir bölüşüm ve adalet sorunları gözlemlenmektedir. Bu tip toplumlarda üreten değil egemen olan güçler bölüşümden aslan payını almakta ve üretici güçleri sömürmektedirler.
Bir ulus kurabilmek egemenlik hak ve özgürlüklerine sahip çıkabilmek üzere yola çıkan halklar eski düzenin egemenlerine karşı savaşmak zorundadırlar, hiçbir egemen güç insanlık tarihi boyunca bu gücünü savaşmadan bir başkasına teslim etmemiştir.
Halkların egemenliklerine sahip çıkarak bir ulus kurma sürecinde eski egemenler olan hanedanlar ve dinler ile savaşmaları gerekmiştir. Tarihte ilk olarak Amerikan devrimi ikinci olarak ise Fransız devrimini halkların başarması ile hanedanlar ve dinler yenilmiş, egemenlikleri son bulmuş ve ulusal egemenlikler kurulmuştur. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ulusal egemenliklerin kurulması noktasında çok önemlidir.
Lenin’in önderliğinde Ekim 1917 devrimi ile Rusya’da Romonov hanedanının, 23 Nisan 1920 de Mustafa Kemal’in önderliğinde başlayan Türk devrimleri ile Anadolu’da Osmanlı hanedanının egemenliklerine son verilmiş ve bu coğrafyalarda da halklar ulusal egemenlik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmayı başarmıştır.
Türk devriminin büyüleyici yanı ise hem içeride hanedan ve dinin egemenliğine son veren bir iç savaş ve hem de işgalci emperyalist güçlere karşı verilen savaş kazanılarak ulusal egemenlik kurulabilmiştir olmasıdır, bu örnek dünyada tektir.
Ulusal egemenlikleri tehdit eden güç odakları bu günde vardır bunlar:
- Hanedan egemenlikleri
- Dini egemenlikler
- Diktatörler
- Kartel, tekel ve oligapoller
Bir insan ya da halk topluluğu uluslaşabilmiş ve ulusal egemenlik haklarını elde edebilmiş olsa dahi bu tehditler tamamı ile ortadan kalkmamıştır, her an uyanık olmak gerekmektedir. Ülkemizdeki şeriatçı ve Osmanlıcı siyasi akımlar ile diktatörlük heveslileri ulusal egemenliğimiz karşısındaki en önemli tehditlerdir.